birgün

12° PARÇALI BULUTLU

EĞİTİM 23.09.2020 04:00

Atatürk ve İnönü arasındaki gerilim

Türkiye’de Atatürk ve İnönü geriliminden daha çok dostlukları konuşulur. Bu bir tercihtir elbet fakat ben Cumhuriyetin iki kurucusu arasında bir başbakanı görevden almaya gidecek kadar önemli siyasi gerilime dair başka bir tartışma yapmak isterim.

20 Eylül 1937, Cumhurbaşkanı Atatürk’ten Celal Bayar’a bir tebliğ gider: Başvekil Malatya Mebusu İsmet İnönü şiddetli süren teessür neticesi olarak mutlak istirahat şeklinde mezuniyete ihtiyaç hissetmekte olduğundan bahisle, tedavisini bitirebilmek üzere bir buçuk ay müddetle mezuniyet istemiş ve talebi tensip edilerek başvekillik vekaletine sizin tayininiz muvafık görülmüştür. Keyfiyet Büyük Millet Meclisine ve kendisine tebliğ olunmuştur.

Özetle, Başbakan İnönü, şiddetli süren teessür nedeniyle 1,5 ay izin istemiş, uygun bulunmuş ve yerine vekâleten Bayar görevlendirilmiştir. Kısa süre sonra da bu değişiklik kesinleşmiştir.

İngiliz Gazeteci Lord Kinros’a göre 14 yıl birlikte çalıştıktan sonra böyle birdenbire bir kenara itilmek İsmet İnönü’ye çok dokunmuştu. Aralarındaki dostluk ve güven göz önüne alındığında bu izin işi inandırıcı değildi. Gazeteci A. Emin Yalman’a göre, mezuniyetin tarzı alışılmış şekillere uygun olmadığı için her köşeden akla hayale gelmez rivayetler fışkırmıştı.

Ş. Süreyya Aydemir’e göre başbakan değişikliğinde kendi doğrularını uygulamak isteyen Atatürk’ün uysal ve itaatli bir başvekil bulma arzusu etkin olmuştu. Bayar, bu nedenle seçilmişti. İnönü, sert ve tavizsizdi. F. Rıfkı Atay, Atatürk’ün nüfuzunu kullanarak İnönü’den bir şey istemek cesaretini bile kimse gösteremezdi der.

Kinros’a göre Atatürk görevi Bayar’a verse de endişeliydi. Çünkü Bayar, eski başbakan gibi aklı işe eren bir kurmay başkanı değildi. Bu yüzden başbakan Bayar’dı ama kumanda Atatürk’ün elindeydi.

Peki ama Atatürk’ün kafasında ne tür kararlar vardı ki uysal bir başbakan arayışına girmişti?

Gazeteci Abdi İpekçi bunu hem İnönü hem de Bayar’a sorar. İnönü, Atatürk’le tartışmanızın nedeni neydi sorusuna filan mesele nasıl oldu, falan mesele nasıl oldu. Şimdi teferruatı ile hatırlamayacağım diye yanıtlar. İnönü ile Atatürk ihtilafının gerçek nedenini sorduğu Bayar’ın yanıtı da İnönü’nünki gibi kestirmedir: O çok uzundur. İpekçi kısaca lütfetmez misiniz diye sorunca kısaca izahı mümkün değildir, der!

Oysa Bayar kısaca izahı mümkün olmayan durumu yıllar sonra Süleyman Demirel’e anlatmıştır. Demirel’in ağzından Cüneyt Arcayürek nakleder:

Atatürk ve Mareşal Çakmak oturmuş, konuşmuşlar. Tunceli’yi temizlemek lazım geldiğine karar vermişler. İnönü’nün temizlik yapmaya fazla istekli olmadığını bildiklerinden, Celal Bayar’a sormuşlar; ‘yapar mısın?’ Celal Bey bize anlattıydı. ‘Yaparım’ demiş. Girişmişler. İsmet Paşa’da bir parça Kürt kanı vardı. Erdal Bey de bir iki kez ‘bizde biraz Kürt kanı vardır’ dedi.

Demirel, belki de fakında olmadan, resmi belgelere girmemiş bir gizi ifşa etmişti. Bu anlatıyı doğrulayan iki bilgi ile bitireyim.

18 Eylül 1937. Başbakan İnönü, görevden alınmadan iki gün önce TBMM’de konuşuyor: Tunceli’de gereken yapılmış ve devlet otoritesini tesis etmiştir. Birkaç aydır Türk efkarı umumiyesini işgal eden Tunceli hadisesi bugün artık maziye karışmıştır.

29 Haziran 1938 bu kez Başbakan Bayar TBMM’de konuşuyor:

Bu senenin dahili işleri noktayı nazarından size ehemmiyetle bahsetmeğe değer bir mevzuu vardır, o da Dersim meselesidir. Dersim’de bir ıslahat programımız vardır ve yürümektedir. Dersim için tatbik ettiğimiz programın icabı olarak bu meseleyi sureti katiyede tasfiye etmek için alacağımız bir tedbir daha vardır. Yakında ordumuz Dersim havalisinde manevralar yapacaktır. Bu münasebetle ordumuz Dersim için vazife alacak ve umumi bir tarama hareketi ile tedip kuvvetlerine destek olaraktan, bu meseleyi kökünden söküp atacaktır.

Sonuç: on binlerin ölümü ve sürgünü tamamlanınca Bayar’ın Dersim görevi de bitecektir ama Atatürk’ün beklenmedik ölümü, başbakanlığını da bitirecektir. Atatürk ve İnönü geriliminin yansımaları ise asıl bundan sonra ortaya çıkacaktır.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız