birgün

20° PARÇALI BULUTLU

SİYASET 22.06.2020 06:33

Ayasofya muskası

Pek de olmaz ya, diyelim akıl başında bir milliyetçi olsanız, İstanbul’un fethini mi anar, kutlardınız yoksa işgalden kurtuluşunu mu? İlki neredeyse 6 yüzyıl önce “başkasına ait olanı” savaşarak aldığınızı, ikincisi 5 yüzyıldır yaşadığınız vatanınızı işgalden kurtarmanızı hatırlatıyor… Dünya en çok hangisini hatırlasın, bilsin isterdiniz?

Fetih kutlamalarında cümle aleme, aslında bize ait değildi, hatta başka bir dinin önemli merkeziydi, zorla aldık, din adına aldık, demiş oluyorsunuz. Diğerinde ise emperyalistler yurdumuzu işgal etmişler, bağımsızlığımıza göz dikip, bizi vatanımızdan atmaya kalkmışlardı. Kadın erkek, çoluk çocuk bir Kurtuluş Savaşı verdik ve vatanımızı işgalcilerden kurtardık, diyorsunuz. İlkinde tam olarak öyle olmadığı halde, Bizans- Rum-Yunan, üçü aynı şey demeye getiriyorsunuz. İkincisinde bir dünya paylaşım savaşının emperyalistlerinin haksız işgaline karşı kazandığınız bağımsızlık mücadelenizi taçlandırıyorsunuz….

Ayasofya, üç kez inşa edilmiş. İlkin bir pagan mabedinin üzerine inşa edildiği düşünülüyor. Günümüzdeki üçüncü Ayasofya bitirildiğinde, İslam dininin ortaya çıkmasına nerdeyse yüzyıl varmış. Önce kim bilir kaç yıl Pagan, sonra 11 yüzyıl Ortodoks ve Katolik, sonra da 5 yüzyıl İslam ibadethanesi olmuş. İnşaatında Bizans ve Osmanlı gibi iki büyük dünya imparatorluğunun egemenliğindeki topraklarda bulunan her inanışa ait mabetlerden malzemeler kullanılmış. Ayasofya’ da, Efes Artemis, Lübnan Baelbek, Mısır Güneş (Heliopolis), Kapıdağ Belkis tapınaklarından getirilen taşlar dışında Anadolu’ daki neredeyse her çeşit taş vb. malzeme kullanılmış.

Fatih, İstanbul’u fethettiğinde kendisini Roma’nın devamı, mirasçısı olarak görmüştü. Bizans’ın Pagan’dan Hristiyanlığa geçince Pagan tapınağı üzerine kilise yapması gibi de o da kiliseyi camiye çevirmişti.

Mustafa Kemal’in Ayasofya’yı müze yapması ise sembolik anlam olarak Selahattin Eyyubi’nin Kudüs’ü Haçlılardan yeniden aldığında Haçlıların aksine kentte katliam yapmamasına benzer. Artık imparatorluk ve din devleti yok, yeni Cumhuriyet için Ayasofya, insanlığın ortak mirasıdır, demek istemiş olmalı. Cumhuriyet, laikliği temel alacak, demekti ve dünyaya, barış içinde bir arada yaşamak istiyoruz, mesajıydı.

Ayasofya’nın “yeniden” cami yapılması, ellili yıllara kadar laiklik karşıtlarının cılız itirazlarının sembolüydü. Ellilerden bu güne ülkeyi yöneten sağcılar ve siyasal islamcılar için ise kitleleri hipnotize etmek için kullandıkları bir “fantezi nesnesi” oldu.

Neden fantezi nesnesi? Fantezi, bilinçdışı arzuların bilinçteki temsili olarak işlev görür. Hayal kurmaktan ötedir. Büyüsel düşünceyi kışkırtır. Muska gibidir. Muskayı üzerimde taşırsam, bana kurşun işlemezle başlar; okunmuş kağıtla yazılan mektuptaki isteğin yerine geleceğine olan inançla; sınava girerken iç cebe konulan dua yazılı muskanın zihni açacağı umuduna, kadar yayılır.

Nerdeyse elli yıldır, sağcılar, siyasal islamcılar bir gün Ayasofya’da yeniden namaz kılındığında sanki 1453 yılında kılınan namaz zamanındaki gibi olacakmış propogandası yapıyorlar. İstanbul’ un fethi kutlamalarının da işlevi aynı.

O zamanların gücüne, ihtişamına ulaşma arzusunun kışkırtıcılığına insanların kapılmaması mümkün mü? Hele de yoksulluğun, yoksunluğun alıp başını gittiği, işsiz, geleceksiz ve umutsuzlukla kaplı dünyalarında hissettikleri derin yalnızlık, zayıflık, işe yaramazlık duygularıyla perişan hayatlarından çıkış için en küçük bir yol bile göremeyenler için.

Ayasofya’ da cuma namazı kılınacak ve birden “göklerden gelen bir kararla”, eski görkem yeniden yükselmeye başlayacak, minarelerden… Dünya, önümüzde tir bir titreyecek, İslamın (ve Türk’ün) gücü, külllerinden yeniden doğacak!…

Fanteziyi güçlü ve vazgeçilmez kılan, alttan alta aslında hiç bir zaman gerçekleşmeyecek olduğunu bilmektir. Dersine çok çalışan muskayı kendine güvenini artırmak için yedekler. Hiç ders çalışmadan muskayla sınava giren ise sorumluluktan kaçmanın önlemini alır. O yapamamış olmayacaktır, muska işe yaramamıştır ve sorumlu/suçlu muskayı verendir.

RTE, kitleyi kendinde tutabilmek için Ayasofya muskasına bel bağlamak zorunda kaldıysa, onu mutlak ama ülkeyi de zor günler bekliyor demektir. Kolomb’ un heykellerinin yıkıldığı günümüz dünyasında alınabilecek en talihsiz, basiretsiz siyasi karar olacak olması da cabası.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız