Ay ışığında parlayan melodilerin armonisi

Tuğçe ÇELİK
Genç piyanist İpek Keşkek, yeni albümü ‘From the Moon’da klasik müzik ile mitolojiyi buluşturdu. Kadın emeğinin görünmezliğine dikkat çeken sanatçı, “Müziğimle hem duvarları hem de algıları yıkmak istiyorum” diyor. Keşkek, son albümü ‘From the Moon’ ile klasik müzik dünyasında farklı bir kapı aralıyor. Bestesi ve icrası kendisine ait dört eseriyle birlikte Debussy, Chopin ve Satie’den seçtiği üç klasik parçayı bir araya getiren sanatçı, “Her bestem bir dönüşümün parçası gibi. Özellikle Ay, benim için çok güçlü ve derin bir sembol. Klasik müzik tarihinde de Ay’dan ilham almayan besteci yok” diye anlatıyor.
Albümün ilk parçası olan ‘Clair de Lune’ bir şiire yazılmış ay ışığını betimleyen bir beste olarak öne çıkıyor. İkinci eser ise büyük teknik zorlukları olan virtüözlere yazılmış bir eser: Chopin Etude. Mistik havasından etkilendiği Erik Satie’yi de seçtiği eserlerin arasına ekleyen Keşkek, kendine has yorumuyla müziğini dinleyicilere ulaştırıyor.
KLASİK MÜZİK ULAŞILMAZ DEĞİL
Klasik müziğin belli çevrelere sıkıştığını söyleyen Keşkek, bu algıyı kırmak istediğini vurguluyor: “Enstrümantal ya da klasik müzik herkesin duygusuna dokunabilir. Ama hâlâ ulaşılmaz bir tür gibi sunuluyor. Ben ise samimi bir anlatımla bu duvarları yıkmaya, müziğimle bir köprü kurmaya çalışıyorum.”
SEKTÖRDE KADIN EMEĞİ GÖRÜNMÜYOR
Müziğin yapısal sorunlarına da değinen genç piyanist, “Kadın müzisyenlerin görünürlüğü hâlâ sınırlı. Bu bireysel değil, yapısal bir sorun. Sanatçılığınızla değil, çoğu zaman sıfatlarla anılıyorsunuz. Tarih boyunca kadınların emeği erkek isimlerin gölgesinde kaldı. Anna Magdalena Bach örneği bunun en çarpıcı kanıtı. Müzik tarihindeki cinsiyetçi yapıyı aşmadan kadın emeğini görünür kılamayız” diyor.
SİSTEMİ SORGULATAN BİR KOPUŞ
‘From the Moon’daki bestelerin her biri farklı bir duygunun ifadesi. ‘The Moon is Not White’ adlı eserini anlatırken Keşkek şunları söylüyor: “Ay benim için büyülü bir şey. Ama bir dönem onun da göründüğü gibi olmadığını fark ettim. Tıpkı hayat, insanlar, hatta sistem gibi. Bestemde de görünüş ile gerçek arasındaki boşluğu anlatıyorum. Tıpkı Matrix’teki kırmızı elbiseli kadın figür gibi, sistemin illüzyonunu sorgulatan bir kopuş bu.”
Albümün diğer parçaları da farklı yolculuklara işaret ediyor: ‘Granola Mornings’ sabahın ilk ışıklarıyla saf bir uyanışı betimliyor. ‘Grey’ mitolojideki Ay tanrıçaları gibi, koruyucu ve tehlikeli yanlarıyla belirsizliğin kapısını aralıyor. ‘Madness Beginning’ ise albümün kırılma anı; içsel bir taşmayı, sessizliğin ardından gelen çalkantıyı ifade ediyor.
Albümü dinlemek için tıklayınız.


