Google Play Store
App Store

Istrancalar’da ateşin etrafında dönen bir mücadele var. Türkiye tarafında yaşam savunucuları madenlere karşı direniyor, Bulgaristan’da ise insanlar kutsal bir ritüelle ateşte dans ediyor. Toprağı savunanlar ve onu kutsayanlar…

Ateşte yürüyenler

Gökay BAŞCAN/Tsarevo 

Istrancalar, Trakya’nın kalbinin attığı, ülke sınırlarını aşan, tüm canlılara ev sahipliği yapan ve aynı zamanda toplumsal hafızanın canlı kaldığı büyük bir yaşam alanı. Kırklareli tarafında madenler ve enerji santrallerinin tehdidi altındaki bu kadim dağlar, Bulgaristan tarafında bambaşka bir hikâye anlatıyor. Kırklareli’nden yola çıktığınızda taş kamyonlarının gürültüsü ve patlatma seslerinin yankısı eşliğinde ilerlerken, sınırı geçtiğiniz anda sizi yaban hayatının, suyun ve ormanın sesi karşılıyor.

Istrancaları korumak için DOKU Derneği ve Trakya Kent Konseyleri Birliği ile bölge kent konseyleri öncülüğünde büyük bir mücadele yürütülüyor. Dağların arasına kurulmak istenen yüzlerce rüzgâr türbini, bölgenin ekosistemini paramparça eden maden projeleri ve son olarak İğneada Kıyıköy’e planlanan nükleer santral… Dernek üyeleri her sabah ÇED sistemine girerek yeni bir talan ve rant girişimi olup olmadığını kontrol ediyor. Şirketlerin gitmeye bile zahmet etmediği yerlere gidiyor, orada incelemeler yapıyor, farklı disiplinlerden akademisyenlerle birlikte hazırladıkları bilimsel raporlarla projelere itiraz ediyorlar. 5’li çeteye ve türevlerine karşı direniyorlar. Istrancalar’daki yaşam yok olmasın diye adeta “ateşte yürüyorlar”.

ISTRANCA ORTAK MİRAS

Istrancaların üçte ikisi Türkiye topraklarında yer alırken, üçte birine sahip Bulgaristan tarafında sizi kamyonlar ya da iş makineleri değil; neredeyse her köyde bulunan müzeler karşılıyor. Sınırın hemen ötesindeki ilk şehir olan Malko Tarnovo’da yer alan Milli Parklar Müdürlüğü, Istrancalar’a adeta gözü gibi bakıyor. Hem yerel yöneticiler hem de milli park yetkilileri, Türkiye’den gelen misafirleri sıcak bir şekilde karşılıyor ve işbirliğine açık olduklarını her fırsatta dile getiriyor.

Kasaba merkezindeki müze, aynı zamanda “karanlık oda” adı verilen bir bölüme de sahip. Anaokulu öğrencilerinin katılımıyla açılan bu müzede, çocuklar ve yetişkinler Istrancaları yakından tanıma şansı buluyor. Küçük kereste parçalarıyla bölgedeki her bir ağacı tanımak mümkün. Müzede ayrıca bölgenin flora ve faunasına dair değerli bilgiler yer alıyor. “Karanlık oda”da ise Istrancaların melodisini oluşturan kuşların, sürüngenlerin ve yaban hayvanlarının seslerini dinleyebiliyorsunuz.

HER KÖYDE MÜZE

Türkiye’de yaşam savunucuları bir yandan ÇED dosyalarını inceleyip halk toplantılarında projelere itirazlarını dile getirirken, Bulgaristan ‘da neredeyse her köye yapılan müzelerle Istrancaların önemi daha çocukluk çağından itibaren anlatılıyor. Sadece şehir merkezlerinde değil, Gramotikovo gibi küçük yerleşimlerde bile bu müzeler halkın kullanımına açık şekilde hizmet veriyor.

Peki Bulgarlar, Türkiye’deki sermaye çevrelerinin farkında olduğu gibi Istrancalar’ın altındaki madenlerin değerini bilmiyor mu? Müzelerde gördüklerimize bakılırsa, en az bizim kadar farkındalar. Ancak çok iyi bildikleri bir şey var: ‘‘Istrancalar’ın üstü, altından daha değerli.’

***

KADİM GELENEK HÂLÂ SÜRÜYOR: NESTİNARİ

Istrancalar’ın iki yakasını inceleme şansı bulduğumuz bu gezide son durağımız Nestinari Festivali oldu. Doğayı kutsal sayan Pagan Traklar’dan miras kalan ritüeller, Istranca ormanlarında hâlâ yaşam buluyor. Türkiye tarafında toprağını korumak için -yazının başında söylediğim gibi- adete ateşte yürünürken, sınırın hemen ötesindeki Balgari köyünde insanlar ateşin içinde dans ederek bu kadim bir gelenek olan Nestinari’yi yaşatmaya devam ediyor.

KUTSAL DOĞA

Yüzyıllardır Trakya topraklarında süregelen bu gelenek gelenek, her yaz aylarında Istranca ormanlarının derinliklerinde yeniden canlanıyor. Nestinari, modern dünyanın gürültüsüne karşın bir halkın ruhsal belleğini canlı tutuyor. Doğayı ve doğanın tüm unsurlarını kutsal sayan Paganların bıraktığı miras belki de bugün Istrancalar’a hâlâ bir kalkan görevi görüyor.

Nestinari festivali, eski geleneklere bağlı olarak ritüellerin devam ettiği nadir köy olan Balgari köyünde her yıl 3 Haziran’da yapılıyor. Tek tanrılı inanca geçildikten sonra Hristiyanlıkla iç içe geçen Nestinari, yaklaşık 150 yıl önce, Istranca Dağları’nda, kuzey-güney yönünde Karadeniz kıyısından başlayıp Malko Tırnovo’ya kadar uzanan; doğu-batı yönünde ise Veleka ve Rezve nehirleri arasında kalan köylerde yaygın olarak uygulanmaktaydı. 19. yüzyılın sonlarına kadar Bulgaristan’ın Kosti ve Brodilovo köyleri, Nestinari geleneğinin merkezleri olarak biliniyordu. Ancak Balkan Savaşları ve 1923 Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi sırasında, bu köylerde yaşayan Nestinarlar Yunanistan’a göç etti. Yeni yerleşim yerlerinde, özellikle Drama, Selanik ve Seres bölgelerinde, ritüel Anastenaria adıyla yaşatılmaya devam etti.

Günümüzde, Bulgaristan’da Nestinari geleneği sadece Balgari köyünde özgün haliyle uygulanıyor. Ritüelin merkezinde, tek tanrılı inanca geçildikten sonra  Hristiyanlık tarihinde önemli figürler olan Aziz Konstantin ve annesi Aziz Helena yer alıyor.

Ritüelin yapılacağı gün köy merkezinde bulunan konakta toplanan Nestinariler, davul ve gaydanın ritmi eşliğinde bir nevi transa geçiyor. Daha sonra davul ve gaydanın öncülüğünde ellerinde tuttuğu Konstantin ve annesi Helena ikonlarıyla kiliseye giden Nestinariler son olarak köy meydanın yakılan ateşin üzerinde dans ediyor.

2017’de Nestinari olarak ateş üstünde dans eden Petko Nancev ile Nedret Benzer’in çevirmenliğiyle sohbet etme şansı yakaladık. Nancev bu ritüelin bir gösteri değil, ruhsal bir deneyim olduğunu ifade ediyor.