Google Play Store
App Store

Bir kişinin ölümüne, üç kişinin yaralanmasına neden olan Zehra Kınık bir gün bile cezaevinde kalmadı. Ben sadece gazetecilik yaptığım için günlerdir cezaevindeyim. Ankara yargısı ise yeni bir döneme girdi.

Ben Zehra Kınık’tan daha mı tehlikeliyim?
İsmail Arı
İsmail Arı
ismailari@birgun.net

Öğrenciyken sokaklarda, mahallelerde dağıttığım BirGün gazetesinin yaklaşık yedi yıldır muhabiriyim. Bayram ziyaretine gittiğim Tokat’ta uydurma gerekçelerle gözaltına alınıp, hapsedildiğim Sincan Cezaevi’nde ilk kez elime BirGün gazetesi alıp okudum.

Gazete aboneliği her ayın başında olduğu için üç gazeteye abone olmak istediğimi yazılı olarak bildirdim. Tutukluluğumun 10’uncu günü olan 1 Nisan’da erkenden kalkıp koğuşun kapısında beklemeye başladım. Güne sabah 07.00’de başladım ancak gazeteler saat 11.00 gibi geldi.

Çocuk gibi heyecanla beklediğim gazeteme kavuşunca, güneş vuran koğuşun avlusuna sandalye çıkardım. Bir de demli çay alıp uzun uzun gazeteleri okumaya başladım. Burada insanlar vakit geçirebilmek, daha doğrusu zaman öldürebilmek için gazeteleri saatlerce her ayrıntısıyla okuyor. Gazetelerin televizyon kanallarıyla ilgili bölümüne bile ciddi bir zaman ayırıyorlar.

Cezaevinde yokluktan pek çok şey var ediliyormuş meğer. Küçük ayran kutusunu çay içmek için bardağa dönüştüren de var pet şişeden duş başlığı yapan da...

Cezaevine atıldığımda; uzun süre tutuklanma haberlerim ile düzenlenen eylemlere dair haberleri bütün koğuş birlikte izledik. İnsanın kendi tutuklanma haberini izlemesi de oldukça ilginçmiş doğrusu.

Burada herkes bana, “Senin burada ne işin var?” diye soruyor. Bu soruyu geldiğimden beri defalarca duydum. Hakikaten, benim burada ne işim var! Bu sorunun gerçek yanıtı belki de “yaptığım son haberlerdir.”

Belki de bayram günü beni tutuklattıracak kadar sinirlenmiştir birileri...

Ankara yargısı, İstanbul yargısına göre görece daha fazla hukuk çizgisindeydi. Bunun en önemli örneği 19 Mart eylemleriydi. İstanbul’da yüzlerce kişi tutuklanırken Ankara’daki tutuklama kararlarının bir elin parmağını geçmediğini hatırlıyorum. Ancak hem Adalet Bakanı’nın değişimiyle hem de farklı aktörlerin etkisiyle Ankara yargısının bundan sonra daha “sert” bir tutum sergileyeceği anlaşılıyor.

Özetle; yargı anlamında Ankara’da yeni bir döneme geçildiğini düşünüyorum. Sanırım bu yeni dönemin kapıları benim tutuklanmamla aralandı.

Siyasetçilerin ve gazetecilerin tutuklanması, yargıdaki rüşvet iddiaları ile yargıya güven Türkiye tarihinin en kötü seviyesinde. Yapılan çalışmalara göre ülkenin yaklaşık %70-%80’i yargıya ve adalet sistemine güvenmiyor; “bağımsız ve tarafsız yargı” söylemlerine kimse inanmıyor.

Kızılay’ın eski başkanı Kerem Kınık’ın kızı Fatma Zehra Kınık; trafik kazasında bir gencin ölümüne, üç kişinin yaralanmasına neden olduğu hâlde neden bir gün bile cezaevine girmedi? Peki, ben Fatma Zehra Kınık’tan daha mı suçluyum? Ondan daha mı tehlikeliyim? Bu ülkede gazetecilik yapmak; bir insanın ölümüne, üç kişinin yaralanmasına neden olmaktan daha büyük bir suç mu?

Ülke uçurumun kıyısında. AKP, MHP, yargı ve bürokrasi... El birliğiyle ülkemizi bir felakete sürüklüyorlar.