birgün

9° AÇIK

GÜNCEL 08.11.2015 09:17

"Ayrıştır, ötekileştir, yönet"

Öteden beri AKP “biz” ve “onlar” ayrımından hareket ediyor. Bu, tarih boyunca rastlanan, baskıcı, otoriter anlayışın üzerine oturduğu dünya görüşüdür. Bunu sadece bir ‘taktik’ olarak görmemek gerek

"Ayrıştır, ötekileştir, yönet"

NURCAN GÖKDEMİR

nurcangökdemir@birgun.net


AKP’nin oylarını artırarak yeniden tek başına iktidar olması sonrasında neler yaşanacağına dair soruların yanıtını Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Filiz Zabcı’dan aldık. Zabcı, mevcut siyasal anlayışı hangi kavramla açıklarsak açıklayalım, sınırlandırıcı, baskıcı, özel yaşama müdahaleci, iktidarı mutlaklaştırıcı siyaset tarzının seçimlerden sonra da aynen devam edeceğini düşünüyor.

>>Seçim sonuçlarının gerilim ve kutuplaşma üzerinde ne tür etkileri olabilir?
AKP’nin iki seçim arası dönemde yaratılan çatışma ortamından büyük ölçüde yararlandığı, hemen herkesin üzerinde birleştiği bir düşünce. Sol ve demokrat çevrelerin “barış” çağrısı ve hatta çığlığından çok, seçmenlerin önemli bir bölümü AKP’nin “kaos” ve “istikrar” söylemine kulak kabartmış görünüyor. Davutoğlu, seçim sonuçlarını öğrendikten sonra Konya’da yaptığı konuşmada “sevgi tohumları”ndan falan bahsetti. AKP, seçim kampanyasında “birlik” temasını da bolca kullandı. Ancak bu sevgi ve birlik nutuklarının Türkiye’deki toplumun yarısı için inandırıcı olmaktan çıktığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

>>Neden?
Öteden beri AKP sadece bir kazanma stratejisi olarak değil, siyasetini dayandırdığı düşünsel ve eylemsel ilke açısından da “biz” ve “onlar” ayrımından hareket ediyor. Bu, tarih boyunca rastlanan, baskıcı, otoriter bir siyasal anlayışın üzerine oturduğu bir dünya görüşüdür. Yani bunu sadece bir “taktik” olarak görmemek gerekir. Eğer doğru bir biçimde ortaya koymak gerekirse bu, AKP’nin temsil ettiği ve benimsediği siyasi anlayışın doğasına işaret eder. Bundan sonra farklı bir tutum benimseyeceğini düşünmek gerçekçi olmamak anlamına gelir. Sadece oylarını konsolide etmek için kullanmadığı, kendisini üzerine inşa ettiği bir ayrım bu. Siyaseti nasıl algıladığı ve nasıl bir siyasi düşünce üzerine kendisini kurduğu ile ilgili bir sorun bu.

>>‘Biz ve onlar’ ayrımıyla amaçlanan nedir?
“Biz ve onlar’’ ayrımı üzerinden gelişen bu siyaset kavrayışı, gücü elinde tutanın eylemlerini ve kararlarını sınırlandırıcı kurumsal-hukuki mekanizmaları ve hatta ahlaki normları önemsemez. Bunlar ikincildir; kolaylıkla devre dışı bırakılabilir, askıya alınabilir. Önemli olan, “biz”in korunması ve bekasıdır. Biz olarak adlandırılan, merkezi güç ve onun etrafından örülmüş iktidar ve çıkar ağının yeniden üretilmesi hedeflenir. Demokrasi ve hukuk çoğu kez siyaseti yavaşlatıcı, engelleyici olarak addedilir; yargı bağımsızlığı ve Anayasa Mahkemesi gibi. Hatta yargının, bununla da kalınmaz toplumsal örgütlenmelerin de “biz”e dahil edilmesi hedeflenir. Hedefler arasında kolluk güçleri ve ordu da yer alır. Dolayısıyla, siyasal kurumlardan, toplumsal örgütlenmelere kadar her alan “biz”in bir parçası haline getirilmeye çalışılır.

>>Kitle nasıl mobilize ediliyor?
Böyle bir siyasi anlayış içinde kilit önemde olan noktalardan birisi de dayandığı ve mobilize etmek zorunda olduğu, “biz” olarak tanımlanan kitledir. Bu AKP için “millet”tir, “milli iradedir”. Tabii, siyasetin işleyişinde işler çoğu zaman karmaşıklaşır, bu kadar basit değildir. Uzlaşma, çözüm gibi başka tür siyasal amaçlar ve türlü siyasi ittifaklar devreye sokulabilir. Ama yapısal özelliklerine baktığımızda, iktidar partisinin kimilerinin iddia etiği gibi birleştirici, tüm kesimleri kucaklayıcı bir politika üretmesini beklemek gerçekçi olmayacaktır; çünkü kendi doğasını inkâr etmesi anlamına gelir.

>>Bu tarz bir ayrıştırmaya giden AKP’nin başarısı nerede?
Böyle bir siyasi anlayışın toplumda maya tutabilmesi için uygun bir dokunun bulunması gerekir. AKP’nin kemik kitlesine baktığımızda kültürel olarak bir ortaklık görülebilir: Estetik beğeniden yeme-içme alışkanlıklarına, otoriteye karşı tutumdan erkek-kadın ilişkilerine, izlenen filmlerden okunan gazete ve kitaplara kadar kültürel kodlarda ve alışkanlıklarda büyük ölçüde ortaklaşan bir kesimden söz ediyoruz. AKP’nin başarısı, bu kesimi siyasi bir program merkezinde birleştirebilmesinde, onlara kendilerini daha iyi tanımlayacakları ve ezik değil güçlü oldukları duygusunu, Türkiye’nin geleceğini ellerinde tuttukları duygusunu yaşatacak bir kimlik sunmasında yatıyor. Elbette özellikle inşaat ve hizmet sektöründe yaratılan yeni sermaye birikimi ve taşeron şirketleşme ile büyük ölçüde bu kesimi içine alan bir iktisadi ağ da bulunuyor.

>>En önemli sorulardan biri de kuşkusuz bundan sonra ne olacağı. Kriz dinamikleri ne derece belirleyici olur?
AKP’nin seçimlerden hemen sonra gündemine aldığı konu, Anayasaya değişikliği oldu. Bunun başkanlık sistemini anayasal bir çerçeveye oturtmak anlamına geldiğini hemen herkes biliyor. Yani ilk gündemi bir an önce başkanlık rejimine geçmek olacak. Bunun dünya örneklerinde rastladığımız, denge-denet modeline dayalı kurumsal yapılarla ve hukuk devleti anlayışıyla sınırlandırılmış bir başkanlık rejimi olmadığını biliyoruz. AKP, bu değişiklik için HDP’yi yanına almaya çalışacaktır. Demirtaş, 5 Kasım’da yaptığı açıklamada başkanlık konusunda kararlarını değiştirmediğini söyledi. Ancak, çok değil, birkaç ay sonra HDP’nin kararının değişmeyeceği yönünde bir garanti yok. Kendileri için çok önemli olan anadilde eğitim ve özerklik konularını Anayasa değişikliğine alabilmek için AKP ile görüşmelere başlayabilirler. Zaten şimdiden HDP’den “biz Türk usulü başkanlığa karşıyız” gibi sesler yükselmeye başladı.

>>Çatışmalar bu süreci ve AKP’yi nasıl etkiler?
Hükümeti en çok sıkıştıracak konu PKK ile girişilen sıcak çatışma ortamı ve bunun dış politikadaki uzantıları olacaktır. AKP, iki seçim arasındaki dönemde sıcak çatışmadan siyasi olarak yararlandı. İstikrar vaadi özellikle 7 Haziran seçimlerinde AKP’li olup da oy kullanmayan bir kesimi yeniden sandık başına getirten ve AKP’nin oylarının artmasında etkili olan bir gelişmeydi. AKP’nin önünde duran sorun PKK ile çatışmanın nereye kadar ve nasıl yürütüleceğidir. Barışçıl çözümler oluşturamaması ve çatışmayı sonlandıramaması durumunda epeyce zor durumda kalacak bir yönetim var. Barışçıl çözümlere gitmesi, kazandığı milliyetçi oyları kaybetmesi anlamına gelecek. Silahlı çatışmayı ve çözümü yeğlemesi ise vaat ettiği istikrar ve düzeni getirememesi anlamına gelecek.

>>Dış politika yeni dönemde nasıl şekillenecektir?
Dış politika AKP için en zorlu alanlardan birisi. Sarpa saran bir dış politika sürecinden sonra, Ortadoğu ve Suriye konusunda yalnız başına hareket etmeyeceğinin işaretlerini veriyor. Şunu söyleyebilirim: Türkiye artık ne IŞİD konusunda bağımsız bir tavır izleyecek ne de Esad konusunda atıp tutacak. Suriye’ye yönelik politikası büyük ölçüde ABD’nin jeo-stratejik politikaları zemininde ve ona daha fazla bağımlı bir biçimde yürüyecek.

>>Ekonomik bir kriz kapıda yorumları yapılıyor?
Zaman zaman da katkı sağlamaya çalıştığım Bağımsız Sosyal Bilimciler, özellikle büyük cari açık nedeniyle AKP yönetiminin bir iktisadi kriz duvarına toslayacağını öngörüyorlar. Gazetelerde yer alıyor: Türkiye sermaye akımlarına en bağımlı ülke durumunda. Cari açığının finansmanı dış borca dayandığı için ekonomisi en kırılgan beş ülke arasında.

>>AKP’nin daha da otoriter bir rejime doğru kaymasını beklemek fazla karamsarlık olur mu?
İçinde bulunduğumuz siyasal uygulamaları ve anlayışı hangi kavramla açıklarsak açıklayalım, sınırlandırıcı, baskıcı, özel yaşama müdahaleci, iktidarı merkezileştirici ve mutlaklaştırıcı, keyfiliği öne çıkarıcı bir siyaset olduğu ve bunun son seçimlerden sonra kesintiye uğramayacağı apaçık ortada. Ama bunu sadece Erdoğan’ın kişiliği ve eğilimleri ile açıklamaya çalışmak son derece eksik olacaktır.

>>Ne yapılmalı?
İnsan yaşamında olduğu gibi, toplumsal-siyasal yaşamda da istenmeyen, acı veren ama kaçınılmaz, bizim irademizin dışında ya da yanlışlarımızın bir sonucu olan, uç deneyimler söz konusu olabilir. Çaresizliğe gömülmek yerine, bu deneyimlerin bize ne öğrettiği üzerine odaklanmak bana daha doğru görünüyor. Bunu, Roma’daki iç savaştan sonra Polybios, “acı deneyimlerden ders çıkarmak” şeklinde adlandırıyordu. Roma’nın neredeyse kusursuz görülen cumhuriyetçi rejimi ve anayasası bu acı deneyimlerden çıkarılan derslerden örülmüştü. Biz de Cumhuriyet’i eşitlikçi ve özgürlükçü bir hale getirebilmek için öğrenmeye ve ders çıkarmaya çalışmalıyız. İyimser olabilmek için, geçmişten ve bugünden öğrenebileceğimiz şeyler olmalı. Bu sayede umudumuzu ve daha iyi bir dünya arayışımızı yitirmeyebiliriz.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol