Google Play Store
App Store

AYSEL KILIÇ

İsmail Bahçeci, 24 Aralık 1994'te gözaltına alındığında 26 yaşındaydı. Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda öğrenciydi. Yaşanılır bir dünya için verdiği mücadelede üniversitede en öndeydi. İsmail Bahçeci Dev-Genç'liydi. Muhalifti. Tıpkı bugünlerde siyasetçilere yumurta attı diye ‘terörist’ ilan edilen gençler gibi.
İsmail Bahçeci, gözaltında kaybedilen binlerce devrimciden biriydi. Aksaray'da gözaltına alındığı ‘94’ten beri ailesinin ve arkadaşlarının onu arama çabaları hep sürdü. Başvurulmadık kapı kalmadı. Gözaltına aldığını kabul etmeyen devlet yetkilileri, onun başına ne geldiği konusunda araştırma yapıp bugüne kadar tek açıklamada bulunmadılar.
CUMARTESİ GALATASARAY’DALAR
İsmail’in arkadaşları onun akıbetini sormaya devam ediyor. Ailesi ve arkadaşları İsmail ve diğer ‘kayıp’ lar için Cumartesi günü saat 12.00'da Galatasaray Lisesi önünde  olacaklar.  “Onu unutmadık, unutturmayacağız” diyecekler.
Gazeteci -yazar Dursun Ege Göçmen, Akşam gazetesi yazarı Esin Gedik, İletişim Danışmanı Süleyman Kalyon ve Battal Salih Eribol arkadaşları İsmail’i BirGün’e anlattılar.
‘O HEP 26 YAŞINDA KALDI’
Dursun Ege Göçmen: İsmail darbe ile toplumun üstüne atılan ölü toprağını kaldırmaya çalışan biriydi ve ben onu böyle tanıdım. İsmail daha önce de defalarca gözaltına alınmış, cezaevlerine girmişti. Bu muhalif, devrimci duruşu nedeniyle de kaybedildi. Onun ‘gözaltında kaybedildiğini’  ilk duyduğumuzda yaşadığımız üzüntü ve şaşkınlığı daha dün gibi hatırlıyorum. Emniyet gözaltına alındığını kabul etmiyordu. Ancak, politikayla hiç ilgisi olmayan bir mahalle arkadaşının işyerinin basılıp ona İsmail'in sorulması, gözaltına alınan kişilere ‘sizi de onun gibi kaybederiz’ denmesi iddiaları güçlendiriyordu. Annesi Meclis kapılarına gittiğinde, dönemin İnsan Haklarından sorumlu bakanı ‘ne bileyim senin oğlun nerede? İşkence edip atmışlardır bir çukura’ yanıtını verdi. Tam 16 yıl oldu... İsmail  hala kayıp.  Biz büyüdük, çoluk çocuğa karıştık, saçlarımız ağarmaya başladı. Ancak o hep 26 yaşında kaldı fotoğraflarında. Üstelik onun bir mezarı bile yok. Hükümet ‘demokratik açılımdan’ söz ediyor, hatta 1980 darbesiyle hesaplaşıldığını iddia ediyor. Biz de 16 yıl önce kaybedilmiş arkadaşımızın başına ne geldiğini öğrenmek istiyoruz. Sorumluların ortaya çıkartılıp yargılanmalarını istiyoruz.
‘ONU SON GÖRÜŞÜMDÜ’
Esin Gedik: Aradan 16  yıl geçti ama ne zaman portakal yesem aklıma İsmail gelir. İki nedeni var. Biri, giydiği kısa kollu turuncu kazağı.  'İsmail, turuncuyu çok mu seviyorsun' demiştim bir gün 'Yoo birkaç kazağım, tişörtüm var hep onları giymek zorundayım' demişti. Toplumsal mücadelenin darbe sonrası dönemde arttığı, ülkenin her yerinde farklı taleplerle insanların sokağa döküldüğü yıllardı. Doğal olarak çok sayıda miting de düzenlenmeye başlanmıştı. Sanırım Manisa’daki tütün işçilerine destek vermek için bir miting düzenleme kararı alınmıştı, İsmail’de tertip komitesindeydi. Alışkın olduğumuz üzere miting yasaklandı ancak Sirkeci’de binlerce kişinin katıldığı korsan bir gösteri yapılmıştı. Akşam polis tertip komitesinde yer alan herkesin evini basmış, İsmail’de onlar arasındaydı. Gözaltında kaldığı birkaç gün boyunca sürekli dövüp sonrasında serbest bıraktılar. Okulda başından geçenleri anlatıyordu gülerek: Evdeydim, portakal soyuyordum kapı çaldı. Elimde portakalla açtım, polisler. ‘Hadi gidiyoruz’ dediler, ‘Bari portakalımı yiyeyim’ dedim. ‘Evin girişinde dövmeye başladılar, yiyemedim’ demişti. Polisler ‘sen emekçi misin niye emekle ilgili bir mitingin tertip komitesindesin’ diye sormuşlar. İsmail de her zamanki hazır cevaplılığıyla ‘Babam emekçi’ demiş. ‘Ne iş yapıyor’ baban sorusuna verdiği ‘berber’ yanıtı ise yeni bir dayak faslını başlatmış. ‘Hayret polisler berberi emekçiden saymıyormuş, yeni öğrendim’ diyerek hepimizi güldürmüştü.
Gözaltına alınıp kaybedilmeden 3-4 gün önce bir sabah Maçka’da karşılaştık, bir süredir okula gitmediğim için göremiyordum. Koşup boynuna sarılmak istedim. Uzaktan gülümsedi, beni tehlikeye atmamak için hafifçe el sallayarak uzaklaştı. Bu onu son görüşümdü…
‘AYRILIKLA YOKLUK AYNI ŞEY DEĞİL’
Süleyman Kalyon:  İsmail arkadaşımızdı. Bir dal sigara (gerçi bırakmıştı ama), bir yüce umut, bir bardak çay, ağız dolusu bir kahkaha, birlikte söylenen bir türkü, inadına bir direnç, keyifli bir sohbet, birlikte atılan bir slogan kadar... Bütün bir hayata sığacak temizlik, arınmışlık kadar, vardı... 16 yıl önce bize bir gün, ‘İsmail yok’ dediler. Kaybedildiği o karanlık dehlizlerde, varlığına tanıklık edenlere rağmen... Unutmamızı istediler. ‘Yok’ dediler; ‘mezar yok’, ‘cansız bir beden yok’, ‘zaman yok’, ‘mekan yok’, ‘isim yok’... ‘İsmail yok’.. Tam 16 yıl geçti... Bize; ‘İsmail yok’ diyenlerin belki pek çoğu yok olup gittiler, silindiler hayattan... Ama söyledikleri tüm ‘yok’lara rağmen, yok edemediler belleğimizi. Tam 16 yıldır, yok edemediler İsmail'i... İsmail vardı, tanığız, biz vardık... Bulacağız, mutlaka bulacağız... Bıkmadan soracağız, mutlaka soracağız...
‘İSMAİL NE OLDU AÇIKLASINLAR‘
Battal Salih Eribol:  O dönem gözaltına alınanlara ‘sizi de İsmail gibi yok ederiz’ diye  tehditler savurmuşlardır. Şimdi ileri demokrasiden söz eden siyasal iktidar devletin polislerince gözaltına alınan arkadaşımızın akıbetini açıklamak zorundadır. 16 yıl geçmesine karşın dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir, İstihbarat Müdürü Hanefi Avcı, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ile dönemin Başbakanı Tansu Çiller ve elbette bugünkü iktidar partisinin başı olarak Başbakan Erdoğan gözaltında kaybedilen arkadaşımızın akıbetini açıklamak zorundadır. İsmail’in bir mezarının dahi olmayışı bizlerin vicdanlarını daha da sızlatıyor.

DAVA AVUKATI: SUSURLUK ÇETESİ SORUMLU
Bahçeci  ailesi avukatı  Selçuk Kozağaçlı, Mehmet Ağar' ın yargılandığı ‘Susurluk Davası’na İsmail Behçeci’nin gözaltında kaybedilmesinde sorumluluğu var diye müdahil olmak istedi. Ancak mahkeme her defasında bu talebi reddetti.
Kozağaçlı, 1990’lı yıllarda yaşanan “yargısız infaz”,  “kaçırma”,  “gözaltı” ve “ faili meçhul” olaylarından Ağar’ın  başını çektiği Susurluk çetesinin  sorumlu olduğuna  dikkat çekti. Kozağaçlı şunları söyledi:
 “ Susurluk dosyası sanıkları  Mehmet Ağar, Ayhan Çarkın gibi dönemin polis memuru, Emniyet genel müdürü, vali gibi kamu görevlilerinden oluşuyor. Yargılama, bunların bir çete oluşturduğunu kabul etti. Ağar, dokunulmazlığı nedeni ile yargılanmadığı için şimdi yargılanıyor ama diğer bütün çete üyelerine ceza verildi. Mahkeme kararında, bu kişilerin kamuda edindikleri yerleri ve görevlerini kullanarak, öldürme, kaçırma, silah kaçırma olaylarına  imza attıklarını tespit etti. Biz, bu çetenin bir çok devrimciye, sendikacıya, muhalife, kolluk operasyonu görüntüsü altında silahlı saldırılarda bulunduğunu, gözaltında katlettiğini söylüyoruz. Soruşturma genişletilsin istiyoruz. Mahkeme  her seferinde taleplerimizi reddetti. Ama yargılama sürdüğü müddetçe davaya katılma talebimiz devam edecek.”