Barınamama düzeni!
TÜİK’in verilerine göre yoksul hanelerde konut harcaması gıdanın da üzerinde. ‘Yatırımlık’ daireler yükselirken milyon-larca yurttaş barınabilmek için yemeğinden kısıyor. AKP’nin ‘piyasa odaklı’ yap-sat modeli benimsendiğini belirten Dr. Araman, “23 yıldır konut politikası, inşaat sermayesi ve gayrimenkul zenginlerini büyütmek üzerine kurulu” diyor.

Havva Gümüşkaya
havvagumuskaya@birgun.netKonut krizi adeta bitme yen bir kriz olarak toplum kesimlerinin önünde farklı boyutlarıyla duruyor. Bu katmanlı krizin mağduru, ekonomik kriz ile tek başına mücadele etmeye çalışan halk kesimleri oluyor. Bir yandan her ay ödenmesi gereken kira stres yaratırken zam dönemleri kâbusa dönüyor. Ev sahibi olmanın ise hayali bile kalmadı.
Dar gelirlilerin tüketim harcamalarında konut masrafı, gıdadan dahi daha yüksek paya sahip. TÜİK verilerine göre yoksul hanelerde toplam tüketim harcamasında gıdanın payı yüzde 30,4 olurken konut ve kira payı yüzde 33,2 olarak hesaplanıyor.
Görünürde kentlerin çeperlerinde yükselen binalar, lüks müteahhit projeleri, markalı siteler ya da ‘konsept yaşam alanları’ adı altında satılan konut sayısı artıyor. Ancak bu dairelerin büyük bir kısmı yatırım amaçlı satın alınıyor. Konut fiyatları 10 yılda Konut bir servet biriktirme aracı halini alıyor.
TÜİK verilerine göre oturduğu konutun sahibi ailelerin 2014’te yüzde 61,1 olan oranı 2024’te yüzde 56,1’e kadar düştü. Bu dönemde kirada olanların oranı ise yüzde 22,1’den yüzde 28’e çıktı.
Kiracı konumundaki hane sayısı da 7 milyon 712 bin 637 düzeyinde bulunuyor. Gazeteci Naki Bakır’ın hesaplamalarına göre 2014-2024 arasında Türkiye nüfusu toplam 7 milyon 969 bin 40 kişi artarken kiradaki nüfus artışı 6 milyon 841 bin 89 kişi oldu. Buna karşılık aynı dönem de mülkiyeti kendine ait konutlarda ikamet edenlerin sayısı sadece 543 bin 2, kira vermeyen ve lojmanda oturanların sayısı da 584 bin 947 arttı. Buna göre son on yıl da nüfusa ekle nen her 100 kişiden yaklaşık 85’i kiracı oldu. Orta lama hane büyüklüğü ne göre kiradaki ha nelere bu dönemde 2,9 milyon yeni hane eklendi.

KİRALAR ARŞA ÇIKTI
Yüksek ev fiyatları ve fahiş kiralar toplum kesimlerini kıskaca alıyor. Asgari ücrete sene başında yüzde 30’luk artış yapılırken BETAM’ın verilerine göre Türkiye genelin de ortalama kiralık konut ilan metrekare fiyatındaki yıllık artış oranı nisan ayında yüzde 36,5 olarak hesaplanıyor. Yıllık kira artış oranı İstanbul’da yüzde 43,8, Ankara’da yüzde 41,4 ve İzmir’de yüzde 43,9 olarak belirleniyor. Bu durumda konut sahibi olmayan kesimin yüksek kiralarla geçim derdi daha da büyüyor.
STOK BİRİKİYOR
Ancak krizin bir başka boyu tu konutların erişebilir olmak tan uzaklaşması olarak görülüyor. Satılan ilk el konutların sayısı, yapı kullanım izni alınan konut adedinin altında seyrediyor. İnşaatı bitirilen konutların önemli bölümü satılamadığı için her yıl ülkedeki konut stokuna yenileri ekleniyor. Bu yılın ilk üç ayında kullanım izni alan konut sayısı 129 bin 788 oldu. Ancak aynı dönemde satılan sıfır konutların sayısı 99 bin 876 oldu. Böylece ilk üç ayda konut stokuna 29 bin 912 yeni konut eklendi.
Ocak-Mayıs döneminde ise ipotekli konut satışları, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 98,7 oranında artış göstererek 88 bin 606 olarak gerçekleşti. Yılın ilk beş ayında ipotekli satışların yalnızca 21 bin 62’si ilk elden yapıldı.
GAYRİMENKUL ZENGİNLERİ İÇİN
Araştırmacı Dr. Sinan Araman konut sorunu ve barınma krizinin nedenlerini değerlendirdi. Türkiye’de yaşanan konut sorununun temel nedeninin izlenen konut politikaları olduğuna dikkat çeken Araman, “AKP iktidarı döneminde deprem riski nedeniyle zorunlu kentsel dönüşüm sürecinde inşaat sektörü ‘ekonominin lokomotifi’ yapılıp milyonlarca konut üretilmesine rağmen bu sorunun giderek artmasının nedeni konutun meta şeklinde bütünüyle sermaye birikim aracına ve spekülatif bir yatırım aracına dönüştürülmüş olmasıdır” dedi.
Araman, AKP döneminde devletin TOKİ ve Emlak Konut eliyle, ekolojik bir kentleşme ve sosyal konut politikaları yerine konut üretiminin yap-sat modeliyle piyasa dinamiklerine havale edildiği bir model tercih edildiğini vurguladı.
MÜTEAHHİTLER ÜLKESİ
23 yılın sonunda gelinen noktanın vahim olduğunu vurgulayan Araman, şöyle konuştu:
“2000’li yılların başlarında Türkiye’de yüzde 65’e yakın seviyelerde olan ev sahibi oranı yüzde 55’lere doğru gerilerken kiracı oranı bu süreçte yüzde 20’den 30’a yükselmiştir. Yani ekolojik dengeleri hiçe sayarak piyasa dinamikleriyle yürütülen kentsel dönüşüm süreci ve konut üretimi sürecinde yoksullar kaybederken inşaat sermayesi ve gayrimenkul zenginleri beslenmiştir. Güncel verilere göre gelinen aşamada müteahhit sayısı olarak Çin’den sonra ikinci sırada yer alan, Avrupa’daki top lam müteahhit sayısından fazla müteahhit sayısına sahip olan Türkiye ortalama ev sahibi oranının yüzde 65-70 dolaylarında olduğu Avrupa ve OECD ülkeleri arasında yüzde 55 ile en düşük noktaya oturmuştur. Türkiye konut fiyatları enflasyonu kat be kat aşarak, son 10 yılda yaklaşık 16 kat artışla dünyada birinci ya da ilk sıralarda yer almaktadır.”

Kuzey Ormanları Araştırma Derneği’nin raporuna göre Kuzey Marmara Otoyolu ile beraber Zekeriyaköy ve Çekmeköy gibi semtler, Kuzey Ormanları’na doğru genişliyor. / Fotoğraf: sehirplanlama.ibb.istanbul.
ZENGİNE KAYNAK TRANSFERİ
Konut fiyatlarındaki aşırı yükselme nedeniyle sıfır faiz düzeyin de olsa dahi ucuz konut kredisi kampanyalarının asgari ücretle çalışan dar gelirli kesimi dışladığını belirten Ataman, en ücra köşelerdeki konutların ortalama taksitlerinin asgari ücretin iki katı olduğuna dikkati çekti.
Ucuz konut kredisi kampanyasıyla kamu bankalarının kaynaklarının gayrimenkul zenginlerine transfer edildiğini ifade eden Araman, “Konut üretimi yapan şirketler, 2000’den bu yana BİST’teki sayıları hızla artan GYO’lar bu kaynaklardan ucuza yararlanmaktadır. Yani enflasyonun çok altında ucuz konut kredisi ve ucuza kapatılan arsa ve araziler Türkiye’de inşaat sermayesine ve gayrimenkul zenginlerine kaynak transfer aracına dönüşmüştür” diye konuştu.
Barınma ihtiyacını karşılamayı öncelikleyen politikaların olması gerektiğini savunan Araman, “Türkiye’de deprem gerçeğine ve depremler sonucunda yaşanan çok büyük kayıplar ve acılara rağmen 23 yıldır yürütülen konut politikası sağlıklı ve ekolojik bir kentleşme ve emekçilerin barınma ihtiyacını karşılayacak bir sosyal konut politikası yerine, inşaat sermayesi ve gayrimenkul zenginlerini büyütmek üzerine kurulmuştur. Sürece bu şekilde devam edilmesiyle bu sorunun derinleşerek büyüyeceğini ısrarla vurgulamaktayım” dedi.
ALTERNATİF İLÇELER OLUŞTU
Gayrimenkul sektöründe durağanlık yaşandığını belirten FCTU Yönetim Kurulu Başkanı Gülçin Bekem, yaptığı basın açıklamasında ilçe merkezleri ne yakın yeni alternatiflerin ortaya çıktığını, İzmir’in merkeze yakın bazı ilçelerinin günümüz de daha çok talep görmeye başladığını kaydetti:
“Bu ilçelerin başında Buca geliyor. Buca merkeze çok yakın; arsa maliyetleri de daha düşük olduğundan kira ve konut fiyatları daha uygun kaldı. Bu nedenle tercih ediliyor. Aynı durum İzmir’in kuzeyi yani Ulukent Menemen aksında da geçerli. Aslında Gaziemir ve Bornova’nın alternatifi Buca olurken Karşıyaka’nın alternatifi de Ulukent oldu diyebiliriz. Torbalı ve Ayrancılar da son dönemde revaçta. Yani her ilçenin kendisine yakın konum da alternatifi var."
İSTANBUL’DA KUZEYE YÖNELİM
Marmara Denizi’nde Silivri açıklarında 23 Nisan’da meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki deprem sonrasında İstanbul’un konut piyasasında dikkati çekici değişimler yaşandı. Endeksa verilerine göre, özellikle zemin kalitesi düşük ilçelerde yeni inşa edilmiş konutların fiyatları, aynı bölgelerdeki eski yapılara kıyasla daha yüksek oranlarda arttı. Öte yan dan, zeminden bağımsız olarak müstakil konutların yoğun olduğu bölgelere de talep yükseldi.
Endeksa’nın çalışmasında İstanbul’da deprem öncesi ve sonrasındaki bir aylık dönemlerde piyasaya yeni çıkan satılık konutların fiyat değişimleri analiz edildi. 2020 yılı sonrası yapılmış yeni konutlar ile 2000 yılı öncesi inşa edilmiş eski konutlar karşılaştırıldı.
İstanbul’un fay hattına yakın sahil ilçelerinde, deprem sonrasın da yeni konutların satış fiyatlarında yüksek artışlar görüldü.
Bu durumun en çarpıcı örneği, özellikle Avrupa Yakasında E-5 karayolunun güneyindeki ilçelerde yaşandı. Zeytinburnu’nda eski konutlarda fiyat değişimi yüzde 3 iken yeni konutların fiyatları yüzde 30 arttı. Yine Büyükçekmece’de, eski konutlarda yüzde 2, yeni konutlarda ise yüzde 10 fiyat artışı kaydedildi.
Bazı ilçelerde konutların zemin yapısı ya da yaşından bağımsız artışlar görüldü. Özellikle İstanbul’un çeperlerinde bulunan ya da müstakil, az katlı yapıların yaygın olduğu bölgelerde eski konutların fiyatları ortalamanın üzerinde arttı. Depremin meydana geldiği fay hattına yakın olsa da Silivri’de eski konut fiyatları yüzde 26 artış gösterdi. Yine az katlı ya da müstakil konutların yoğun olduğu, ayrıca İstanbul’un kuzeyinde olması ne deniyle deprem açısından az riskli görülen Şile’de eski konutların fiyatları yüzde 22 yükseldi.


