birgün

12° AÇIK

DÜNYA 25.11.2020 08:00
author

Avrupa'da ülkücü hareket 'engelleniyor': Almanya da yasaklayabilir

MHP, 60’lı yıllardan itibaren Avrupa‘da faaliyet gösteriyor. Başlangıçta komünizmle mücadele kapsamında onları müttefik gören Almanlardan destek alan ülkücülerin şimdi yasaklanması gündemde. Alman Meclisi‘ndeki tüm partiler bunu istiyor

Avrupa'da ülkücü hareket 'engelleniyor': Almanya da yasaklayabilir

AVUSTURYA ve Fransa ‘ülkücü hareket’i’ yasakladı. Hollanda ve Belçika da yasaklamaya hazırlanıyor. Almanya‘da da hükümet, Federal Meclis‘in büyük çoğunluğunun kararıyla ‘ülkücü hareket”i oluşturan örgütler olarak tanımlanan derneklerin yasaklanması için gerekli çalışmalara başlatmakla görevlendirildi.
Söz konusu örgütlerin başında MHP çizgisindeki kısaca “Türk Federasyon” adıyla bilinen Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu (ADÜTDF) ile hareket içindeki bölünmeler sonucu kurulan ATİB (Avrupa Türk İslam Kültür Dernekleri Birliği) ve Büyük Birlik Partisi çizgisindeki ATB (Avrupa Türk Kültür Birliği ya da tam adıyla Avrupa Türk Kültür Dernekleri Birliği). İddialara göre bu örgütlerin üye ve taraftarlarının sayısı 18 bin kişiyi buluyor.

Federal Meclis‘te geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen oturumda yapılan konuşmalarda “Almanya‘daki en büyük aşırı sağcı örgütlenme” olarak tanımlanan, kimi milletvekillerince de açıkça “faşist” olarak değerlendirilen “ülkücü hareket”le ilgili karar, Federal İçişleri Bakanlığı‘nı ilgilendiriyor. Yasaklanması istenen örgütler Alman yasalarına göre kurulmuş dernekler olduğu için bu konudaki kararı İçişleri Bakanlığı alabiliyor. Yaptıkları açıklamalarda Almanya‘daki demokratik düzene saygılı olduklarını ileri süren ve haklarındaki suçlamalara karşı çıkan örgütlerin yasaklanma kararının alınması halinde hukuki yoldan itiraz yoluna gitmeleri bekleniyor.

Almanya‘da 60‘lı yıllardan bu yana faaliyet gösteren ve 42 yıl önce dernekleşerek, çalışmalarını yaygınlaştıran ülkücü harekete yönelik bu tavır, başta Fransa ve Avusturya olmak üzere çeşitli Batı Avrupa ülkelerindeki aşırı milliyetçi ve İslamcı eğilimli Türkiye kökenlilerin karıştığı sokak çatışmaları ve propaganda faaliyetleriyle ilgili. Ancak aynı zamanda bu hareketlerin AKP‘ye muhaliflerini baskı ve tehditlerle sindirmeye çalıştıkları belirtilerek, Alman hükümetinin alacağı önlemlerle bunu önlemesi talep ediliyor. Bir de Alman aşırı sağıyla ilgili tartışmalar sürerken, bu olgunun sadece Almanlara özgü olmadığı, göçmenler içinde de mücadele edilmesi gereken benzer eğilimlerin yayın olduğunu vurgulama ihtiyacı söz konusu.

Alman hükümeti benzer konularda şimdiye kadar “yasaklayıcı” değil, “yatıştırıcı” politikaları tercih ediyor, böylelikle on binlerce kişiyi kapsayan bu tip hareketlerin daha da “radikalleşmesi”ni önlemeyi hedefliyordu. Ancak Federal Meclis‘teki son gelişme bu politikadan vazgeçmeyi zorunlu kılıyor. Çünkü bütün partiler “yasaklama” yoluna gidilmesini istiyor. Kimi hemen, kimi de belirli bir inceleme sonucu. Federal İçişleri Bakanlığı‘nın iki yıl önce milliyetçi ve şeriatçı “Osmanen Germania” derneğinde olduğu gibi yasaklama yoluna gidip, gitmeyeceği yine de belli değil. Çünkü şimdi söz konusu olan birkaç yüz üyeli bir dernek değil, binlerce üye ve taraftarı olan, ülkenin hemen her yerinde örgütlü ve 40-50 yıllık geçmişi olan bir hareket.


ALMANYA‘DAKİ MHP

Almanya‘daki en büyük ülkücü çatı örgütü MHP çizgisindeki “Türk Federasyon” (ADÜTDF – Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu). Meclise sunulan tasarılarda belirtildiğine göre Almanya çapında 170 derneği kapsayan bir çatı örgütü olan ADÜTDF, 1978‘de Frankfurt‘tu kuruldu.
Ancak MHP‘nin Almanya‘daki örgütlenmesi ondan önce başladı. Daha sonra Gülenci olduğu ileri sürülen ve 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra tutuklanan, son olarak da İYİ Parti içindeki tartışmalarda yine adı gündeme gelen Enver Altaylı, bu yıllarda MHP‘nin Almanya Başmüfettişi olarak görevlendirilmişti. Anayasa Mahkemesi‘nce yurtdışı örgütleri kapatılmasından sonra kurulan Türk Federasyon bu fonksiyonu üstlendi.

MHP‘nin Almanya‘daki örgütlenmesiyle ilgili araştırmalarda, onları komünizmle mücadelede müttefikleri olarak gören Almanlar tarafından desteklendiğine dair iddialara da yer veriliyor. “Ülkücü terörist” Mehmet Ali Ağca‘nın izini süren araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu‘nun “Papa, Mafya, Ağca” başlıklı kitabında da yer alan, bir bölümü MHP davasında gündeme gelen iddialar, son olarak Sol Parti milletvekilleri tarafından da Federal Meclis‘te dile getirildi. Bu iddialardan biri dönemin Bavyera Eyaleti Başbakanı Franz Josef Strauss‘un, MHP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş‘le görüşüp, Almanya‘daki Türkiye kökenli işçiler arasındaki sol siyasal ve sendikal örgütlenmelere karşı bu hareketin örgütlenmesine yardımcı olma sözü verdiği yolunda. Bir diğer iddia da Federal İstihbarat Teşkilatı‘nın (BND) Türkiye masasında görevli olduğu ileri sürülen ve Frankfurt yakınlarındaki bir kasabada yerel politika yapan Dr. Hans-Eckhardt Kannapin‘in (CDU) Türk Federasyon‘ın kuruluş sürecindeki destekleri. Türkeş‘in o dönemlerde oldukça güçlü olan aşırı sağcı parti NPD‘yle (Almanya Nasyonal Partisi) işbirliği yapılması yolundaki talimatları.

12 Eylül Darbesi’nden sonra Almanya‘ya kaçak yollarla gelen birçok ülkücü de bu örgütlenmede yer aldı. Papa‘ya suikast girişiminde bulunan, Türkiye‘de gazeteci Abdi İpekçi‘nin katili Mehmet Ali Ağca‘nın da yakalanmadan önce Almanya‘da uzun süre bulunduğu, bu örgütlenme ağından destek aldığı ileri sürülüyor.

Geçtiğimiz hafta yaşanan bir tesadüf de bu iddiayı doğruluyor. Federal Meclis “ülkücü hareket”e yasak getirilmesini tartışırken, Frankfurt yakınlarındaki bir mezarlıkta Balgat Katliamı sanıklarından Ethem Kıskıs‘ın cenazesi kaldırılıyordu. Arkadaşları 41 yıldır Türkiye‘ye gidemeyen Kıskıs‘ın gerçek kimliğini ilk kez mezarı başında açıklamışlar, bu vesileyle onun Avrupa‘daki ülkücü örgütlenmenin merkezindeki 10-15 kişiden biri olduğunu ifşa etmişlerdi.

ATİB, ATB VE DİĞERLERİ

80‘li yıllarda Türkiye‘de MHP içinde görülen bölünmeler ve ayrılıklar Almanya‘ya da yansıdı. Papa‘ya suikast davasında Ağca‘nın suç ortağı olduğu iddiasıyla bir süre tutuklu kalıp, daha sonra serbest kalan Türk Federasyon başkanlarından Musa Serdar Çelebi ve arkadaşları tarafından kurulan Avrupa Türk İslam Kültür Birliği (ATİB), Almanya‘daki ülkücüler tarafından kurulan ikinci büyük çatı örgütü. Bünyesinde 120 dernek bulunduğu ileri sürülen ATİB, Alman hükümetinin İslam diniyle ve Müslüman göçmenlerle ilgili sorunları görüştüğü İslam Konferansı‘na üye olan Almanya Müslümanları Merkez Konseyi‘nin üyesi. ATİB Genel Başkanı Durmuş Yıldırım, örgütü “güvenliği tehdit eden aşırı yabancılar” arasında gösteren istihbarat raporuna itiraz ederken, “ATİB‘in mensup olmakla itham edildiği ülkücü hareketle yollarını kurulduğu yıllarda ayırmış” olduğunu belirtmişti.

Resmen 1994 yılında kurulan Avrupa Türk Kültür Birliği (ATB ya da tam adıyla Avrupa Türk Kültür Dernekleri Birliği) de Türkiye‘deki Büyük Birlik Partisi‘nin çizgisindeki 20 derneğin çatı örgütü.

avrupa-da-ulkucu-hareket-engelleniyor-almanya-da-yasaklayabilir-808949-1.



Bir de bu örgütlerle ilgili olmayan, ancak “ülkücü” olarak kabul edilen birçok kişinin de bireysel olarak çok sayıda dini, siyasal, kültürel örgütte aktif olduğu, hatta Alman partileri içinde yer aldığı, polis ve orduda görev yaptığı ileri sürülüyor. Örneğin geçtiğimiz günlerde Alman ordusundaki Türkiye kökenli dört asker hakkında “ülkücü harekete üye oldukları” gerekçesiyle disiplin soruşturması açıldığı haberi çıkmıştı.

Geçtiğimiz hafta Federal Meclis‘in gündemine hükümetin Almanya‘daki ülkücü harekete yasak getirmesini talep eden 3 ayrı tasarı gelmişti.

Bunlardan biri hükümet koalisyonundaki partiler CDU-CSU ve SPD ile muhalefet partilerinden FDP ve Yeşiller‘in ortak tasarısıydı.

İkincisi bu konuyu yıllardır çeşitli vesilelerle dile getiren Sol Parti‘nin, diğeri de bu olayı kendi aşırı sağcı, yabancı düşmanı propagandası için istismar etme fırsatını kaçırmayan aşırı sağcı parti AfD‘nin tasarısıydı.


Sol Parti ve AfD‘nin tasarıları reddedildi.

Hükümet ve muhalefetin ortak tasarısı ise kabul edildi. Kendi tasarısı reddedilen Sol Parti, bu tasarıyı destekledi.

Oylama öncesinde yapılan konuşmalarda “ülkücü hareket”in Avrupa‘da bir dizi ülkede militanca ve şiddetli eylemlerde bulunduğu, milliyetçi ve ırkçı bir ideolojiye dayandığı, Kürtler, Aleviler, Yunanlılar, Ermeniler, Yahudilere, kendilerinden farklı düşünenlere, karşı nefreti körükledikleri belirtildi. Sol Parti‘nin tasarısında hareketin Türkiye‘de ve Türkiye dışında çok sayıda siyasal karşıtının öldürülmesinden sorumlu olduğuna dikkat çekildi. Bu hareketlerin iktidardaki AKP hükümetini desteklediği, AKP muhaliflerine yönelik baskı ve sindirme faaliyetlerinde bulunduğu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu‘nun da bu hareketin sembolü olan kurt işaretini yaparak, aralarındaki işbirliğini gösterdiği kaydedildi.

Meclis‘te kabul edilen tasarıda diğer önergelerdeki gibi “kurt işareti”ne yasak getirilmesi gibi öneriler yok. Ancak İçişleri Bakanlığı‘nın bir yasak kararı olması halinde o da yasaklanabilir. Beş partinin kabul edilen ortak önergesinde Federal Hükümet‘ten talep edilen hususlar şöyle:

♦ Ülkücülerin etkisini geri püskürtmek için Avrupa‘daki ve uluslararası alandaki ortaklarla işbirliği.

♦ Ülkücü hareketin özellikle Almanya'da devamlı olarak takip edilmesi ve kararlı şekilde mücadele edilmesi.

♦ Ülkücü hareketin dernek ve örgütlerine yönelik yasakların gözden geçirilmesi.

♦ Kamuoyunun Almanya Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın olanaklarından yararlanarak, aydınlatılması.

♦ Ülkücü hareketin internette yaydığı ajitasyona karşı hukuk devleti çerçevesinde kararlı mücadele.

♦ Almanya, Avrupa ve Türkiye'de bozkurtların sindirmeye çalıştığı kişi ve gruplarla dayanışma gösterilmesi ve onların en iyi şekilde desteklenmesi.

Hükümet ve İçişleri Bakanlığı‘nın meclisten gelen talimat üzerine gerekli incelemeleri yapıp, yasaklama yoluna gidip, gitmeyeceği henüz belli değil.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız