Arda; şişeden çıkan cin
ERK ACARER ERK ACARER

Özlenen mekânlar değil zamanlar belki daha çok. Bahardan kalma bir gündü hayat. Tribünler tıklım tıklım dolu, şortlar kısaydı. Metin Oktay’a kadar geri gitmeye de gerek yok. “Forma farkıyla”, 80’lerin ortasıydı. Kibir bile yarım, ölçülüydü… Beşiktaş’ın “11 numarası” Nam-ı diğer Sarı Fırtına Metin Tekin şunu söyleyebiliyordu kendisi için: “Çok abartıldı o dönem, oysa futbolculuğumun yarısı saç, yarısı bıyıktı…”

Futbol gibi hayat da nahifti. Misal amigo; misal Optik Başkan, kış günü yeni deri ceketini çıkarıp üşüyen bir garibana verdikten sonra İnönü Stadı’nın ağaçlı yolunu, kazakla yürümekten çekinmiyordu.

Şüphesiz bir “masal atlası” değildi coğrafya ama hayat da bu kadar kirli sayılmazdı. Şeyhin kerameti kendinden menkul “adamlık’ tanımı içinde Arda Turan’lar yoktu. Olsalar da şişirilmezler, yok olup giderlerdi zaten. Futbol borsada değil arsada güzeldi.

•••



Mevzu çok derin sayılmaz. Biriken kötülüğün, fırsat bulduğunda çatlaktan nasıl sızabileceğinin öyküsü. Şişeden çıkan cin, sıkılan diş macunu. Tık tıkabilirsen geri şimdi. “Nereden nereyenin”, “Nasıl bu hale düştük” serzenişinin tek kişilik dev kadrosu Arda Turan.

Bir mahalle kültüründen plaza çirkinliğine yükselişin, oradan düşüşün kısa anlatımı. Hiç çekinmeden yalan söylemek. Bir insanın hiç yoktan burnunu kırabilecek vicdan. Hastaneye ruhsatsız olduğu iddia edilen silahla girme cüreti, kurşun sıkabilme hayasızlığı, özgürlüğü, magandalığı.

•••

Arda Turan menfaat. Sadece kendine yontulan “Ben” duygusu. Para ve güç için gözü kararmışlık. Rant… Başkalarının yaşamını düşünmeden, şehrin hiç olmadık yerine dikilen apartman. V for Vendetta’daki “Bu maskenin altında bir fikir var! Ve fikirler kurşun geçirmez” repliğinin tam zıddı, çirkinleşen Türkiye versiyonu: “Ne bir fikir ne bir duygu var burada. Vıcık vıcık, çürük bir kabuktur içinde olduğum; ‘Türetilen ve korunan’ bir ahlak.”

•••

“Erkeklik” mevzuu! Gecenin bir vakti, karnı burnunda hamile eşini evde yalnız bırakıp, başka bir kadının, -arkadaşının karısının- kulağına, “Güzel kızsın, evli olmasam seni kaçırmazdım” diye fısıldayabilmek. Ondan değil kocasından özür dileyerek, kadının her yerde ikinci sınıf, kişilikten yoksun görüldüğünün ifşası. “Ama diğeri de başka bir evli kadına asılmıştı” denilerek yaratılan riyakâr rövanşist tutumun yozluğu, her durumdan haklılık çıkarabilme ‘başarısı’, yanlışı yanlışla sıvamanın ve üstüne tüy dikmenin özeti.

Parayla ezilen bir kadın profili yaratmak ve bunu idealize etmek. Toptan bir hikâye aslında. Banyodan bornozla çıkan, araba anahtarını görünce bornozu atan kadının oynadığı reklam. Yaratılan meta kültürünün en kaba hali.

Kadının içindeki bastırılmış “Aman tadımız tuzumuz kaçmasın” korkusu, “Ben bilmem eşim bilir” sesi.

Bir bedende birden fazla can, kişilik Arda Turan… Belgesel çekmek için yalısına gelen yabancı TV muhabirinin; yatak odasındaki kadın çantalarını gösterip, “Bunlar sizin malınız mı?” sorusuyla yaptığı espriye, “Hayır onları kullananlar benim malım” diye karşılık veren müteahhit Ali Ağaoğlu.

•••

Arda Turan, duruma göre, şekle göre mevzu. Yeri geldiğinde viski bardağında iki buz, işine geldiğinde, hacda ihram. “Ne olduğu gibi görünebilmenin ne de göründüğü gibi olabilmenin” sadeliği. Hem Anadolu’dan kopukluk hem de kafayla ve ayakla Avrupalı olamamak. Mahmutpaşa’da, şalvar pantolonla Lacoste tişörtün yan yana durduğu bir tezgâh.

Gerçekte viski bardağındaki 2 buzdan çok, içine Mehmet Ağar’ların, Fatih Terim’lerin “reisçilik ekolünün” kaçtığı tatsız tuzsuz, keyifsiz, sarhoş eden ve daha ziyade gerçekten koparan bir kokteyl.

•••

Arda Turan tüm bunlarla ilgili. Simon Kuper’in “Futbol sadece futbol değildir” sözünün ötesi. Başlı başına politik bir mesele. Son 20 yıla yakın sürede biriktirdiklerimizin -ya da daha çok hayatımızdan gidenlerin- muhasebesi. Toplumsal bir ayna. Kızmaktan çok gerçeği yüzümüze tokat gibi çarptığı için teşekkür etmemiz gereken bir fenomen, bir anti kahraman. Arda Turan tek başına, başımıza gelenin açıklaması. Gecenin bir yarısı evinden alınan öğrenci, gazeteci, siyasetçi aktivisttin aksine, şiddetten, ruhsatsız silah bulundurmaktan, tehditten işlem görmemek. Hukukun, adaletin yerine “Bu bizdendir” kanununun yerleşmiş olduğunu gösteren mahkeme tutanağı, polis fezlekesi!

Özlenen mekânlar değil zamanlar aslında daha çok. Bahardan kalma bir gündü, tribünler tıklım tıklım doluydu…

Arda Turan büyük bir soru…

Çubuklu formaların onurundan, turuncu sakilliğine ne zaman vardık? Nasıl oldu da o canım kalabalıklardan çorak Başakşehir tribünlerine düştük?