Başbakan Kürtleri hedef gösteren bir dil kullanıyor
SERHAT BOZTAŞ ANKARA
Diyarbakır Silvan’da yaşanan çatışmanın ardından, çeşitli illerde BDP bürolarına yapılan saldırılar ve en son Zeytinburnu’nda tırmanan gerilimi Türkiye Barış Meclisi Dönem Sözcüsü Metin Bakkalcı'yla görüştük.
Yaşanan gerilimi devletin ve onun siyasi temsilcisi konumundaki anlayışın kullandığı dille bizzat körüklediğini belirten Bakkalcı, Silvan’da yaşananların hemen ardından CHP ve MHP’nin de katılımıyla yayınlanan ortak bildirgeyle yaşanan acıları gittikçe büyütecek bir anlayışın sokaklara taşınmasına hizmet edildiğini belirtti. Zeytinburnu’nda tırmanan gerilimin Başbakan’ın bizzat Kürtleri hedef gösteren söylemlerinin ürünü olduğunu savunan Bakkalcı, durumu tersine çevirmek için Türkiye Barış Meclisi’nin gereken çabayı sarf edeceğinin sinyallerini verdi.
Bakkalcı'nın konuyla ilgili değerlendirmesinde dikkat çeken noktalar şöyle:
» Bu ülke çok acılar yaşadı ve yaşanan acıların kuşkusuz ki pek çok sebebi var. Bunun sebebi de bu ülkeyi yönetenlerin bu vahşi sistemi yeniden yeniden üretme çabası. Ülkenin yaşadığı acılar Kürt sorunu bağlamında sadece 30 yıllık yaşananlarla da sınırlı değil. Son yüz yıllık gelişmelere baktığımızda bu acıların doğurduğu travmaların katmanlaştığını, bunları yeniden yeniden üretme noktasında sonuçta doğrudan devlet eliyle yürütülen politikaların etkilerini görüyoruz.
» Doğrudan devlet eliyle ayrımcı politikalar, her dönemde değişik kesimlere uygulandı. Ötekileştirme, düşmanlaştırma söylemleriyle, bir şekilde yok edilmesi gerekenleri bu sitemin kritik tehlikesi olarak görme anlayışının sonucu olarak yönetenlerin politikaları mevcut. Bu politikalara denk düşen yasal düzenlemeler, gündelik hayattaki şiddetin tekelleşmiş biçimi olan devlet organlarının bu şiddeti kullanması söz konusu.
» Bu ayrımcı politikaların bir tanesi olarak doğrudan tekelleşmiş şiddet dediğimiz devletin o şiddet organlarıyla bu adaleti tesis etme temel görünümü adı altında insanların bir birine karşı şiddet uygulayan tertiplerini söyleyebiliriz. Bunlar kısaca linç tertipleri olarak adlandırılabilir.
» Bu tertipler sistemin kendini yeniden üretmesi anlamında aslında önü açılan, pekiştirilen, katmanlaştırılan bir yöntemdir. Bu öyle bir yöntemdir ki devletin doğrudan başında durarak yönlendirdiği bir şey değil; dolaylı ve kendi aygıtlarıyla ortama salınan bir uygulamadır. Bu uygulamaların sonucu olarak, yaşananlara baktığımızda Türkiye’de her şey sakinken hemen ertesi gün hiç kimsenin tahmin edemediği, komşuların birbirine kinle bakabildiği bir durum oluşabiliyor.
‘BÜYÜK TALİHSİZLİK’
» Silvan olaylarının ardından Meclis'te gurubu bulunan 3 siyasi parti (MHP, AKP, CHP) ortak bir bildirge yayınladı. Tam da yeni Meclis barış içerisinde birlikte yaşama konusunda yeni bir fırsatı aslında bağrında taşıyabilecekken, tam tersi yönde bir mutabakat sağlandı. Sonuçları her ne şekilde olursa olsun kabul edilemeyecek ve yeni, büyük acılara yol açacak olan yöntemlere kuvvetle sarılma eğilimi var.
» Özellikle Meclis'te gurubu bulunan CHP, MHP ve AKP’nin Kürt meselesini ve Türkiye’deki demokrasi meselesini söylemleri farklı olsa da bir güvenlik meselesi olarak kavrayan, son derece aykırı uygulamalarda ısrar ve bunları gündeme getirme hamlelerine tanık oluyoruz. Bunu büyük bir talihsizlik olarak not etmek gerekiyor.
‘KÜRTLER HEDEF GÖSTERİLDİ’
En son Zeytinburnu’nda yaşanan ve tırmanan gerilime nasıl bakıyorsunuz, sorumlular kim?
» Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı tarafından doğrudan ‘Bizim sabrımız kalmamıştır. Bundan sonra iyi niyet gösterilmeyecektir’ anlamındaki cümlelerle başlatılan bir süreç var. ‘Sade vatandaş’, ‘sözde vatandaş’ şeklinde nitelenen insanlardan bir kalkışma hali ilk etapta olmamıştır.
» Doğrudan bu ülkenin Başbakan’ının söylemleriyle, milyonlarca Kürdü doğrudan hedef gösteren bir dil kullanılmıştır. Başbakan’ın bu cümleleri ne yazık ki bu ülkedeki yazılı ve görsel medyanın çoğu tarafından tüm kamuoyuna yansıtılmıştır. Ülkedeki siyasi iktidar ve onun temsilcisi konumunda olan Başbakan eliyle başlatılan ve medyanın ezici çoğunluğunun katkısıyla yaratılan atmosfer şurada, burada yaşam buldu.
‘MÜDAHİL OLMAK ZORUNDAYIZ’
» Zeytinburnu’nda yaşananlar hiçbir şekilde kabul edilemeyecek, doğrudan nefret söyleminin ve ayrımcı yaklaşımın ürünü olan olaylar bir yanıyla bu ülkedeki ‘siyasetin’ bir göstergesi ve sonucudur. Diğer yanıyla demokrasi güçlerinin çabalarıyla da bu gün açısından belirli bir sağduyu hakimdir ve bu ülkenin umududur.
» Sözünü ettiğimiz kabul edilemez, önünü alamazsak yarın bütün hepimizi içine alıverecek bu derya kuyusu tehlikenin yanı sıra umudu da içinde barındırıyor.
» Türkiye’de yakın geçmiş iktidarının kendini yeniden üretmesi olan temel biçimin yanı sıra, bir de kardeşçe bir arada yaşamayı, barış içerisinde eşitçe bir arada yaşamayı arzu edenlerin varlığını da işaret etmek istiyorum. O zaman, ben de dahil hepimiz çok daha etkin olarak yaşananlara müdahil olmak zorundayız. Bir izleyen, durum değerlendiren, bir çaresizliği yeniden yeniden hisseden ve yanımızdakiyle paylaşan olmanın ötesinde, bugün insanca, kardeşçe bir arada yaşanabilecek bir Türkiye için onu bunu beklemeden hemen müdahil olmak gerekiyor. Bu konuda her düzeydeki faaliyetin çok daha kıymetli olduğunu düşünüyoruz.
‘KRİTİK, ÖLÜMCÜL VİRAJ’
»Türkiye Barış Meclisi de kendi sınırları içerisinde bu sürece mütevazı katkılarını sunmak için azami çabayı sarf edecek.
»Yaşanan acılar bağlamında çok kritik, ölümcül diye nitelendirdiğimiz bir virajdayız. Ya bunun önünü alamayacak ve tahayyül edemeyeceğimiz daha büyük acılar yaşayacağız ya da bu ülkedeki 74 milyonun son derece basit, insani, eşit bir arada yaşamanın o doğal yönünü hakim kılacak bir enerjinin ortaya çıkması için çaba sarf ederek bunu başaracağız.
»Türkiye Barış Meclisi bilhassa Kürtlerin yoğun yaşamadığı bölgeler içerisinde bu şiarın öne çıkması için çaba içerisinde olacak.
Linçten zor kurtuldu, ağır yaralandı
ZEYNEP KURAY
Zeytİnburnu'nda BDP’lilerle 'mahalle sakinleri' arasında yaşanan bir gerginlik olarak gösterilen olaylar, faşist çetelerin, Kürtlere yönelik linç girişimleri şeklinde cereyan etti. Antalya'dan misafirliğe gelen yedi çocuk babası 40 yaşındaki Diyarbakırlı Halis Abdurramanoğlu Zeytinburnu'nda linç girişimine maruz kaldı. Adeta recm edilen Abdurramanoğlu şu an hastanede tutuluyor. Kardeşi Ramazan Abdurramanoğlu’nun verdiği bilgiye göre abisinin sağlık durumu ciddiyetini koruyor.
Olay 21 Temmuz perşembe günü meydana geldi. Facebook üzerinde açılan “Zeytinburnu Mehmetçikler”, “58 Bulvar Zeytinburnu” sayfaları üzerinden organize olan ırkçılar, bir haftadır olduğu gibi yine terör estirmek için toplanmışlardı.
Bu kez hedef Kürt işyerleriydi. Diyarbakırlıların ve Batmanlarının kahvesini yerle bir eden ırkçılar, sokakta yeğeni ve kardeşiyle birlikte eve gitmekte olan Abdurramanoğlu’nu yakaladılar. Yeşiltepe Mahallesi'nde bir anda ırkçıların saldırısına uğradıklarını anlatan Ramazan Abdurramanoğlu, “Ellerinde Türk bayrakları, sopa bıçak, silah vardı. Önüne bulunduğumuz Şenol Kıraathanesinin önüne doğru ilerliyorlardı. Birden polis gaz sıktı. Kahvenin önünden uzaklaşınca bu kez bizi hedef aldılar, önümüzü kestiler. Kürtlere çok ağır küfürler edince abim dayanamadı tepki gösterdi. Saldırmaya kalktılar ellerinden kaçtık koşmaya başladık. Abim Halis’i yakalayıp bir binanın köşesine sıkıştırdılar. Ellerindeki taşları kafasına fırlatıyorlardı. Aldığı darbeler sonucu yere yığıldı. Yerde de tekmelemeye devam ettiler. Ben ve yeğenim bağırarak abimin yanına yaklaşmak istediğimizde, aralarından bir tanesi ellerindeki silahı bize yönelterek üzerimize kurşun sıkmaya başladı. Bir kurşun yeğenimin sağ koluna geldi. Allahtan sıyırdı. Gittiklerinde arabayla abimi oradan kaçırdık hastaneye götürdük” dedi.
Başta İstanbul Emniyet Müdürü Yardımcısı Mehmet Altınok olmak üzere polis teşkilatı ve ırkçı saldırıları yapanlar hakkında dava açacağını bildiren Abdurramanoğlu, BDP’li milletvekillerine de “Abime sahip çıkın” çağrısında bulundu.
Diyarbakır Silvan’da yaşanan çatışmanın ardından, çeşitli illerde BDP bürolarına yapılan saldırılar ve en son Zeytinburnu’nda tırmanan gerilimi Türkiye Barış Meclisi Dönem Sözcüsü Metin Bakkalcı'yla görüştük.
Yaşanan gerilimi devletin ve onun siyasi temsilcisi konumundaki anlayışın kullandığı dille bizzat körüklediğini belirten Bakkalcı, Silvan’da yaşananların hemen ardından CHP ve MHP’nin de katılımıyla yayınlanan ortak bildirgeyle yaşanan acıları gittikçe büyütecek bir anlayışın sokaklara taşınmasına hizmet edildiğini belirtti. Zeytinburnu’nda tırmanan gerilimin Başbakan’ın bizzat Kürtleri hedef gösteren söylemlerinin ürünü olduğunu savunan Bakkalcı, durumu tersine çevirmek için Türkiye Barış Meclisi’nin gereken çabayı sarf edeceğinin sinyallerini verdi.
Bakkalcı'nın konuyla ilgili değerlendirmesinde dikkat çeken noktalar şöyle:
» Bu ülke çok acılar yaşadı ve yaşanan acıların kuşkusuz ki pek çok sebebi var. Bunun sebebi de bu ülkeyi yönetenlerin bu vahşi sistemi yeniden yeniden üretme çabası. Ülkenin yaşadığı acılar Kürt sorunu bağlamında sadece 30 yıllık yaşananlarla da sınırlı değil. Son yüz yıllık gelişmelere baktığımızda bu acıların doğurduğu travmaların katmanlaştığını, bunları yeniden yeniden üretme noktasında sonuçta doğrudan devlet eliyle yürütülen politikaların etkilerini görüyoruz.
» Doğrudan devlet eliyle ayrımcı politikalar, her dönemde değişik kesimlere uygulandı. Ötekileştirme, düşmanlaştırma söylemleriyle, bir şekilde yok edilmesi gerekenleri bu sitemin kritik tehlikesi olarak görme anlayışının sonucu olarak yönetenlerin politikaları mevcut. Bu politikalara denk düşen yasal düzenlemeler, gündelik hayattaki şiddetin tekelleşmiş biçimi olan devlet organlarının bu şiddeti kullanması söz konusu.
» Bu ayrımcı politikaların bir tanesi olarak doğrudan tekelleşmiş şiddet dediğimiz devletin o şiddet organlarıyla bu adaleti tesis etme temel görünümü adı altında insanların bir birine karşı şiddet uygulayan tertiplerini söyleyebiliriz. Bunlar kısaca linç tertipleri olarak adlandırılabilir.
» Bu tertipler sistemin kendini yeniden üretmesi anlamında aslında önü açılan, pekiştirilen, katmanlaştırılan bir yöntemdir. Bu öyle bir yöntemdir ki devletin doğrudan başında durarak yönlendirdiği bir şey değil; dolaylı ve kendi aygıtlarıyla ortama salınan bir uygulamadır. Bu uygulamaların sonucu olarak, yaşananlara baktığımızda Türkiye’de her şey sakinken hemen ertesi gün hiç kimsenin tahmin edemediği, komşuların birbirine kinle bakabildiği bir durum oluşabiliyor.
‘BÜYÜK TALİHSİZLİK’
» Silvan olaylarının ardından Meclis'te gurubu bulunan 3 siyasi parti (MHP, AKP, CHP) ortak bir bildirge yayınladı. Tam da yeni Meclis barış içerisinde birlikte yaşama konusunda yeni bir fırsatı aslında bağrında taşıyabilecekken, tam tersi yönde bir mutabakat sağlandı. Sonuçları her ne şekilde olursa olsun kabul edilemeyecek ve yeni, büyük acılara yol açacak olan yöntemlere kuvvetle sarılma eğilimi var.
» Özellikle Meclis'te gurubu bulunan CHP, MHP ve AKP’nin Kürt meselesini ve Türkiye’deki demokrasi meselesini söylemleri farklı olsa da bir güvenlik meselesi olarak kavrayan, son derece aykırı uygulamalarda ısrar ve bunları gündeme getirme hamlelerine tanık oluyoruz. Bunu büyük bir talihsizlik olarak not etmek gerekiyor.
‘KÜRTLER HEDEF GÖSTERİLDİ’
En son Zeytinburnu’nda yaşanan ve tırmanan gerilime nasıl bakıyorsunuz, sorumlular kim?
» Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı tarafından doğrudan ‘Bizim sabrımız kalmamıştır. Bundan sonra iyi niyet gösterilmeyecektir’ anlamındaki cümlelerle başlatılan bir süreç var. ‘Sade vatandaş’, ‘sözde vatandaş’ şeklinde nitelenen insanlardan bir kalkışma hali ilk etapta olmamıştır.
» Doğrudan bu ülkenin Başbakan’ının söylemleriyle, milyonlarca Kürdü doğrudan hedef gösteren bir dil kullanılmıştır. Başbakan’ın bu cümleleri ne yazık ki bu ülkedeki yazılı ve görsel medyanın çoğu tarafından tüm kamuoyuna yansıtılmıştır. Ülkedeki siyasi iktidar ve onun temsilcisi konumunda olan Başbakan eliyle başlatılan ve medyanın ezici çoğunluğunun katkısıyla yaratılan atmosfer şurada, burada yaşam buldu.
‘MÜDAHİL OLMAK ZORUNDAYIZ’
» Zeytinburnu’nda yaşananlar hiçbir şekilde kabul edilemeyecek, doğrudan nefret söyleminin ve ayrımcı yaklaşımın ürünü olan olaylar bir yanıyla bu ülkedeki ‘siyasetin’ bir göstergesi ve sonucudur. Diğer yanıyla demokrasi güçlerinin çabalarıyla da bu gün açısından belirli bir sağduyu hakimdir ve bu ülkenin umududur.
» Sözünü ettiğimiz kabul edilemez, önünü alamazsak yarın bütün hepimizi içine alıverecek bu derya kuyusu tehlikenin yanı sıra umudu da içinde barındırıyor.
» Türkiye’de yakın geçmiş iktidarının kendini yeniden üretmesi olan temel biçimin yanı sıra, bir de kardeşçe bir arada yaşamayı, barış içerisinde eşitçe bir arada yaşamayı arzu edenlerin varlığını da işaret etmek istiyorum. O zaman, ben de dahil hepimiz çok daha etkin olarak yaşananlara müdahil olmak zorundayız. Bir izleyen, durum değerlendiren, bir çaresizliği yeniden yeniden hisseden ve yanımızdakiyle paylaşan olmanın ötesinde, bugün insanca, kardeşçe bir arada yaşanabilecek bir Türkiye için onu bunu beklemeden hemen müdahil olmak gerekiyor. Bu konuda her düzeydeki faaliyetin çok daha kıymetli olduğunu düşünüyoruz.
‘KRİTİK, ÖLÜMCÜL VİRAJ’
»Türkiye Barış Meclisi de kendi sınırları içerisinde bu sürece mütevazı katkılarını sunmak için azami çabayı sarf edecek.
»Yaşanan acılar bağlamında çok kritik, ölümcül diye nitelendirdiğimiz bir virajdayız. Ya bunun önünü alamayacak ve tahayyül edemeyeceğimiz daha büyük acılar yaşayacağız ya da bu ülkedeki 74 milyonun son derece basit, insani, eşit bir arada yaşamanın o doğal yönünü hakim kılacak bir enerjinin ortaya çıkması için çaba sarf ederek bunu başaracağız.
»Türkiye Barış Meclisi bilhassa Kürtlerin yoğun yaşamadığı bölgeler içerisinde bu şiarın öne çıkması için çaba içerisinde olacak.
Linçten zor kurtuldu, ağır yaralandı
ZEYNEP KURAY
Zeytİnburnu'nda BDP’lilerle 'mahalle sakinleri' arasında yaşanan bir gerginlik olarak gösterilen olaylar, faşist çetelerin, Kürtlere yönelik linç girişimleri şeklinde cereyan etti. Antalya'dan misafirliğe gelen yedi çocuk babası 40 yaşındaki Diyarbakırlı Halis Abdurramanoğlu Zeytinburnu'nda linç girişimine maruz kaldı. Adeta recm edilen Abdurramanoğlu şu an hastanede tutuluyor. Kardeşi Ramazan Abdurramanoğlu’nun verdiği bilgiye göre abisinin sağlık durumu ciddiyetini koruyor.
Olay 21 Temmuz perşembe günü meydana geldi. Facebook üzerinde açılan “Zeytinburnu Mehmetçikler”, “58 Bulvar Zeytinburnu” sayfaları üzerinden organize olan ırkçılar, bir haftadır olduğu gibi yine terör estirmek için toplanmışlardı.
Bu kez hedef Kürt işyerleriydi. Diyarbakırlıların ve Batmanlarının kahvesini yerle bir eden ırkçılar, sokakta yeğeni ve kardeşiyle birlikte eve gitmekte olan Abdurramanoğlu’nu yakaladılar. Yeşiltepe Mahallesi'nde bir anda ırkçıların saldırısına uğradıklarını anlatan Ramazan Abdurramanoğlu, “Ellerinde Türk bayrakları, sopa bıçak, silah vardı. Önüne bulunduğumuz Şenol Kıraathanesinin önüne doğru ilerliyorlardı. Birden polis gaz sıktı. Kahvenin önünden uzaklaşınca bu kez bizi hedef aldılar, önümüzü kestiler. Kürtlere çok ağır küfürler edince abim dayanamadı tepki gösterdi. Saldırmaya kalktılar ellerinden kaçtık koşmaya başladık. Abim Halis’i yakalayıp bir binanın köşesine sıkıştırdılar. Ellerindeki taşları kafasına fırlatıyorlardı. Aldığı darbeler sonucu yere yığıldı. Yerde de tekmelemeye devam ettiler. Ben ve yeğenim bağırarak abimin yanına yaklaşmak istediğimizde, aralarından bir tanesi ellerindeki silahı bize yönelterek üzerimize kurşun sıkmaya başladı. Bir kurşun yeğenimin sağ koluna geldi. Allahtan sıyırdı. Gittiklerinde arabayla abimi oradan kaçırdık hastaneye götürdük” dedi.
Başta İstanbul Emniyet Müdürü Yardımcısı Mehmet Altınok olmak üzere polis teşkilatı ve ırkçı saldırıları yapanlar hakkında dava açacağını bildiren Abdurramanoğlu, BDP’li milletvekillerine de “Abime sahip çıkın” çağrısında bulundu.


