Ayvalık’ta ikinci marina tepkisi: Kıyılar rantın değil halkındır
Ayvalık Belediyesi’nin 150 Evler bölgesinde yapmayı planladığı yeni yat limanı projesine tepki gösteren Ayvalık Kent Çalışmaları Derneği, projenin ekolojik dengeyi bozacağını, kamusal kıyıları daraltacağını ve kent hakkını ihlal edeceğini belirtti. Dernek, “Ayvalık bir yatırım alanı değil, yaşayan bir kenttir” açıklaması yaptı.

Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde yapılması planlanan ikinci yat limanı projesine yönelik tepkiler sürüyor. Ayvalık Kent Çalışmaları Derneği, Ayvalık Belediyesi’nin 150 Evler Yeni Yat Limanı Projesi’ni bilimsel verileri ve sivil toplumun itirazlarını dikkate almadan sürdürdüğünü belirterek projeye karşı mücadele çağrısı yaptı.
Ayvalık’ta 150 Evler bölgesinde yapılması planlanan yeni yat limanı projesi tartışma yarattı. Ayvalık Kent Çalışmaları Derneği, projeye ilişkin yaptığı açıklamada, Ayvalık Belediyesi’ni bilimsel verileri ve sivil toplumun itirazlarını yok saymakla eleştirdi.
Dernek, projenin Ayvalık iç denizinin ekolojik dengesini bozacağını, kamusal kıyı alanlarını daraltacağını, yerel balıkçılık ve denizcilik kültürünü dışlayacağını ve kent hakkını ihlal edeceğini belirtti.
Açıklamada, Ayvalık’ta kamusal alanların AVM tarzı çarşılara, yap-işlet-devret modeliyle inşa edilen marinalara, özel inşaat alanlarına ve plansız ruhsatlara dönüştürülmesinin sistematik hale geldiği savunuldu.
Dernek, Setur Marina-AVM, Sarızeybek çarşısı, Altınova’daki rezidanslar, eski pazar yerinin şantiye alanına dönüşmesi ve Gezi Parkı’nı da kapsadığı belirtilen ikinci marina projesini bu sürecin örnekleri arasında gösterdi.
"AYVALIK HALKI BU YATIRIMLARDAN NE KAZANDI?"
Ayvalık Kent Çalışmaları Derneği, projeye ilişkin “Ayvalık Belediyesi’nin yeni yat limanı projesi kim için ve kimin yararına?” diye sordu. Açıklamada, “Ayvalık halkı tüm bu ‘yatırımlardan’ ne kazandı; Setur AVM ne sağladı, zincir markalarla yarışan esnaf nasıl ayakta kalacak?” ifadeleri kullanıldı.
Dernek, “esnafa katkı” ve “istihdam” söylemlerinin gerçeği yansıtmadığını belirterek, bu tür projelerin yüksek gelir gruplarına hitap eden kapalı tüketim alanları yarattığını ve yerel esnafı zayıflattığını savundu.
"YEREL KALKINMA BÖYLE İNŞA EDİLEMEZ"
Açıklamada, yerel kalkınma ve genç istihdamı için marina ve AVM odaklı projeler yerine, Ayvalık’ın tarihi kıyı kimliğiyle uyumlu, eşitlikçi ve katılımcı bir ekonomik planlamaya ihtiyaç olduğu vurgulandı.
Dernek, gençlerle, esnafla ve uzmanlarla birlikte çalışılması gerektiğini belirterek, projelerin kamuoyuyla tartışılmadan ilerletilmesine tepki gösterdi.
UNESCO VE İMAR PLANI SORULARI
Ayvalık Kent Çalışmaları Derneği, açıklamasında Ayvalık’ın UNESCO sürecine, Cunda’daki tahribata, Koruma Amaçlı İmar Planı’na, altyapı ve ulaşım sorunlarına da dikkat çekti.
Dernek, “Ayvalık neden UNESCO asil listeye geçmek istemiyor, Yönetim Planı neden hâlâ yok, Cunda’daki tahribat ve Koruma Amaçlı İmar Planı için ne yapılıyor, altyapı ve ulaşım sorunları için bir plan var mı?” sorularını yöneltti.
‘KIYILAR RANTIN DEĞİL HALKIN ALANIDIR’
Açıklamada, Ayvalık’ın sokaklarının ve kıyılarının denetimsiz ruhsatlarla “rant platosuna” dönüştüğü belirtilerek, kentte yaşayan herkesin bu süreçten olumsuz etkilendiği ifade edildi.
