Atlantique: Okyanusun dibinde yatan bedenler
TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ
Atlantique, global politik devasa bir sorunu kendi lokal, kültürel topluluğunun acısını, kayıplarını, kaybedişlerini, kadınını, aile yapısını, geleneklerini kullanarak ortaya koyan, aynı zamanda feminist ve antikapitalist bir tutumu da beraberinde taşıyan kendine özgü ve özgün bir film

Atlantique, Senegalli cinlerin hülyalı ve yoğun dünyasıyla izleyiciyi şaşırtan, birey olmayla toplumun bir parçası olma arasında sıkışıp kalan insanı eşeleyen, çürümüş sistemi okyanusun dalgalarıyla parçalamaya çalışan ve en önemlisi günümüz mülteci sorununu istatistiklerden çıkarıp ete kemiğe büründüren ve bunun için de doğaüstü unsurları kullanan bir sanat filmi.

KARANLIK PARLAK GÜNEŞ

Dünya prömiyerini 72. Cannes Film Festivali’nde yaptıktan sonra festivalden Grand Prix ödülüyle dönen, Senegal’in Oscar aday adayı Atlantique, Netflix’te yayınlanmaya başladı. Senegal asıllı Fransız yönetmen Mati Diop‘un ilk uzun metraj filmi olan Atlantique filminin çıkış noktasını yönetmen belgesel drama kısa filmiyle 2009'da yapmış. Yönetmen bu kısasından 10 yıl sonra fikre varoluşsal ve bireysel açılar ekleyerek mülteci krizini lirik doğaüstü korku türü ögeleri ile iyice derinleştirmiş. Film adeta hayaletler şehri gibi resmedilmiş Dakar’da geçiyor ve film açılışında yevmiyelerini alamamış, moralsiz Afrikalı genç işçi erkekleri, neşeli bir Afrika yerel şarkısını seslendirirken gösteriyor.

Her anında kamerasını rüyalı ve ufuk çizgisi gözükmeyen, sisli okyanusa çeviren yönetmen Mati Diop, Claire Mathosn’un sinematografisi ile enginlik içinde sıkışmışlığı hissettiriyor. Filmin bu yoğun duygulu görüntülerine ve okyanusun sesine eşlik eden, Senegal doğumlu besteci Fatima Al Qadiri’nin adeta öteki dünyadan gelen sesler gibi yarattığı müzik ise hem yaşamı hem de ölümü hissettirmek için elinden geleni yapıyor. Ve nitekim parlak olmasına rağmen karanlık hissi yayan güneş ile yoğun sıcaktan buharlaşmış sisli bir manzara filmi hiç terk etmiyor.

KADIN BEDENİNDE CİNLER

Avrupa’ya kaçmak için okyanusu geçmeye çalışan genç erkeklerin kadın bedenlerinde karaya geri dönüşleri ise hikâyeyi aslında kadın bakış açısına kilitliyor. Üstelik bu bedenleri, İslam mitolojisinde gözleri görmeyen, istedikleri şekle girebilen, cinsel ilişki kurabilen, insanları etkisi altına alabilen ruhani varlıklar olan cinlere benzetmesi, yüzde 92’si Müslüman olan ülke için anlamlı bir referans oluşturuyor. Atlantique global politik devasa bir sorunu kendi lokal, kültürel topluluğunun acısını, kayıplarını, kaybedişlerini, kadınını, aile yapısını, geleneklerini kullanarak ortaya koyan aynı zamanda feminist ve anti kapitalist bir tutumu da beraberinde taşıyan kendine özgü ve özgün bir film. İnsanların neden vatanlarını terk etmek zorunda kaldıklarını, bu terk ediş için ne denli cesaret gerektiğini hem dram hem de iğneleyici bir mizahla anlatmayı başarıyor.

Genç jenerasyonu temsil eden karakterlerin çoğu gerçek hayattan seçilmiş mesela Souleiman karakterini yönetmen, o bir inşaatta çalışırken bulmuş. Belki de bu sayede oyuncuların filmde anlatılmak istenen gerçek sosyokültürel arka planı göstermek için rol yapmaları gerekmemiş.

OKYANUS'UN HAYALETLERİ

Bu film benim için şu açıdan da önemli oldu. Bu film izlendikten sonra Afrika’dan bu ölümcül koşullarda göç etme oranının düşüp düşmediğini merak ettim ve bunu araştırırken Fransız hükümetinin kurduğu bir yayın ağı olan Radio France International (RFI)'da gerçekten de Afrika’dan Senegal de dahil olmak üzere bu filmden sonra göçlerin azaldığına dair bir haber okudum. Ayrıca mülteci ölümleri denilince hemen aklımıza ağırlıklı olarak Akdeniz’deki ölümler geliyor. Ve geçen 6 sene içinde 19.000 kişinin Akdeniz’i geçmeye çalışırken hayatını kaybettiğini veya kaybolduğunu biliyoruz. Ancak çoğu kaçak göçmenin Akdeniz’i geçebilmek için öncesinde Atlantik Okyanusu’nu geçmesi gerekiyor. Ve Atlantik Okyanusu’nu geçmeye çalışmak ölümü baştan kabullenmek gibi değil mi? Hatta yakın tarihte Recep Ekmen’e ait Türk gemisinin Atlantik Okyanusu’nun ortasında sürüklenen şişme bottaki Afrikalıları gemiye alarak 24 Afrikalıyı kurtardığını hatırlarsınız. Bu yüzlerce hikâyeden sadece biri elbette. Senegal’den ulaşılmaya çalışılan başlıca ülke bu filmin hikâyesine de konu olan İspanya. İspanya’ya bağlı Lanzarote adasında mülteci krizine dikkat çekmek amacıyla oluşturulan bir sualtı müzesi var, burada Britanyalı sanatçı Jason deCaires Taylor’ın batan teknede hayatlarını kaybeden en az 366 mülteciyi temsil eden eseri duruyor. Okyanus’un dibinde yatan bu bedenler artık o kadar çok ki, orası adeta yaşayamayanların medeniyeti.

atlantique-okyanusun-dibinde-yatan-bedenler-658570-1.