Anti-sinemanın bir örneği olarak Zavallı
Birgün Birgün Birgün Birgün
Bir avukatın karısı komadadır. Avukat herkesin kendisine acımasından ve ilgi göstermesinden mutludur. Karısının öleceğinden emindir. Ama karısı iyileşince ve kendisine yönelen ilgi azalınca avukatın keyfi kaçar. Filmin öyküsü bundan ibaret. Yunan “acayip dalgası”nın demirbaş senaristlerinden Efthimis Filippou ile yönetmen Babis Makridis senaryoyu birlikte yazmışlar. Filippou, Lanthimos’un filmlerinin de çoğunun senaristlerinden. Zavallı, en sevmediğimden türden sinemanın […]

Bir avukatın karısı komadadır. Avukat herkesin kendisine acımasından ve ilgi göstermesinden mutludur. Karısının öleceğinden emindir. Ama karısı iyileşince ve kendisine yönelen ilgi azalınca avukatın keyfi kaçar.

Filmin öyküsü bundan ibaret. Yunan “acayip dalgası”nın demirbaş senaristlerinden Efthimis Filippou ile yönetmen Babis Makridis senaryoyu birlikte yazmışlar. Filippou, Lanthimos’un filmlerinin de çoğunun senaristlerinden.

Zavallı, en sevmediğimden türden sinemanın temsilcisi. Bu türü o kadar sevmiyorum ki perdeye bakmak istemiyorum, enerji tasarrufu moduna geçip minimum çaba harcayarak filmin bitmesini bekliyorum.

Acı çekiyorum film boyunca. Kendisini çok zeki ve üstün zanneden yazar ve yönetmenler insan denen şu tuhaf hayvana bakıp dalga geçiyorlar. O insanı aslında bütün zavallılığından arındırıp gülünç hale getiriyorlar ve önümüze atıyorlar. Bunu yaparken durağan planlar, donuk oyunculuklar, aniden patlayan klasik müzik, sahnelerin arasına giren yazılar filan gibi “yabancılaştırıcı” öğeleri de kullanıyorlar.

Bu türe anti-sinema diyebiliriz sanırım. Brecht’i yanlış okumanın sonuçları galiba bunlar. Eğlendirerek düşündürtmeye çalışıyorlar akıllarınca ama ne eğlendiriyorlar ne de tek boyutlu fikirleriyle düşündürtüyorlar. Her şey zaten en baştan o kadar belli ki ve sığ ki.

Fakat Zavallı, kendi sınırlarını da aşmaya kararlı bir film. Filmin kahramanının son sahnede psikopata bağlaması, zaten en ufak bir özdeşlik kurmamızın özenle engellendiği bu zatla olmayan bağımızın tamamen kopması garantiye alınıyor. Peki, niye anlattınız bu aşırı hikayeyi bize? Herkes ilgiyi sever, en acılı anımızda bile gördüğümüz ilgiden zevk alabiliriz.

Çocukların hastalanınca gördükleri ilgiden zevk almaları gibi. Şımarma hakkı kutsaldır, vaz geçilemez! Bu duyguyu empatiyle tatlı tatlı da anlatabilirsiniz, böyle kanırta kanırta da anlatabilirsiniz. Zavallı ne yazık ki ikinci yöntemi seçmiş ve böylece festivallerden bir sürü ödül toplamayı da sağlamış.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız