birgün

12° PARÇALI BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 31.10.2020 04:00
author

Ayaktakiler

Alkışın seyirci ile sahnedekilerin bütünleşmesi üzerinde ne kadar etkili olduğunun fark edilmesi çok eskilere, Roma devrine kadar dayanıyor. Hatta alkış yapay yollarla sağlanıyor; şakşak oluyor. Buna da ilk olarak Romalı tiyatro organizatörleri uyanıyor.

Genellikle işsiz güçsüz takımından seçilen rastgele kişiler temsil başına kiralanıyor, oyun sırasında ne zaman alkışlamaları gerektiği provalarda öğretiliyor. Bu kişiler seyircilerin arasına karıştırılıyor. Yeri geldiğinde kendilerinden istenen kadar alkışlayan bu kişiler diğer seyircileri de kışkırtırlardı. Roma imparatorlarının emrinde çalışan ve önemli anlarda halkın arasına karışan profesyonel alkışçılar, efendilerinin emirlerinin güçlü alkışlarla onaylanmasını sağlardı. 18’inci ve 19’uncu yüzyıllarda Fransız tiyatrolarında bu uygulama daha da geliştirildi ve böylece ‘alkışçı’ terimi ortaya çıktı. Paris Operası’nda başarının belirleyicisi, alkışçılardı. Operada bu durum uzun yıllar boyunca sürdü. Ünlü opera şarkıcılarının özel alkışçıları vardı.
Ancak günümüzde sanat dünyasında bu alkışçılar önemini yitirdi. Operacıların en korktuğu izleyiciler ‘ayaktakiler’ bu şakşakçıların yerini aldı.

‘Ayakta’ bölümünün gişesi temsil saatinden bir saat önce açılır. Biletlerin fiyatı 2-3 euro kadardır. Ayakta bilet almak isteyenler saatler öncesinden kuyruğa girerler, beklerler.

Peki, neden en korkulan seyircidir ‘ayaktakiler’?

Çünkü bunların yüzde doksanı sanatçıdır, konservatuar öğrencisidir. Ya şeflik okuyordur, ya opera şarkıcılığı, ya enstrümancıdır, ya rejisörlük okuyordur. Sahnedeki icracı en çok ‘ayaktakilerden’ korkar, çünkü onları satın alamaz. Onlar iyiyi alkışlar, kötüyü yuhalarlar.

Neden bunları anlatıyorum?

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı geride bıraktık. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve devlet erkânı Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla Anıtkabir’i ziyaret etti. Bu sırada bir kişinin “Seni seviyoruz reis” diye Erdoğan’a bağırması dikkat çekti.

Son olarak 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla Anıtkabir’de düzenlenen resmi törende AKP Ankara İl Başkanlığına üye bir grup “Recep Tayyip Erdoğan” sloganı atmış ve birçok kesim tarafından bu durum eleştirilmişti.

FOX Haber, Anıtkabir’de slogan atan isimlerin içeriye daha önceden belirlenmiş bir listeyle içeriye alındıklarını görüntüledi.
İktidar partisin önceden ayarlanan şakşakçıları yine ortaya çıkmıştı.

Bunların hepsi, toplumun farklı kesimleri tarafından kınandı.

Siyasetçilerin artık şunu anlamaları lazım; şakşakçılarla kışkırtamazsınız, oy alamazsınız. O kesimden alacağınız oy uzun vadede hiç bir işinize yaramayacaktır. Kalıcı olmak istiyorsanız ‘ayaktakiler’den alkış almalısınız. Çünkü ayaktakiler; bu ülkenin okumuş etmiş kişileridir. Onlar geleceğin sanatçıları, yazarları, şairleri, ressamları, doktorları, bilim insanlarıdır. Önlerine kömür de atsanız, çuval çuval makarna da verseniz, “al bir çay iç” deyip çay paketi de fırlatsanız ‘ayaktakiler’den oy alamazsınız!

Alamayacaksınız!

***

Komşusunu darp ettiği için 13 yıl hapis istemiyle tutuklu yargılanan Halil Sezai bugün ilk duruşmada serbest bırakıldı. Halil Sezai 1 yıl 11 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu köşeden defalarca haykırdım “Sezai’nin tutuklu yargılanması bir hukuk katliamıdır” diye. İşitmediğim laf kalmadı. Halil Sezai’nin serbest bırakılmasının ardından sosyal medya hesabından açıklama yapan Avukat Serkan Günel, Halil Sezai’ye verilen ceza ile ilgili, “1 yıl 11 ay ceza verilmiş zaten daha fazla da verilemezdi, cezaevi infazı olmayan bir ceza, peki en fazla bu kadar ceza verilebileceği biliniyorken neden tutuklama yoluna gidildi? İbret-i alem olsun diye tutuklama şeklinde mevzuatımızda defacto bir kural olduğu için...” şeklinde yorumda bulundu.

Öncelikle Halil Sezai’ye geçmiş olsun. Sevgili dostumun adı umarım bundan sonra böyle konularla anılmaz.

Daha olayın ilk günlerinde, koştur koştur Halil Sezai şarkılarını radyolarında çalmama kararı alan radyo sahibi dostlar şimdi şarkıları çalmaya başlayacaklar mı?

***

Bu yazıyı yazdığım sırada çok fena sallandık. Merkez üssü Ege Denizi’nin İzmir Seferihisar açıkları olan 6,6 şiddetindeki depremin etkilerini üzüntüyle takip ediyorum. Tüm yurttaşlara geçmiş olsun dileklerimle.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız