Belirleyici olan sınıf siyaseti olacak
İstanPol Enstitüsü’nün raporuna göre ülkede kimlik ve liderlik ekseninin belirleyiciliği zayıflarken sınıfsal konum ve eşitsizlikler siyasetin yeni ana hattı haline geliyor. İstanPol Enstitüsü Direktörü Korkmaz’a göre muhalefetin önündeki temel görev, halkın gündelik yaşamına temas eden ve sürdürülebilir bir siyasal politika kurabilmek.

POLİTİKA SERVİSİ
Ülkede siyaset sahnesi çözüm süreci, operasyonlar, yargı arasında gelişen gündemlere sıkışırken toplumdaki değişim talebi seçmen davranışlarında da giderek daha görünür hale geliyor. Son olarak İstanPol Enstitüsü’nün yayımladığı “Türkiye’nin Değişen Seçmen Haritası: İlçeler Düzeyinde Sosyoekonomik ve Siyasi Dönüşüm” başlıklı rapor, bu dönüşümün yalnızca büyükşehirlerle sınırlı olmadığını ve sınıfsal bir yayılma gösterdiğini ortaya koydu.
2018 ve 2023 genel seçimleri ile 2019 ve 2024 yerel seçim sonuçlarını birlikte ele alan çalışma, yaklaşık 6 milyon seçmenin oy kullandığı 973 ilçeyi kapsıyor. IstanPol Direktörleri Seren Selvin Korkmaz, Edgar Şar ve Veri Bilimci Ozancan Özdemir’in hazırladığı rapora göre Türkiye siyasetinde uzun süredir belirleyici olan “kimlik–lider” ekseni tek başına açıklayıcı olmaktan çıkarken sınıfsal konum, gelir düzeyi ve mekânsal eşitsizlikler, seçmen davranışında giderek daha merkezi bir rol oynuyor.
Raporun ortaya koyduğu bir diğer kritik bulgu ise, halkın değişim talebinin kırsal alanlara ve yoksul mahallelere kadar yayılmış olmasına rağmen, muhalefetin bu alanlarda hâlâ güçlü ve kapsayıcı bir siyasal hat kurmakta zorlandığı yönünde.
SINIFSAL AYRIŞMA DERİNLEŞİYOR
Rapora göre yüksek sosyoekonomik gelişmişliğe sahip ilçelerde muhalefet partileri, özellikle CHP belirgin bir üstünlük sağlarken düşük gelirli, gelişmişlik seviyesi sınırlı ilçelerde AKP–MHP ittifakının ağırlığı sürüyor. Özellikle büyükşehir merkezleri ile çevre ilçeler arasındaki farkın açıldığına dikkat çekilen raporda, klasik “merkez–çevre” ayrımının artık kültürel değil, ekonomik bir karakter kazandığı da vurgulanıyor.Rapor, seçmen davranışındaki ilk belirgin kırılmanın 2019 yerel seçimlerinde yaşandığına işaret etti.
İLK CİDDİ KIRILMA 2019
Özellikle büyükşehirlerde seçmen, geleneksel bağlardan kısmen koparak daha akışkan bir tutum sergiledi.
Bu süreçte:
• Cumhur İttifakı’nın üst sosyo ekonomik kademelerdeki üstünlüğü zayıfladı.
• CHP bu kademelerde belirgin biçimde güç kazandı.
• DEM Parti’nin (o dönem HDP) güçlü olduğu alanlarda dahi görece bir daralma yaşandı. Rapora göre bu sonuçlar, yerel yönetim performansı ve artan ekonomik baskının, seçmen tercihlerinde kimlik ve aidiyetin önüne geçmeye başladığını gösterdi.
2023 Genel Seçimleri ise sosyoekonomik kutuplaşmanın da kalıcı hale geldiğini gösterdi. Halkın değişim isteği bu dönemde daha radikalleşti. 2024 Yerel Seçimleri ise bu eğilimleri daha da belirginleştirdi. CHP, ittifaksız girdiği seçimlerde yüksek sosyoekonomik kademelerde yüzde 47,9’a varan oy oranlarına ulaştı ve orta kademelerde de belirgin biçimde genişledi. Buna karşılık DEM Parti’nin düşük kademelerdeki tabanı daralırken, büyükşehirlerdeki görünürlüğü azaldı.
SABİT SEÇMEN ALGISI KALKTI
Raporda sosyoekonomik kademesi değişen ilçeler de mercek altına alındı.
Buna göre:
• Sosyoekonomik seviyesi yükselen 119 ilçenin 49’unda en az bir kez parti veya ittifak tercihi değişti.
• 13 ilçede, 2018’den bu yana Cumhur İttifakı’na oy veren seçmen 2024’te CHP’ye yöneldi.
• Sosyoekonomik seviyesi düşen 183 ilçenin 80’inde tercih değişimi yaşandı; 19 ilçede Cumhur İttifakı’ndan CHP’ye kayma görüldü.
