Avrupa seçimleri, sağcılar ve göçmenler

13.05.2019 10:51 DÜNYA
SOPHIA AKRAM Avrupa Birliği sınırlarında yaşayan seçmenler, Avrupa Parlamentosunda onları hangi yerel siyasetçinin temsil edeceğini seçmek üzere 23-26 Mayıs arasında oy kullanacaklar. AB politikalarının yukarıdan aşağıya nasıl süzüldüğünü ve gündelik hayatlarını nasıl şekillendirdiğini umursayan seçmenler için bu fırsat 1825 günde bir geliyor. Fakat Avrupalıların yüzde 57’si bu fırsatı pas geçiyor ve sandığa gitmiyor. Hatta AB’den […]

SOPHIA AKRAM

Avrupa Birliği sınırlarında yaşayan seçmenler, Avrupa Parlamentosunda onları hangi yerel siyasetçinin temsil edeceğini seçmek üzere 23-26 Mayıs arasında oy kullanacaklar.

AB politikalarının yukarıdan aşağıya nasıl süzüldüğünü ve gündelik hayatlarını nasıl şekillendirdiğini umursayan seçmenler için bu fırsat 1825 günde bir geliyor.

Fakat Avrupalıların yüzde 57’si bu fırsatı pas geçiyor ve sandığa gitmiyor. Hatta AB’den çıkma yönünde oy kullanan İngiltere’de seçmenin yüzde 64’ü sandıktan uzak duruyor.

Brexit süreci ‘göç’ özelinde sarf edilen söylemlerin kötücül taraflarını gözler önüne sermiş olabilir, fakat ben şahsen tüm İngilizlerin hislerinin aynı kötücül düşüncelere sahip olmadığını biliyorum.

Mülteciler Hoş Geldiniz hareketine şahit oldum ve İngiltere’de faaliyet yürüten dinamik sivil toplumu gördüm. Fakat göç politikalarından olumsuz etkilenen kesimlerle dayanışma içinde olanlar, iş sandığa gitmeye gelince uyuşukluk ediyorlar. Diğer yanda nefret siyaseti, kitleleri harekete geçiriyor.

Aşırı sağcı adayların İngiltere’nin dört bir yanından temsilci çıkardıklarını gördüm. Popülist partilerin sosyal medya kampanyaları büyük destek almalarını sağladı. Geçen Haziran yapılan anketlere göre göç ve terör, Avrupalıların gözünde en önemli sorunlardı.

2018 sonunda AB çapında yapılan bir ankete göre Avrupalı seçmenin en çok önemsediği konular başında göç geliyor. Nihayetinde son AB seçimlerinden bu yana çok şey oldu…

2015 yılında zirve yapan ‘mülteci krizi’ esnasında Avrupa’ya Yunanistan ve İtalya üzerinden bir milyonu aşkın insan geldi – bu insanlar denizi aşarak yaşamlarını tehlikeye attılar.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre, 2012 ile 2017 yılları arasında 14.557 kişi Libya’dan İtalya’ya botlarla geçmeye çalışırken öldü.

Mültecilerin şiddetten ve istikrarsızlık ortamından kaçmaya çalıştığına şahit oluyoruz, fakat buna rağmen gitgide aşırı sağcı politika yapıcıların kontrolüne geçen Avrupa göç politikalarını gitgide sıkılaştırdı.

2015 yılına gelindiğinde Avrupa’nın arama-kurtarma misyonu ‘Mare Nostrum’ yürürlükten kaldırıldı ve yerine Avrupa’nın sahil güvenlik ajansı Frontex önderliğinde yürütülen sınır güvenliği operasyonu ‘Triton’ kondu.

2016 yılında Balkan rotası kapatıldı, binlerce mülteci Yunanistan’da hapis kaldı. AB-Türkiye arasında yapılan anlaşma neticesinde insan hareketleri durduruldu, biri girer–biri çıkar türünde bir uygulamaya geçildi.

Yunanistan’a geçişler zorlaştı ve insanlar ‘en yoğun ve en tehlikeli’ rota olarak bilinen orta Akdeniz rotasına yöneldi. 2016 sonuna gelindiğinde BMMYK verilerine göre 3740 insan Akdeniz’i geçerken hayatını kaybetmişti.

İnsan hayatını koruyacak politikalar yerine, İtalya’ya girişleri durduracak yeni politikalar yürürlüğe kondu. 2017 yılında Libya ve İtalya arasında tartışmalı bir anlaşma imzalandı. Anlaşma çerçevesinde Libya sahil güvenlik güçleri eğitilecek, mülteci teknelerine müdahale edilip Libya’ya dönmeleri sağlanacaktı.

Şimdilerde Halife Haftar’ın Trablus’ta başlattığı saldırı sonucunda binlerce göçmen ve mülteci Libya’dan güvenli çıkışın yollarını arıyor.

Bu esnada Avrupa’nın acımasız duruşu sürüyor. Popülist dalga sayesinde Avrupa siyasetine giriş yapan İtalyan siyasetçi Matteo Salvini ‘Avrupa’nın sınırlarının kapalı olduğu’ söylemini sürdürüyor.

Sofya Operasyonu mart ayı sonunda uzatıldı. İtalyan sahillerine yanaşmaya çalışan teknelerin durdurulması üzerine istihbarat ve eğitim faaliyetleri sürecek, fakat ‘arama kurtarma’ faaliyetleri sonlandırılacak. Bunun insan hayatı açısından maliyeti ne olacak, düşünmesi bile ürkütücü.

Okuduğumuz haberlere göre Libyalı sahil güvenlik birimleri geçen hafta Akdeniz’de 113 göçmen ve mülteciyi yakalayarak tutukladı. Libya, Birleşmiş Milletler Mülteci Sözleşmesi’ne imzacı konumunda değil ve sığınma haklarını da tanımıyor. Bir yandan yükselen şiddet dalgası, tutuklanan kişileri yaşamsal tehditlerle karşı karşıya bırakıyor.

AB seçimlerine dair tartışmalar Brexit ekseninde dönüyor. İngiltere’nin halihazırda düşük olan katılım oranı AB parlamentosunda daha da sert bir dağılıma sebebiyet verebilir ve bunun AB göç politikasında felaket niteliğinde sonuçları olabilir.

Hayatımda ilk defa, birinin yaşamı kullanacağım oya bağlıymış gibi hissediyorum.

Çeviren: Fatih Kıyman
Kaynak: The New Arab