Aym kararı-2: Barışa rızanın onulmaz bedelleri
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Anayasa Mahkemesi'nin 2018/17635 sy.lı kararı, dava konusu olaylar dizisine kısmen de olsa ayna tutuyor. Kararın etki ve sonuçlarını hukuki açıdan ele almadan önce, uygulanan yaptırımlar dizisiyle neden olunan mağduriyetler yumağına göz atmakta yarar var. Soruşturma, görevden alma, ifade ve göz altına alma, tutuklama vb. “siyasal/mafya türü/idari, basın-yayın yoluyla ve yargısal” linç kampanyası. Dünya hukuk tarihinin en karanlık sayfalarını oluşturacak girift ve çok yönlü yaptırımlar, anayasal hak ve özgürlükler bütününe yönelik olması ötesinde, kişi, zaman ve mekan sınırlarını da aşmakta.

ADI KHK EK LİSTESİNDE YER ALMAK

Barış bildirisine rıza gösterenlerin bir kısmının adları, OHAL KHK ek listelerinde aldı. Bu kişiler, anayasal hakların tümüne yakınından yoksun kılındı; yakınları da bir dizi haklardan. Politikacıların hedef göstermesi, mafya babalarının kan banyosu iştahını kabarttı. Medya, sistematik bir biçimde yargısız infaz yaptı; hedef göstererek yaşam hakkı üzerinde sürekli tehditler yağdırdı. 15 Temmuz darbe girişimi, “kan banyosu” yerine “yakma” iştahını öne çıkardı. Adları KHK ek listelerine yazılan Barış Akademisyenleri (BAK) için, zamanın başbakanı, “kuruların yanında yakılıyor” dedi. Yaptırımlar, mekan bakımından sınırsız; çünkü, yasaklar dünya ölçeğinde geçerli; zaman bakımından sınırsız, çünkü, adları kalıcı normatif işlemlere kazındı. Kişisellik ötesi; eğer varsa suç bireysel olduğu halde, “kolektif cezalar” uygulandı: adları normatif hukuki işlemlere kazınanlara uygulanan aile boyu yaptırımlar, kuşaklararası nitelikte.

“SİVİL ÖLÜM” ÖTESİ

İhraç yerine, “adları khk ek listesinde yer alma” nitelemesi bundan. Avrupalı meslektaşlar, KHK yoluyla kıyıma uğrayanlara uygulanan yaptırımları, “sivil ölüm” olarak niteledi. İçeride yaşananlar, “sivil ölüm” ötesine geçildiğini gösterdi:

Görevden kesin olarak çıkarılmak,

Uzmanlıkla ilgili ve bilimsel faaliyetlerde bulunamamak,

Emekli olma hakları bir yana, öğrencileri ile vedalaşma olanağına sahip olmamak,

Öğretme hakkından yoksun kılma ötesinde, öğrenim hakkından da yoksun kılmak: yarım bıraktırılan doktora ve uzmanlıklar…

Serbest meslek icra edememek; avukatlık gibi

Seyahat edememek ve dünyanın hiçbir yerinde çalışamamak.

Aileleri parçalamak ve bölünmüş ailelerin birleşmelerine engel olmak.

Sosyal haklardan (yakınları dahil) yoksun kılmak.

Seçilme hakkından yoksun kılmak.

Seçme hakkından da yoksun kılma girişimi ile yurttaşlığı bile sorgulamak.

Bu nedenle, ölümden beter yaptırımlar toplamı, “sivil/sosyal/siyasal sürekli işkence” olarak nitelenebilir.

YARGILANDI/MAHKUM EDİLDİ

Yargılandı: işten-güçten atılanlara mahkeme kapıları kapatıldı; tersine, düzmece iddianameler ile kendilerine karşı davalar açıldı; özgürlüklerinden alıkonuldu

Yaşam hakları ihlal edildi: kana susayanlara sürekli hedef gösterilenler arasında onlarcası, intihar ederek yaşama veda etti.

Haysiyetleri rencide edildi; uluslararası standartlarda ve uluslararası alanda görevlerini icra etme yeteneğine sahip bilim insanlarının. İtibarsızlaştırılarak, lekelenmeme hakları yok sayıldı: bilimsel kıyım yapıldı.

Savcılar ve yargıçlar, yaptıkları işlemlerin hukuk ve anayasa dışı olduğunu bile bile iddianameler hazırladı, davalar açtı, yargılama yaptı ve mahkümiyet kararları verdi. AYM, BAK davası ihlal kararı ile etki ve sonuçları bizzat belirlemiş oldu: bildiri, “ifade özgürlüğü” olup, suç değildir. Şu halde, -kasten veya sehven- yapılan suç nitelemesiyle uygulanan bütün –hukuk dışı- yaptırımlar, bütün sonuçları ile birlikte ortadan kaldırılmalı.

“KÜMÜLATİF İHLALLER”: KATKI MI?

Sonuç olarak; barış akademisyenlerine reva görülen eylemler dizisi, insan hakları hukukuna yabancı “kümülatif ihlaller” kategorisi yarattı; , bunu uygulayan ve kendisine “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” adını yakıştıran yönetimin, siyaset bilimindeki deyimlerle açıklanır olmaktan uzak olması gibi.