Artık Bolivya diye bir yer yoktur

17.11.2019 08:47 BİRGÜN PAZAR
Önümüzde zor zamanlar var, fakat devrimciler güçlerini zor zamanlardan alır. Biz neoliberalizm çağında zulmedilen, hakir görülenler değil miyiz? Biz bedenlerimizde hâlâ 80’lerin ve 90’ların mücadelelerinin izlerini taşıyoruz. Ve bugün eğer, geçici olarak, bir süre daha 80'lerin, 90'ların mücadelelerine devam etmemiz gerekecekse, başımızın üstüne. Devrimciler bu yüzden vardır.

Viyaj Prashad

Sevgili dostlar,

Üç Kıta: Toplumsal Araştırmalar Enstitütüsü’nden selamlar. 10 Kasım günü, Bolivya Başkanı Evo Morales Ayma görevinden alındı. Teknik olarak kendisi istifa etti fakat bu istifaya sebep olan koşullar Bolivya oligarşisi tarafından (ABD’nin de 13 senelik çabasıyla) oluşturuldu. Dördüncü kez seçimi kazanması dolayısıyla, Morales seçimi kesin olarak kaybeden Carlos Mesa’nın başlattığı ihtilal girişimiyle karşılaştı. Açık şekilde düşmanca davranan Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) içerisinden bir ekip müdahil oldu ve darbeyi meşru hale getirebilmek için seçimlerin meşruiyeti hakkında gerçekliği olmayan raporlar hazırladı. Tamamen ABD destekli bu raporları gerekçe göstererek polis de iktidara başkaldırdı ve hemen ardından tarafsız kalsa da ordu da Morales’e istifa etmesi gerektiğini söyledi. Elde başka bir seçenek kalmamıştı.

Darbe tuhaf bir olaydır. Gerçekleştirenler asla darbe yaptıklarını itiraf etmezler. Demokrasiyi yeniden tahsis ettiklerini ya da en nihayetinde demokrasiyi getirecek şartları sağlamak için olağanüstü önlemler aldıklarını söylerler. Tam da bu yüzden olayların tanımlanması bu kadar dehşet verici aslında. Fakat tüm darbeler aynı değildir. En az iki farklı darbe tanımı vardır – albay cuntası ve general darbesi.

Klasik anlamda bir albay cuntası görmeyeli çok olmuştu (en son Burkina Faso’da). Bu tipte darbeler, 1952 Mısır Darbesi gibi, resmi olarak yetkilenmemiş, fakat işçilerle, köylülerle, şehir yoksullarıyla ciddi bağlılık içerisinde olan devlet memurları tarafından, genelde oligarşiye karşı ve sosyalizmin çeşitli varyasyonlarının yararına gelişen darbelerdir (1952 Bolivya Ulusal Devrimi gibi).

General darbeleriyse, diğer yandan, yetkili memurlar tarafından yapılan, ya doğrudan oligarşi içerisinden gelen ya da onlarla yakın ilişki içerisinde olan kişiler tarafından yapılır. Bu tarz karşı devrimci darbeler daha yaygındır (Bolivya’da ise çok daha fazla -1964, 1970, 1980 ve 2019). Morales’e istifa etmesi gerektiğini söyleyen General Williams Kaliman da -ki kendisi de kötü şöhretli Amerikan okullarından eğitim almıştır- Sosyalizm Hareketi (MAS) hükümetine etkili bir darbe yapmıştır.

Darbeler bir günde planlanan olaylar değildir, emperyalizm ve sömürge karşıtlığı arasındaki uzun süreli mücadelenin sonucu olarak ortaya çıkar. 1941’de, ABD merkezli Dış İlişkiler Konseyi, ABD Devlet Bakanlığına önemli bir rapor hazırladı -Ekonomik İşbirliği Metotları -Amerikan Ekonomi Politikalarında Büyük Bölgenin Rolü. Konsey, Büyük Bölge ile tüm batıyı, Avrupa’nın geniş kısmını, Britanya İmparatorluğu'nu, Hollanda sömürgesi Doğu Hindistan’ı ve Çin ve Japonya dahil Pasifik’i kastediyordu. Batı yarım kürenin ülkelerini, ki Karayipler ve Latin Amerika da dâhil olmak üzere ham madde kaynağı ve ürün pazarı olarak, hedefliyordu Monroe Doktrini'nin 20'nci yüzyıl versiyonu idi bu belge aslında.

Birkaç yıl sonra, ABD devlet bakanlığı, ‘Baskın güç olmaktansa azına razı olmak, kaybetmeyi kabul etmektir. ABD politikalarının temeli baskın güç olmak olmalıdır’ görüşünde karar kılmıştı. Fakat önemli bir nokta şu ki ABD bu güce sahip olurken kolonyalistler gibi gözükmek istemiyordu. 1962’de Kennedy hükümeti bu sorunun altını çizdi. ‘ABD’nin geri planda kalması önemli, hatta mümkün olduğunca eğitim, tavsiye, maddi destek meselelerinde tasarruflu olmalı, ABD etkinliğini sömürgecilikle suçlanmaya neden olacak gereksizlikte açık etmekten kaçınmalıyız.’ Bu taktikler, karma savaş diye de bildiğimiz sömürge karşıtlığına karşı yürütülen savaşta kullanıldı. Pinochet, Kaliman gibi generallerin pis işleri halletmesi, Amerikan elçiliklerinin temiz kalması ve uluslararası sermayenin istediğini alması hedeflendi.

