Avusturya: Avrupa’da bir merkez daha çöktü
Avrupa ülkelerinde çöken merkez siyasete bir yenisi daha eklendi: Avusturya’da 2. Dünya Savaşı’ndan beri ilk defa merkez adayların ikisi de başkanlık yarışında ikinci tura kalamadı, aşırı sağ yüzde 38 aldı.

ONUR EREM
onurerem@birgun.net
@onurerem
Avusturya'da pazar günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk sonuçları aşırı sağcı Özgürlük Partisi'nin adayı sandıktan ilk sırada çıktı. Devlet televizyonu ORF resmi olmayan sonuçlara göre, göçmenlik ve AB karşıtı partinin adayı Norbert Hofer'in oyların yüzde 36'sını aldığını duyurdu. Seçimin ardından bir açıklama yapan Özgürlük Partisi lideri Heinz-Christian Strache “Siyasette yeni bir çağ başlıyor. Bugün Avusturya’nın siyasi tarihini değiştiriyoruz” dedi. Özgürlük Partisi, göçmen karşıtlığının yanı sıra, kıtadaki diğer aşırı sağ partiler gibi Avrupa karşıtı (Avroskeptik) ve İslam karşıtı politikalara da sahip.
‘Sığınmacılara karşısilahlanma normal’
Nofer seçim kampanyası sırasında Glock marka tabancasını yanında taşımış ve silah ruhsatı başvurularındaki artışın mülteci krizi karşısında doğal bir tepki olduğunu söylemişti. Nofer, "Neyin ne olacağının belli olmadığı zamanlarda insanlar kendilerini korumaya çalışıyor" demişti. Nofer’in ardından ikinci sırada ise yüzde 20 oyla Yeşiller’in adayı AlexanderVan der Bellen geldi. Yüzde 20 oy alan Bellen, 70 bin oy farkla eski Yargıtay Başkanı Irmgard Griss’in önünde yer alarak ikinci tura kalmaya hak kazandı. Griss, yüzde 18.5 oy almıştı.
Merkez yüzde 22
Bugüne kadar her seçimde ikinci tura kalmayı başaran merkez partiler ise büyük hüsran yaşadı. Sosyal Demokrat Parti ve merkez sağdaki Avusturya Halk Partisi’nin adayları yüzde 11.18’er oy alarak ikinci tura kalma şanslarını yitirdi. Seçime katılım ise yüzde 70 civarında oldu. Özgürlük Partisi ve Yeşiller adaylarının yarışacağı ikinci tur cumhurbaşkanlığı seçimi 22 Mayıs’ta gerçekleşecek.
İkinci tura kalmayı başaramayan partilerin kitlelerini hangi adaya yönlendireceği ise henüz netleşmedi. Sosyal Demokrat Parti’nin Yeşiller’i desteklemesi beklenirken, iki partinin adaylarının ilk turdaki oy toplamı bile Özgürlük Partisi’nin gerisinde kalıyor. Bu durumda bağımsız aday Griss ve merkez sağ Halk Partisi’nin yapacağı çağrılar belirleyici olacak.
Avusturya’da merkez sağ ve merkez sol yıllardır tek başına veya birbiriyle koalisyon halinde ülkeyi yönetiyordu. Şu anda da da ülke, iki partinin koalisyonuyla yönetiliyor. Ancak 2013’te gerçekleşen genel seçimde iki parti de önceki seçime göre sandalye kaybetmiş ve meclisteki çoğunluğu yalnızca 7 sandalye farkla ele geçirebilmişlerdi.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde iki partinin de büyük oranda oy kaybetmesi, halkın mevut hükümetten ve özellikle de ekonomiden hoşnutsuzluğunun bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Avusturya’da cumhurbaşkanının kâğıt üzerinde yarı-başkanlık rejimlerini andıran pek çok yetkisi olsa da (başbakan ve bakanları atama, üst düzey asker, yargı ve bürokrasi atamalarını gerçekleştirme, belli durumlarda meslisi feshetme olağanüstlü kararname ile ülkeyi yönetebilme), parlamenter sistemle yönetilen bu ülkede cumhurbaşkanlığı sembolik bir makam. Fakat aşırı sağın bu koltuğu ele geçirmesi durumunda cumhurbaşkanlığının tüm yetkilerini kullanarak ülkedeki siyasi sahneyi olabildiğince değiştirmeye çalışması da korkulan ihtimallerden biri.
Avusturya’da iki merkez partinin cumhurbaşkanı adaylarının aldığı toplam oyun yüzde 20’lere inmesi, kıta çapında çöken merkez partilerin son dalgası oldu. Merkez partilerin çöküşü önce Yunanistan’da başlamıştı. Ekonomik krizin ardından geçen yıl ocak ayında yapılan genel seçimde merkez sol PASOK’un oyları erirken merkez sağ Yeni Demokrasi’nin de oyları yerinde saymış, o tarihe kadar Yunanistan’da sırayla hükümet kuran iki partinin oy toplamı yakın tarihin en düşük oranına erişmişti. Radikal sol parti SYRIZA, komünist parti KKE ve faşist Altın Şafak’ın oyları artmış, SYRIZA iktidara gelmişti.
İspanya’da da Aralık ayında gerçekleşen genel seçimde merkez sağ ve merkez solun oy toplamı yakın tarihin en düşük oranına gerilerken solda Podemos, sağda da Yurttaşlar aldıkları oy oranıyla siyaset sahnesini değiştirmişti. İspanya’da merkezin çökmesiyle koalisyon kurulamadı ve 26 Haziran’da yeni bir seçim gerçekleşecek.
İspanya ve Yunanistan’da merkezin boşalttığı alanı SYRIZA ve Podemos gibi partiler doldururken, Almanya ve Fransa’da ise aşırı sağ yükselişe geçti. Fransa’da aralık ayında gerçekleşen bölgesel seçimlerin ilk turunda Marine Le Pen’in liderliğindeki aşırı sağcı Ulusal Cephe en çok oy alan parti olmuş, ikinci turda ise seçime katılım oranının yüzde 49’dan 58’e yükselmesinin de etkisiyle Ulusal Cephe üçüncü sıraya gerilemiş, fakat buna rağmen yüzde 27 oy almayı başarmıştı. Almanya’da ise bu yıl 3 eyalette gerçekleşen eyalet seçimlerinde göçmen karşıtı Almanya için Alternatif (AfD) tarihinin en yüksek oy oranlarına ulaştı.
Avrupa ülkelerinin, içinde bulundukları ekonomik ve politik krizlere merkez partilerinden bir çözüm gelmemesi, halkı farklı arayışlara itiyor. Son bir yılda kıta çapında gerçekleşen seçimlerde solun örgütlü, toplumsal hareketlerin güçlü olduğu ülkelerde radikal sol bu arayışların adresi olmayı başarırken Avusturya, Fransa ve Almanya örneklerinde ise aşırı sağ partilerin göçmen karşıtı söylemlerle yükselişi korkutucu bir hâl alıyor.