• Bu veriler, ekonomik koşullardaki değişimin seçmen davranışını doğrudan etkilediğini ve “sabit seçmen” varsayımının giderek zayıfladığını da ortaya koydu.
Rapora göre ortaya çıkan tablo, partiler açısından da önemli uyarılar içerdi:
• Cumhur İttifakı, alt sosyoekonomik kademelerde güçlü kalmakla birlikte orta kademelerde çözülme riskiyle karşı karşıya.
• CHP, metropollerle sınırlı bir parti olmaktan çıkarak orta sınıf ve çevre bölgelerde genişliyor; ancak yoksul kesimlerde hâlâ sınırlı.
• DEM Parti, bölgesel tabanını koruyor ancak büyükşehirlerde kimlik temelli mobilizasyonda zorlanıyor.
• İYİ Parti, hem CHP’nin merkezde güçlenmesi hem de YRP’nin alt kademelerde yükselmesi nedeniyle sıkışıyor.
• YRP, yoksul ve muhafazakâr memnuniyetsiz seçmen için kalıcı bir alternatif olma potansiyeli taşıyor.
Tüm bu verilerin ışığında rapor, yalnızca kimlik siyasetine veya günlük krizlere odaklanmanın yetersiz kaldığını ortaya koyarken önümüzdeki dönem özellikle sosyoekonomik kademelerdeki seçmenlerin tercihi, ülkenin yönünü belirleyecek en büyük güç.
***
DÖNÜŞÜM BAŞLADI
Araştırmayı değerlendiren IstanPol Direktörü Seren Selvin Korkmaz ülkedeki siyasetin gündelik krizler, kimlik tartışmaları ve sert söylemler üzerinden okunmaya çok elverişli olduğunu ancak artık Türkiye’de yapısal ve daha derin bir dönüşümün yaşanmaya başladığını söyledi.
Korkmaz, şöyle konuştu:
İttifaklar, adaylıklar ve dönemsel faktörleri mümkün olduğunca ayıklayarak baktığımızda ortaya çıkan tablo, Türkiye’de seçmenin artık eski “sabit fay hatları” üzerinde kalmadığı, aksine giderek daha akışkan bir yapıya büründüğünü gösteriyor.
2024 seçimleri itibarıyla CHP, kıyı bölgelerde ve büyükşehirlerdeki gücünü pekiştirirken, aynı zamanda orta sosyoekonomik düzeydeki, yani üçüncü ve dördüncü kademe ilçelerde belirgin biçimde güçleniyor. Buna karşılık Cumhur İttifakı’nın seçmen tabanı giderek beşinci ve altıncı kademe, yani en düşük gelir gruplarının yoğun olduğu alanlara sıkışıyor; bu bölgelerde hâlâ güçlü olmakla birlikte toplumsal genişleme kapasitesi sınırlanıyor. DEM Parti’nin hem büyükşehirlerde hem de bölgede yaşadığı daralma ise stratejik oy davranışı, kayyum uygulamaları ve seçmen mobilitesindeki değişimlerle birlikte okunmalı. Aynı zamanda Yeniden Refah Partisi’nin özellikle alt sosyoekonomik gruplarda, iktidar blokuna ve kısmen DEM Parti’ye alternatif bir çekim merkezi haline geldiğini görüyoruz. Bu tablo bize şunu söylüyor: Türkiye’de siyasal rekabetin ana ekseni giderek orta sosyoekonomik katmanlarda yoğunlaşıyor.

Üçüncü ve dördüncü kademe ilçeler, önümüzdeki dönemin asıl rekabet alanı. Ancak bu tabloda muhalefet açısından önemli bir sınır var. CHP’nin beşinci ve altıncı kademe ilçelerde hâlâ sınırlı bir karşılığı bulunuyor. Bu seçmenlere ulaşabilmek, yalnızca söylem düzeyinde değil, doğrudan gündelik hayatı hedefleyen, yoksulluk, eşitsizlik, güvencesizlik ve sosyal adalet meselelerine dokunan somut politikalar üretmeyi gerektiriyor. Kimlik siyaseti ve kriz dili iktidar açısından hâlâ mobilize edici olabilir; fakat veriler, sosyoekonomik eşitsizliklerin seçmen davranışında giderek daha belirleyici hale geldiğini gösteriyor. Dolayısıyla Türkiye siyasetinin geleceği açısından en kritik mesele, partilerin bu hareketli seçmeni nasıl okuyacağı ve ikna edeceği. Özellikle genç seçmenlerde de gördüğümüz bu akışkanlık, artık siyasette yeni bir taban değişimi ve merkezileşme olduğunu gösteriyor. Muhalefetin önündeki temel görev, kimlik ve sembol tartışmalarının ötesine geçerek, seçmenin gündelik yaşamına temas eden, inandırıcı ve sürdürülebilir bir siyasal hikâye kurabilmek. Aksi halde bu dönüşüm, fırsat olduğu kadar kaçırılmış bir moment olarak da tarihe geçebilir.


