Barbarlık ısrarı
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Bu ülkenin insanları giderek kötüleşiyor, hem ‘iyiliğe dair değer yargılarını kaybetme’ hem de ‘sağlığın bozulması’ anlamında bir kötüleşme bu. Toplum şiddetten kırılırken bunun sorumluluğu yetkili ağızlar tarafından kolayca birkaç TV dizisine yıkılıyor. Gündelik hayatı idame ettirecek maddi olanaklardan bile yoksun bırakılan insanların intiharları ise ‘münferit’ tanımıyla küçümseniyor.

Peki nasıl oluyor da tâ 1838’de yazılmış şu ifadeler bugünkü toplumsal duruma cuk oturuyor? “Yıllık intihar sayısındaki artış, dün olduğu gibi bugün de olağan kabul edilse de, toplumumuzun kötü örgütlenmesinin bir belirtisi olarak değerlendirilmelidir. Özellikle, sanayinin durgun ve krizde olduğu dönemlerde, kıtlık ve karakış yıllarında, belirtiler salgına dönüşür. Fahişelik ve hırsızlık da aynı ölçülerde artış gösterir.”*(S.9)

Karl Marx’ın 1846’da Gesellschaftsspiegel (Toplumun Aynası) adlı dergide yayımladığı ‘Peuchet: İntihar Üzerine’ başlıklı yazıda alıntıladığı bu cümleler Fransız devlet adamı Peuchet’ye ait. Fransız Devrimi’ni, imparatorluğu, reformasyonu görmüş yüksek bürokrat ve polis şefi Jacques Peuchet, büyük olasılıkla sosyalist damgası yememek için ölümünden (1830) sonra yayımlanmasını vasiyet ettiği ‘Memoires tires des Archives de la Police’ (Polis Arşivinden Anılar) adlı kitapta, dönemin basınına yansıyan ve yansımayan intihar olaylarından yola çıkarak toplumsal karanlığa dair akılcı yanıtlar arıyor. Aşağıdaki soru ve sorunların hepsi bugün için de geçerli: “Bu nasıl bir toplum, insan milyonların ortasında en derin yalnızlığı yaşıyor; hiç kimse farkına varmadan dayanılmaz kendini öldürme arzusuyla kahrolabiliyor? Bu toplum toplum değildir, Rousseau’nun dediği gibi, vahşi hayvanların yaşadığı bir çöldür. Emniyet teşkilatındaki görevlerim sırasında sorumlu olduğum alanlardan biri de intiharlardı; birçok vakada insanları intihara sürükleyen nedenlerin önüne geçilip geçilemeyeceğini öğrenme isteğindeydim.”(S.13)

“Ayrıca, haksızlığa uğramaları nedeniyle, üstesinden gelemedikleri bir melankoliye düşmüş, hayatlarının baharında gücü tükenmiş, görmüş geçirmiş erkeklerin intiharlarını da kaydettim.”(S.28)

“İntihara yol açan çeşitli nedenlerin sınıflandırılması, toplumumuzun gerçek eksikliklerinin sı­nıflandırılması olacaktır. Biri kendini öldürür, çünkü dalavereciler buluşunu çalmıştır ya da başka bir olayda mucit, kendini adamak zorunda olduğu uzun bilimsel araştırmalar yüzünden, bir patent bile alamayacak kadar korkunç bir yoksulluğun içine düşer. Bir diğeri oldukça büyük masraflardan ve bu arada da iktisadi hayata hâkim grupların hiçbir şekilde umursamadığı ve de çok yaygın olan parasal sıkıntılar yü­zünden açılan onur kırıcı hukuki davalardan kaçmak için kendini öldürür. Bir başkası da, aramızda keyfine göre işverenlerin cimriliği ve aşağılamaları altında uzun süre inledikten sonra kendini öldürür, çünkü iş bulamamıştır.”(S.30)

“İşten atılmalardan, işin reddedilmesinden veya maaşta ani bir düşüşten kaynaklanan intiharların daha sık olduğunu gördüm; çünkü bunlar yüzünden aileler artık geçinecek parayı temin edemez, birçoğu kıt kanaat yaşar.”(S.34)

Peuchet öleli 189, ‘Toplumun Aynası’ dergisi kapanalı 173, Marx öleli 136 yıl geçti ama AKPRTE Türkiyesinin içler acısı halini hâlâ 1838’de yayımlanan bir kitapla açıklamak mümkün. Ortadan kaldırılması gereken asıl unsur, sosyalizmin karşısındaki barbarlığa denk düşen bu ‘mümkünlük’ durumu işte...

*Bu yazıdaki tüm alıntılar şu kitaptan yapılmıştır: Karl Marx, İntihar Üzerine, Der: Barış Çoban-Zeynep Özarslan, Yenihayat Kütüphanesi, İstanbul, 2006