birgün

10° PARÇALI BULUTLU

Anlamak aktarmak

Çevirmen Ahmet Aydoğan “Kelimeler asılsız esassız bulunmadıkça yani ya taklit veya tercüme yoluyla imal edilmiş olmadıkça dilimizin malı olmuş hiçbir kelimeye sırf kökeni sebebiyle uzak duramayız” diyor.

BİRGÜN KİTAP 27.01.2022 10:02
Anlamak aktarmak
Abone Ol google-news

Y. Emre CEREN

Ülkede uzun yıllardır pek çok yayınevi ve çevirmen tarafından dilimize eserleri çevrilen Arthur Schopenhauer’in Say Yayınları’ndan Schopenhauer Kitaplığı adı altında Almanca aslından 20 civarı çevirisi yayımlandı. Çevirilerin arkasındaki isim Ahmet Aydoğan ile çeviri, dil, felsefe ve Schopenhauer üzerine söyleştik.

Eserlerini dilimize kazandıran bir çevirmen olarak Schopenhauer’u nasıl anlamalı dersiniz?
Bir düşünürün çevrilmeye, çevrildikten sonra yayımlanmaya, nihayet kitap raflarında yerini aldıktan sonra anlamak için dikkatle okuyup sükûnetle düşünecek bir mesaiye ve bunun için ayrılacak vakte değer olup olmadığı, hele önümüzde dört bir yanımızdan bizi çekiştirip duran bir yığın çağrı, alakamızı kendisine çeken bu kadar uyarıcı, dikkatimizi kendi meyline bırakmayan bir yığın meşgale varken.

Schopenhauer’in bugün dünyanın ve insanlığın varıp dayandığı yerin sarahate kavuşturulması bakımından sıradan bir düşünür olmadığını söyleyebiliriz. O düşüncesini üzerine oturttuğu temel esaslar ve bu esaslardan hareketle vardığı sonuçlar itibariyle yaşadığımız dünyaya irtibatını kaybetmiş dolayısıyla yazdıkları ile bugün yaşadıklarımızın arası açılmış, 'güncelliği' kaybolmuş düşünürlerden değildir. Değilse bunun en başta gelen sebebi dünya muammasının cevabını bulmak için yola koyulmuş ve yolun başında birtakım peşin hükümlerle bakışının eğrilmesine görüşünün çarpılmasına elinden geldiğince izin vermemiş, daha doğrusu vermemeye çalışmış olmasıdır.

Nasıl ki bir yabancı dil öğrenebilmek, sonra o dilin dünyasına nüfuz edebilmek evvelemirde kendi dilimizi iyi bilmekle, onun sarfına nahvine, yani kelimelerinin değişme ve türeyişlerine, onların cümle içerisinde kullanım ve dizilim inceliklerine hâkim olmakla mümkün ise o dilin kurduğu dünyaya ait bir teşkilatı, bir müesseseyi, bir örfü, bir eseri de beri yanda benzeri bir dünyaya sahip olarak ve o dünyadan hareketle anlayabiliriz.
Schopenhauer’in aphoristik yani vecize kabilinden sözler söyleyen bir düşünür olarak anlaşılması veya yaygın anlaşılma kalıpları içerisinde böyle bir eğilimin giderek başı çeker hale gelmesi sözünü ettiğiniz yerli yerince anlamanın önüne günümüzde ne gibi engellerin çıkabileceğini göstermesi bakımından fikir verici olabilir. Bunun en başta gelen sebebi dört bir taraftan insanları en fazla yüz elli iki yüz kelimeyle meramlarını anlatmaya önce özendiren sonra zorlayan mecraların giderek yaygınlaşmasıdır.

Bilimi metafizikle yakınlaştırmasını nasıl yorumlarsınız?
Schopenhauer bir yandan bilimlerin fenle el ele vererek baş döndürücü hale gelen gelişimleri ve eşyaya yaklaşımlarında taksim ve teşrih ameliyesine ağırlık vermeleri sayesinde bilhassa başlarda cüziyata ait yeni ortaya çıkan malumat yığını karşısında büyülenir. Kant’tan farklı olarak bilimlerin bilgisinin filosofun bunca zamandır aradığı, özlediği bilgeliği sağlamaktan uzaklığı karşısında bir metafizik ihtiyacından söz eder fakat ne onun kendine ait bir bilme tarzının olup olamayacağı üzerinde durur ne de onun sağlayabileceği bilginin peşine düştüğü bilgelik için bir zemin teşkil edip edemeyeceğini en azından bir ihtimal olarak yoklama lüzumu duyar, bunun yerine onun tefekkür ve temaşası (contemplatio) için duyduğu bilgi ihtiyacına istinaden metafiziği bilimlere yaklaştırır.

Çeviri yolculuğunuz nasıl başladı ve nasıl gidiyor?
Bunun bir ters doğum olduğu söylenebilir. Bir edebiyat dergisinde Parerga’dan düşünürün okuma ve yazmayla ilgili denemelerini yayınladık evvela ve beklenmedik bir ilgiyle karşılaşınca dizinin ilk kitabı Aşka ve Kadınlara Dair’i bir teklif olarak yayınevine getirdik, herhangi bir zorlukla karşılaşmadan yayımlandı. Bunu önce Parerga’dan ardından İrade ve Tasavvur Olarak Dünya’dan Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine, Hayatın Anlamı, Okumak Yazmak ve Yaşamak Üzerine gibi Schopenhauer Kitaplığının bilinen kitapları takip etti. Nihayet 20. Kitap Kant Felsefesi Eleştirisi ile Kitaplık tamamlandı. Bunu düşünürün daha önce başlanmış olup da değişik sebeplerle geri bırakılmış olan üç kitaplık ahlak felsefesi metinleri takip edecek. Bu üç kitabın ilki ve bir giriş mahiyetinde olanı, İrade ve Tasavvur Olarak Dünya’dan seçilen Ahlak ve Karakter’in ardından düşünürün 'yarışma denemeleri' olarak kaleme aldığı İrade Özgürlüğü ve Ahlakın Temel Meselesi yayımlanacak.

Bu açmaz karşısında çıkar yol olarak mütercime kalan önce eserin mümkün olduğunca aslına sadık bir tercümesini yapmak ardından bu tercümeyi, neyin asıl neyin füruattan olduğunu büyük bir dikkatle tespit ederek, meramını sınırlı sözcük dağarcığı içerisinde ifade etmeye alışmış, böyle alışkanlığın cenderesi içerisinde zihni şubeleri kaçınılmaz olarak körelmiş, körelmese bile tembelleşmiş ortalama okuyucunun diline bir kez daha tercüme etmektir. Bu ikinci tercümede sözü edilen bu alışkanlık sebebiyle okuru zorlayacak, yıldıracak cümleler ki bunlar Kant, Hegel, Schopenhauer gibi en azından bu tür bir anlaşılırlık kaygısının tazyiki altında yazmamış olan düşünürlere aitse eğer, cümle uzunluklarının bazı yerlerde bir sayfayı bulduğu bile olur, kaçınılmaz olarak taksim ve teşrih ameliyesine tabi tutulur.

Schopenhauer çevirilerinde zorlukla karşılaştınız mı?
Düşünürün seçtiği kelimelerin kimi yerde derinlik ve şümul bakımından mukabilinin bulunmasındaki, kimi yerde aynı kökün akrabalarıyla bilhassa koruduğu alakanın, kimi zaman bunlarla yaptığı kelime oyunlarının aktarılmasındaki güçlüğü eklememiz icap eder. Sözlükler kelimelerin türeyiş, şümul, derinlik bakımından karşılaştırılması, köklerin değişik çekimleriyle irtibatlarının korunması, oyunların benzer kalıplara yaklaştırılması olmadı yenilerinin oluşturulması bakımından en isabetli mukabil veya muaddillerinin bulunmasında size bir yere kadar yardımcı olabilir, oradan sonra siz kendi başınasınızdır.

Okuyucuların bir kısmı kullandığınız kelimelerin güncel olmamasından şikâyetçi, bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Bir cümle inşası itibariyle sadece kelimeler ve onların tertibindeki tercihlerden ibaret değil de bunlara ilave olarak söylenişteki tedailere ve bıraktığı intibalara da yaslanıyorsa bunlara ilişilmemeli, mümkün olduğunca aslına tam bir sadakatle, verbum e verbum aktarılmaya çalışılmalıdır.

Kelimelere gelince asılsız esassız bulunmadıkça yani ya taklit veya tercüme yoluyla imal edilmiş olmadıkça dilimizin malı olmuş hiçbir kelimeye sırf kökeni sebebiyle uzak duramayız, muhtevanın talep ettiği yerde eskiliğini bahane ederek kullanmaktan imtina edemeyiz. Hele aynı minvaldeki iddia ve bahanelerle o kelimelerin yerlerine dilin işlenmemiş imkânları sayesinde, kurallara bağlı kalarak, zorlamadan elde edilebilecek olanların dışında yenilerini uydurmaya hiç kalkamayız.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol