‘Beni Dolmabahçe yüzünden dinlediler’
Genelkurmay’ın dinlettiği kişiler arasında adı geçen Fikri Sağlar, “Beni Büyükanıt-Erdoğan görüşmesi ile ilgili haberimden dolayı dinletmişlerdi
Genelkurmay’ın dinlettiği kişiler arasında adı geçen Fikri Sağlar, “Beni Büyükanıt-Erdoğan görüşmesi ile ilgili haberimden dolayı dinletmişlerdir” diye belirtti
KONU DOLMABAHÇE!
Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Aslan Güner'in, 2007’de İsrail’den aldırdığı dinleme sistemi ile daha sonra 2 bin kişiyi yasadışı olarak dinlettiği ortaya çıktı. Dinlenen isimler arasında gazetemiz yazarı Fikri Sağlar da bulunuyor. Sağlar dinlenen kişiler arasına alınma nedenini Genelkurmay eski Başkanı Yaşar Büyükanıt ile Başbakan Erdoğan arasında yapılan Dolmabahçe görüşmesi ile ilgili haberi nedeniyle olduğunu belirtti.
‘BAŞKALARI DA YAPIYOR’
Konuyla ilgili gazetemize konuşan Sağlar, “Bence benim dinlenmem listeye dahil olmam, 2008 sonrası başlamıştır. Zaten haberden anlaşıldığı kadarıyla 2007'de başlayan dinlemeler ucu açık şekilde devam etmiş. Yasalara aykırı hareket etmenin müsaadesini Büyükanıt'ın verdiği görülüyor. Tabii bunları yapan başkaları da var. Hanefi Avcı’nın kitabında da bir cemaatin benzer teknolojiye sahip olduğu söyleniyor” dedi.
Dolmabahçe’yi yazdım diye beni dinlettiler
ONURKAN AVCI
Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Aslan Güner'in, 2007’de “PKK’lileri dinleyeceğiz” diyerek İsrail’den aldırdığı dinleme sistemi ile 2 bin kişiyi yasadışı olarak dinlettiği ortaya çıktı. Dinlenen isimler arasında gazetemizin yazı Fikri Sağlar da bulunuyor. Fikri Sağlar kendisin dinlenen isimler arasına alınma nedenini Genelkurmay eski Başkanı Yaşar Büyükanıt ile Başbakan Erdoğan arasında yapılan Dolmabahçe görüşmesine dair ortaya attığı iddia olduğunu belirtti.
Dün Taraf gazetesinin manşetinde yer alan haber, hem yasadışı dinlemeleri hem de Başbakan Erdoğan ve dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın sırlarla dolu ‘Dolmabahçe görüşmesine’ tekrar gündeme getirdi. Habere göre; 3 Temmuz 2005’te yürürlüğe giren Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) Kanunu’na göre dinlemeleri sadece MİT, Emniyet ve Jandarma yapabiliyorken, Korgeneral rütbesiyle 2007’de İstihbarat Başkanlığı görevini yürüten Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Aslan Güner', bu yasayı delerek 2 bin kişiyi dinletti. Güner’in, Genelkurmay Genel Plan ve Prensipler Başkanlığı’na 23 Şubat 2007’de bir yazı yazdığı ve “PKK’yi dinlemek için İsrail’den özel dinleme cihazları talep ettiği”nin belirtildiği haberde, Güner’in bu cihazlarla aralarında Baskın Oran, Doğu Ergil, Ziya Halis, Orhan Miroğlu, Sırrı Sakık, Leyla Zana ve Sebahat Tuncel’in de arasında bulunduğu 2 bir kişiye dinletti. ‘Dinlenenler listesi’nde adı geçen eski Kültür Bakanı ve gatemezin yazarı Fikri Sağlar ile bu yeni iddiayı konuştuk.
»Habere göre, usulsüzce dinlenen isimler arasında yer alıyorsunuz. Bu durumu nasıl karşılıyorsunuz?
Haberin doğru olduğunu varsayarak söylemeliyim ki bu gelişme Türkiye’nin bir hukuk devleti olmadığını ortaya koyuyor. Yani biz askeri vesayet-sivil vesayet tartışmaları yürütüyoruz ama düzen aslında hukuka inanmıyor. Kim güçlüyse, kimin elinde yetki varsa, kendi kafasına göre, devletin yetkilerini kullanıyor. Bunlar siyasilerin içerinde de bürokrasinin içinde de var. Demek ki Türkiye’de bir demokrasi olgusu yok, demokrasi oyunu var.
TÜM OKLAR BÜYÜKANIT’I GÖSTERİYOR
»Sizce dinlenmenizin Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ arasında yapılan Dolmabahçe görüşmesine dair ortaya attığınız iddia ile bağlantısıvar mı?
Evet, tam da bundan sonra dinlemeye başlamışlar. Zaten o insanların dinlenmesi ile ilgili kararlar 2007'e alınmış. Beni dinletmelerinin sebebi, Yaşar Büyükanıt'la ilgili yazdığım yazıdır. Ve bence benim dinlenmem listeye dahil olmam, 2008'den sonra başlamıştır. Yani benim yazım yayınlandıktan sonra. Zaten haberden anlaşıldığı kadarıyla 2007'de başlayan dinlemeler ucu açık şekilde devam etmiş. Yasalara aykırı hareket etmenin müsadesini dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın verdiği görülüyor. Tabii bunları yapan başkaları da var. Hanefi Avcı’nın kitabında da bir cemaatin benzeri teknolojik aletlere sahip olduğu söyleniyor. Bir güçler savaşı var. Ve bu fillerin tepişmesi sırasında çimenler eziliyor. Olan yurttaşlara oluyor. Bu karanlık düzeni anlatmaya çalışan insanların da yine bu fillerin ezmeye çalıştığı insanlar olduğu çok açık. Benimle olan bilgilerden de ben bunu anlıyorum. Çünkü Dolmabahçe zirvesine dair kamuoyunun vicdanında aklında yerleşmiş olan bir gerçek var. Ben bunun bir ilk olduğunu da düşünmüyorum, Nazlı Ilıcak’ın yazdığı bir kitapta da 2001 yılında da andıçlar hazırlamış Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanlığı ve benim hakkımda araştırma, takip etme faaliyetleri sürdürerek bunları raporlandırmışlar. MGK’ye de sunulmuş. Demek ki hukukun üstünlüğüne inanan ve bu inancını söyleyen insanları sindirmek, korkutarak vazgeçirmek, kontrol altında tutmaya çalışmak gibi bir niyet söz konusu. Bu yapıların hepsiyle asker-sivil demeden hesaplaşmak gerekiyor ama bu anayasa değişikliğine ‘evet’ denirse, kimsenin kendisini kurtarması mümkün olmayacak. Hesaplaşma yargı yoluyla olur. Eğer hukuk ele geçirilirse, mahkemeler millet adına karar vermek yerine kendilerini ele geçiren kişiler adına karar verirler.
»Genelkurmay Başkanlığı konuya ilişkin soruşturma başlatıldığını duyurdu. Bununla ilgili bir beklentiniz var mı?
Soruşturmaya göre; avukatlarımla görüşüp ben de harekete geçeceğim. Soruşturmanın sonlanmasını beklemem bunun için. Tabii önce haber doğru mu ona bakılmasını isteyeceğim, daha sonra ihlal edilen bireysel haklarımı mahkemede savunacağım.
»Dinleme izni “PKK’yi dinleyeceğiz” denilerek alınmış. Bu sizce bir maksat mıdır yoksa kılıf mı?
Bence bu bir kılıftır. Çünkü biliyorsunuz bundan 4-5 sene önce Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer başta olmak üzere birçok kişinin banka hesaplarına girildi ve takip edildi. Bunlar basına yansıdı. Hatırladığım kadarıyla onun da kılıfı terördü. Zaten bu teknolojik aygıtlar aynı gerekçeyle her tarafa alındı. Bu yasadışılıkların kılıfı ya terör, ya da kaçakçılıktır her zaman.
BÜYÜKANIT BAŞBUĞ'A AKTARMADI
»Dolmabahçe davasında da gelişmeler oldu. Büyükanıt’la ilgili “çok gizli” ibareli dosya avukatlara verilmeden bilirkişi heyetine teslim edildi. Bu iki davayı birleştirmek, ya da Dolmabahçe’nin içerisine dinleme iddiasını da katmak mümkün olabilir mi?
Tabii çok mümkündür. Çünkü o görüşme hâlâ bir giz ve Cumhuriyet tarihinde önemli bir sayfa. Saklandığı müddetçe o konuyla ilgili var olan kötülüklerin odak noktası olarak insanlar o günü görecek. Ben daha önce de söylemiştim: Bu meseleyi çözecek olan İlker Başbuğ idi. Büyükanıt, eğer o konuşmayı Başbuğ’a aktarmışsa, bu orada bir devlet işinin söz konusu olduğu anlamına gelir. Aktarmadıysa, ‘mezara kadar giden bir sır’dır, devletin bilmediği sır, devlet işi olmaz. Yani o bir kişi işiydi. Başbuğ da bir açıklama yapmadı. Başbuğ’un bilmediğini Işık Koşaner’in bilmesi mümkün olmadığına göre bu bir devlet işi değil. Çünkü devlet işleri bilgileriyle, sırlarıyla beraber devredilir. En büyük yalan burada. Demek ki buna devlet işi diyen Büyükanıt’ın yalanı söz konusu.


