Annesinin gökyüzüne kement atan kızı!
Yazın hayatında 55 yılı geride bırakan Gülten Dayıoğlu, yepyeni dizisi ‘A Takımı İz Sürücü Köpekler’ ile 90. kitabına da imzasını atmış bir Çınar!

Buse İlkin Yerli
Gülten Dayıoğlu, A Takımı İz Sürücü Köpekler’in onuncu kitabını da okuyucularıyla buluşturdu. Dizinin son kitabı olan A Takımı ile Veda Şenliği’nde de A Takımı, yaşadıkları sıra dışı serüvenlerle okurları şaşırtmayı sürdürüyor. Geçen 55 yılı, yeni kitaplarını ve Türkiye’deki çocuk edebiyatının durumunu usta kalemle konuştuk.
»A Takımı İz Sürücü Köpekler Dizisi ile birbirinden farklı 9 yavru köpeğin eğitim sürecini ve sonrasında yaşadıklarını okuyoruz. Neydi sizi köpeklerin hikâyesini yazmaya çeken şey?
Arkadaşımın eşi Silivri’de Alman kurdu K-9 köpeklerini yetiştirmek amacıyla çok donanımlı bir köpek çiftliği kurdu. Arkadaşım da beni oraya davet etti. Çiftliğe girdiğimde inceli kalınlı köpek sesleriyle kuşatıldım. Şaşkın şaşkın çevreme bakarken arkadaşım koluma girerek beni ötelerde bir binaya doğru çekiştirdi. Orada üstüme mikroptan arındırılmış bir tulumla başlık ve galoş giydirdiler. Neye uğradığımı anlayamadan kendimi bir köpeğin yavrulamakta olduğu doğumhanede buldum. Anne köpek o sırada teker teker dokuz yavru dünyaya getirdi. Anne köpeğin ağzıyla yavruyu içinden çıkarıp göbeğini kesmesiyle ben tepeden tırnağa titremeye başladım. Öylesine etkilendim…
»Eğitimli köpekleri hep polislerin yanında hayal ederiz ama yaşlılara, görme engellilere yol gösterilmesi için de eğitilmiş köpekler var. Cılızım da Evrim’in adeta gözü oluyor. Bu durumda sadece köpek eğitim sürecini değil, sonrasında köpeklerin hayatımızda nasıl rol aldığını da araştırmış olmalısınız. Nasıl geçti bu süreç?
Bu dokuz yavrunun her biri birer iz sürücü köpek olarak diplomalarını alıncaya kadar onlardan hiç kopmadım. Eğitmenlerle iletişim içindeydim. Onlar K-9 düzeyine gelip iz sürmeye başladıklarında, yine nerede ne tür görevlerde bulunduklarını sürekli izledim. Bunu yaparken bir yandan da onların serüvenlerini öyküleştiriyordum.
K-9 yani iz sürücü köpekler, toplumsal yaşam içinde önemli bir yer tutuyor. Kitapları yazarken yaptığım araştırma sürecinde bunun ayrımına vardım. Bambaşka bilgilerle beslenirken, hiç deneyimlemediğim duygularla kuşatıldım. Otistik çocuklara hizmet veren köpekler konusunu araştırırken Şişli’deki otizm merkezine gittim. Orada yaptığım konuşmalar insanlık damarlarımı kabarttı. Aynı duygu ve düşünce seline, belleğini yitirmiş kişiler ve görme engellilerle ilgili araştırma yaparken de kapıldım. Çünkü bizim iz sürücü dokuz kardeş, bu alanlarda da şaşırtıcı hizmetler veriyor.
»Hikâyeleri okurken sizinle sohbet eder gibi hissediyoruz, bu sıcak dili nasıl yakaladınız?
Çünkü bu öyküleri yazarken çok sevdiğim bir işi yapmanın coşkusu vardı içimde. Hayvanları sevmem de çok etkili oldu. Ben fare görünce çığlık atıp kaçışan kişilerden değilim. Onları da seviyorum. Onlarla ilgili de öyküler yazdım geçmişte.
»55 yıllık yazarlık hayatınıza 90 kitap sığdırdınız. Hiç yarım kalan hikâyeniz oldu mu?
Bildiğim kadarıyla yarım kalan romanım, öyküm olmadı. Çünkü olsaydı, içim içimi yerdi. Çocukken edindiğim tabaktaki yemeğimi, tastaki suyumu, karne ile aldığımız ekmek dilimini bile yarım bırkmama alışkanlığı besbelli beleğime kazınmış. Öyküler, romanlar da zihnimin gıdası, onu da yarım bırakamam.
»Anneniz, gökyüzüne kement atan o küçük kızı bugün görebilseydi şimdi nasıl tanımlardı o kızı?
Adım gibi şuna inanıyorum, annem bugünlerimi görseydi: “A kızım, yaşını başını aldın. Torunların bile oldu. Ama senin ayakların hâlâ yere basmadı. Hâlâ gözün gökyüzüne kement atmakta” diye çıkışırdı bana. Çünkü bu yaşta, hiç bıkmadan yazarak, okurlarımla buluşmak için okul okul, şehir şehir, fuar fuar gezerek koşturmama kıyamazdı. Çünkü o, bu koşturmalar sırasında bedenimde ağrıların, sızıların cirit attığını yüreğinde duyumsardı.
»Son dönemde çocuk edebiyatı Türkiye’de atılım yaptı ve bu alanda daha çok eser üretilmeye başlandı. Kimi nitelikli kimi niteliksiz… Peki, Türkiye çocuk edebiyatı Dünya’nın neresinde?
Çocuk edebiyatını üzülerek şöyle değerlendirebilirim: Hâlen gelişmekte olan çok önemli bir yazın alanı. Nedenlerini tartışmaya kalkışırsak, bugünkü koşullarda havanda su dövmekten öte bir yere varamayacağımızı da bilmekte yarar var.
»Adınızı taşıyan bir de vakfınız var. Ve her sene bu vakıf bünyesinde bir eser, ödüle değer görülüyor. Vakfın çalışmalarından, amaçlarından da biraz bahseder misiniz?
Gülten Dayıoğlu Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Vakfı, on birinci yılına erişti. Amacımız, çocuk ve gençler için nitelikli kitaplar yazılmasına katkı sağlamak. Bir yıl çocuk romanı, bir yıl gençlik romanı dalında ödül veriyoruz. Ödül alacak eserler ülkemizin seçkin yazar, çizer, eleştirmen ve akademisyenlerinden oluşan iki ayrı seçici kurulun beğeni süzgecinden geçiyor. Ve böylece alana nitelikli bir eser daha kazandırılmış oluyor. Ama ben seçici kurulların değerlendirme toplantılarına katılmıyorum, değerlendirmeyi tamamen seçici kurul yapıyor.
»Her yazar bir dosyasını kapatırken bir diğer dosyanın da hayalinin peşinde düşer. Peşine düştüğünüz yeni bir hayal var mı?
A-Takımı İz Sürücü Köpekler Dizisi hem araştırma hem de yazma aşamasında beni pek yordu. Yeni bir esere başlamak için biraz dinleneyim, dedim. Ama annemin gökyüzüne kement atan kızına, söz geçiremiyorum. Yeni bir kurgunun dürtüsüyle kuşatılmış durumdayım.
»Yazar olma heyecanını taşıyan pek çok genç var, onlar için tavsiyeleriniz neler?
Gençlere öneride bulunmak istemiyorum. Yetenekleri ve içsel dürtüleri doğrultusunda ilerlemelerini uygun buluyorum. Çünkü benim görüş ve önerilerimle özgünlüklerinin bozulmasından korkuyorum. Her yiğidin yoğurt yiyişi başkadır, demiş atalar. Pek doğru demişler. Ancak kitap okumadan yazar olmanın olanaksızlığını bilmeli gençler. Yazar olmak için yetenek yeterli değil. İlle de kültür altyapınızın sağlam yapıtaşlarıyla kurulmuş olması gerek. Bu da kitap okuyarak oluyor.