Ayvalık Kent Çalışmaları Derneği, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Ayvalık bir yatırım alanı değil, yaşayan bir kenttir; kıyılar rantın değil, halkın ve tüm canlıların alanıdır. Ayvalık halkını ortak geleceğimiz için sivil ve hukuki mücadeleye davet ediyoruz.”
Dernek tarafından yapılan basın açıklamasının tamamı şöyle:
Ayvalık İkinci Bir Marina Değil, İşgal Edilmemiş Kıyılar ve Halkın ve Tüm Canlıların Yararına Açık Alanlar İstiyor
Bugün Ayvalık Belediyesi tarafından marina yapılmak istenen alan, uzun yıllardır Ayvalıklı denizcilerin ve balıkçıların hizmet aldığı, yerelin hafızasında güçlü bir yeri olan yat çekek alanıdır. Bu alan yalnızca işlevsel bir mekân değil; Ayvalık’ın denizle kurduğu ilişkinin somut bir parçasıdır. Üstelik tarihsel olarak da değerlidir. 19. yüzyılda gümrük alanı olarak kullanıldığını biliyoruz.
Ayvalık, Karaburun, Foça ve özellikle Cunda Adası; küçük ölçekli balıkçılığın hâlâ sürdüğü ama giderek yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu yerleşimlerdir. Burada endüstriyel balıkçılık değil; olta ve ağla yapılan küçük balıkçılık vardır ve bu, Ayvalık için bugün hâlâ önemli bir geçim kaynağıdır. Cunda zaten bir balıkçı adasıdır. Ayvalık ise deniz kültürüyle yaşayan insanların kentidir.
Yıllardır bu yat çekek alanı, belediyeden kiralanarak başka bir işletme tarafından işletiliyordu. Kısa süre önce alan yeniden belediyeye geçti. Beklentimiz; buranın kamu hizmeti anlayışıyla, özellikle yerel balıkçıların yararlanabileceği uygun tarifelerle yeniden düzenlenmesiydi. Ancak bugün görüyoruz ki belediye bu yönde bir politika izlemiyor; tersine, bu alanı marina projesiyle tamamen farklı bir işlevle dönüştürmeyi tercih ediyor.
BURASI TEKİL BİR PARSEL DEĞİL, BÜTÜNCÜL BİR KAMUSAL ALAN
Marina olarak konuşulan alanın içinde Ayvalık Gezi Parkı da bulunuyor. 2014’te Gezi sürecinde açılan bu park, hayatını kaybeden gençlerin isimlerinin yer aldığı banklarıyla anıtsal bir kamusal hafızaya sahip. Yanındaki AVM baskısına rağmen ayakta kalan, kent için sembolik bir alan.
Hemen devamında, belediye mülkiyetindeki Kırlangıç AVM yer alıyor. Oysa burası 19. yüzyıldan kalma, Cumhuriyet döneminde de uzun yıllar kullanılan bir endüstriyel miras yapısı; eski bir pirina ve zeytinyağı fabrikası. 1990’ların sonunda belediye tarafından satın alındı ve 2022 yılında açılarak 21 bin metrekarelik bir AVM’ye dönüştürüldü. Diğer yanında ise Ayvalık–Midilli hattının bulunduğu gümrüklü liman var ve belediye bugünlerde orada da bir düzenleme yürütüyor.
Yani söz konusu alan; parkıyla, limanıyla, endüstriyel mirasıyla, balıkçılığıyla tek parça bir kamusal ve kültürel bütünlük oluşturuyor.
HASSAS BİR EKOSİSTEMDE MARİNA ISRARI
Ayvalık, Ayvalık Adaları Tabiat Parkı gibi son derece hassas bir karasal ve denizel ekosistemin içinde barındırıyor. Yaklaşık 22–23 adadan oluşan bu alan; endemik bitkiler, Ayvalık çemeni, kum zambağı gibi koruma altındaki türler ile büyük bir doğal zenginlik barındırıyor. Denizel açıdan ise Türkiye’nin en büyük tabiat parkı. Mercan kolonileri, poseidon (deniz çayırları) ve yüksek biyolojik çeşitlilik bu alanı son derece kırılgan kılıyor.
Böylesi bir alana marina yapmak; deniz kirliliğini artırmak, ekosistemi doğrudan tehdit etmek demektir.
Zaten mevcut marinanın etkileri ortadayken, bir yenisinin daha eklenmesi bu hassas dengeyi geri dönülmez biçimde bozacaktır.
Üstelik bu alan, kentsel sit sınırının hemen bitişiğinde. Ayvalık, 2017’den bu yana “Ayvalık Endüstriyel Peyzajı” başlığıyla UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alıyor. Liman ve kıyı bölgesindeki fabrika ve depo yapılarıyla öne çıkan bu kültürel mirasın, marina projesiyle kültürel mirasın korunmasına ilişkin politik iradenin sakatlanmasına yol açacaktır.
KENT BUNCA YÜK ALTINDAYKEN YENİ BİR YOĞUNLUK DAYATILIYOR
Ayvalık’ın yıllardır çözülemeyen altyapı sorunları var. Kanalizasyon problemi, deprem riski taşıyan tarihi yapı stoğu, plansız büyüyen kentleşme… Kent bu birikmiş yükü taşımakta zorlanırken, üzerine bir de marina gibi yüksek yoğunluklu bir yatırım eklemek, Ayvalık’ı ve burada yaşayanları düşünmeyen bir siyasi tercihtir.
Bu proje küçük balıkçılara hiçbir katkı sunmuyor. Aksine, üst gelir grubuna hitap eden, maliyetli ve dışlayıcı bir yatırım. Kentin gerçek ihtiyaçları ortadayken, böyle bir projenin gündeme gelmesi ciddi bir sorgulamayı hak ediyor.
Uzman görüşleri de çok net: Ayvalık; oşinografik, topoğrafik özgünlük, deprem riski, rüzgâr rejimi ve iç denizin taşıma kapasitesi açısından bu tür projeler için uygun değil. Deniz sığlıkları fazla. Daha önce gündeme gelen cruise limanı projelerinin de bu nedenlerle mümkün olmadığı defalarca dile getirildi. Ayvalık zaten güneyinde, Setur Marina ile büyük bir yük taşıyor. Şimdi kuzeyde, üstelik dolgu yöntemiyle ikinci bir marina planlanıyor. Ayvalık bir tüketim nesnesi değildir. İkinci bir hançeri kaldıramaz. Bugün hâlâ denize dolgu yapmayı savunmak mümkün mü? Hangi anlayışla?
KİM İÇİN, KİMİN YARARINA?
Bu aynı zamanda bir kamusal alan meselesi. Kentin elinde kalan en büyük kamusal kıyı alanlarından biri, halkın denizle buluşabileceği bir mekân olmaktan çıkarılıp rant odaklı bir dönüşüme açılmak isteniyor. Bu yüzden soruyoruz: Bu proje kim için, kimin yararına?
“İstihdam yaratacak, esnafa katkı sağlayacak” söylemleri de ikna edici değil. Ayvalık gençlerine sunulacak olan en fazla düşük ücretli, geçici işler olacaktır. Bir kentin geleceği bu gerekçelerle feda edilemez.
En temel sorunlardan biri de bu projenin belediye tarafından savunuluyor olmasıdır. Özel sektör böyle bir girişimde bulunsa, kendi çıkar mantığı içinde değerlendirilebilir. Ancak kamunun temsilcisi olan bir yerel yönetimin bunu savunması kabul edilemez.
MÜCADELE SÜRECEK
Bu nedenle hem hukuki süreci hem de sivil mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğiz. ÇED sürecini yakından takip ediyor, itiraz ve dava yolları için hazırlıklarımızı tamamlıyoruz. Aynı zamanda kamuoyunu bilgilendirmek, farkındalık yaratmak ve yerelden örgütlenerek ortak söz üretmek için mücadeleyi büyüteceğiz.
Yarın, Hıdırellez kapsamında, bu planlanan alanda bir etkinlik de gerçekleştireceğiz.
Sonuç olarak; bu proje Ayvalık’ın kamusal alanlarını, ekosistemini ve sosyo‑kültürel yapısını tehdit ediyor. Bu nedenle itirazımız hem bilimsel hem toplumsal olarak güçlüdür. Mücadelemiz sadece Ayvalık için değil; Ege Bölgesi ve Ege Denizi için verilen haklı bir mücadeledir.