Morales, 2006’da geldiği iktidardan bu yana Bolivya halkının yaşamında ciddi bir yükselme oldu. Aynı kendisi gibi halkın da üçte ikisi yerli kökenliydi. Onların refahına öncelik vermesi, yaşlı oligarşiye dert oldu. Evo Morales bu sene BM’de yaptığı konuşmada yoksulluk oranını yüzde 38,2’den 15,2’ye düşürdüklerini, evrensel sağlık hizmeti sistemi geliştirdiklerini ve bir milyondan fazla kadının arazi kullanım hakkı aldığını, bugün ülkenin okuryazar oranının yüzde yüz olduğunu ve milletvekillerinin yarısından fazlasının kadın olduğunu söyledi. Bolivya bunu nasıl başardı? ‘Doğal kaynaklarımızı kamulaştırdık’, dedi Morales ‘ve stratejik önemdeki şirketlerimizi. Kaderimizin kontrolünü elimize aldık.’ ‘Bolivya’nın bir geleceği var artık’ dedi Morales. Şimdi ise bu gelecek şaibede.

Morales ve yakınları Meksika’ya sığındılar. Darbe rejimi gücü ele geçirmeye başladığı gibi, MAS da Bolivya halkının ‘ilk yerli hükümetinin tarihi başarılarını savunmak için direnişin uzun yoluna çıktıklarını’ söyledi. Onlar bu metni hazırlarken, darbe yönetimi yerlilerin bayraklarını -Wiphala- indirmeye, yakmaya ve Bolivya ulusal bayrağı ile değiştirmeye başlamıştı. ‘Önümüzdeki günlerde yoldaşlarımıza yönelik cadı avı devam edecek’ dedi MAS. ‘Bizim sorumluluğumuz her birimizi ailemizin parçası gibi sahiplenmek, toplumsal yapıyı yeniden kurmak, sürgün edilmiş liderlerimize sahip çıkmaktır. Bugün dayanışma günü. Yarın ise yeniden örgütlenme.’ Morales’in insanlığı, daha darbeden bir gün sonra, doktorlardan ve öğretmenlerden, halkı sıcaklık ve dayanışma ile karşılamalarını istemesiyle ortaya çıkacaktı.

1868’de, Britanya elçisinin, Bolivya diktatörü general Mariano Melgarejo’ya hakaret etmesi üzerine Melgarejo elçiyi La Paz sokaklarında eşekle gezdirmişti. Bunu duyan Kraliçe Victoria, Kraliyet Ordusu'ndan şehri bombalarını istemişti. Kendisine La Paz’ın Andes Dağları üstünde olduğu söylendiğinde ise ‘Artık Bolivya diye bir yer yoktur’ demiştir.

Bolivya haritalardan silinse de Avrupalı ve Amerikalılar için en temel kalay ve gümüş kaynağı olmaya devam etti. Halen daha da önemli bir kalay kaynağı ve dünyanın lityum ihtiyacının yüzde yetmişini karşılıyor. Lityum kullanılan telefon pilleriyle ve elektronik arabalara olan talep 2025’te iki katına çıkacak. Morales hükümeti madencilik ortaklıkları için yüksek standartlar getirmişti: madenlerin en az yarısının kontrolü ülkenin milli maden işletmelerinde kalacak ve buradan gelecek kaynak toplumsal gelişim için kullanılacak.

Uluslararası firmalar, anlaşmaları iptal ettikleri için Bolivya’yı dava etmiş ve Morales hükümetinin yeni standartlarını kabul etmemişti. Sadece Çin anlaşmayı kabul etmişti. Morales hükümetinin Çinli şirketlerle anlaşması sadece uluslararası şirketleri değil aynı zamanda onların hükümetlerini de (ABD, Kanada ve AB) kışkırttı. Darbenin bir yönü, bu şirketlerin Bolivya’nın doğal kaynaklarını kontrol edebilmesini sağlamaktı, özellikle de elektrikli arabalar için olmazsa olmaz olan lityumu.

Bir diğer yanı da solun Arjantin’deki zaferinden ve Lula’nın Brezilya’da serbest kalmasından sonra büyüyen Güney Amerika’daki sola dönüş noktalarından birini daha ortadan kaldırmaktı. Bolivya Başkan Yardımcısı Alvaro Garcia Linera’nın sözleri, bugün darbeye karşı sokakları saran cesur Bolivya halkında kendini tekrar bulan sınıf mücadelesinin çalkantılarını tekrar hatırlatıyor:

“Önümüzde zor zamanlar var, fakat devrimciler güçlerini zor zamanlardan alır. Biz bununla doğar, bununla kuvvetleniriz. Biz yerin derinliklerinden gelenler değil miyiz? Biz neoliberalizm çağında zulmedilen, işkence edilen, hakir görülenler değil miyiz? Biz bedenlerimizde hâlâ 1980’lerin ve 1990’ların mücadelelerinin izlerini, yaralarını taşıyoruz. Ve bugün eğer, geçici olarak, bir süre daha seksenlerin, doksanların, iki binlerin mücadelelerine devam etmemiz gerekecekse, başımızın üstüne. Devrimciler bu yüzden vardır. Mücadele etmek, kazanmak, kaybetmek, tekrar ayağa kalkmak, tekrar mücadele etmek, tekrar kazanmak, tekrar kaybetmek ve yeniden ayağa kalkmak için. Ömrümüzün sonuna dek yazgımız budur.”

Öbür tarafta, Bolivya’nın kendi kendini görevlendiren başkanı Jeanine Anez Chavez şunları söylüyordu; ‘Şeytani yerli ayinlerinden arındırılmış bir Bolivya hayal ediyorum. Şehir Kızılderililer için değil, Chaco’nun dağlık yerlerine geri dönsünler.’ Hepsinden öte, bu ırkçı bir darbedir.

Selamla, Vijay
Çeviri: Yusuf Tuna Koç

cukurda-defineci-avi-540867-1.