Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur!
FİKRİ SAĞLAR FİKRİ SAĞLAR

Toplumumuzda yaygın şekilde dile getirilen bir deyimdir; “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.” Çok çalışmaya karşın verimli ve yararlı olmayan işler için kullanılan bir sözdür.



Bizler muhalefet olarak yıllardır AKP hükümetlerini çokça eleştirdik. Yaptıkları iyi şeylere pek dikkat etmedik. Haklarını yememek için devletin resmi siteleri üzerinden bir araştırma yaptım; AKP hükümetleri bugüne kadar ekonomi ve sosyal kalkınma için neler yapmışlar diye!

AKP döneminde yapılan kalkınma planları, sektörel stratejik planlar, reform paketleri ve dönüşüm programları toplamı 274!

Bunlar haricinde hükümet eylem planları, 100 gün icraat paketleri, üniversiteler, belediyeler ve kamu kurumlarına dair yüzlerce stratejik plan ve eylem planı var. Bunları tek tek yazmaya kalktığınızda karşınıza tonlarca sayfadan oluşan bir liste çıkmaktadır. Bu devasa listeye bakıp AKP hükümetlerinin canla başla çalıştığını düşünürsünüz…

Bir adım daha ileri gidip şu soruyu sordum kendime; bu plan ve programlarda hedeflenenler ne idi ve ne kadarına ulaşıldı?

Bu konuda kamuya açık çok fazla bir bilgi bulamadım. Bu işlerin uzmanları ile konuştuğumda çarpıcı bir durumla karşılaştım. Bütün bu plan ve programların ekonomiye ve sosyal alana olumlu etkisi olmamış!... Aslında iktidar da hemen hemen hiçbir plan ve programın etkisini üzerinde bir görüş açıklamamış.

Acı ama yazayım; çünkü hiç birinin değerlendirme çalışması yapılmamış!... Nedeni belli!... Plan ve programların bitiminde sonuçların ne olduğunu görmekten kaçınan bir anlayış hâkim. Çünkü ne makro düzeydeki büyüme (kişi başına milli gelir, kişi başına eğitim harcaması veya döviz kurları gibi), ne de mikro düzeyde (illerin sosyo-ekonomik gelişim hedefleri gibi) belirlenen hedeflere ulaşılamadığı açıkça görülüyor… İlginç olan ise 2000’li AKP yılları, 1960’lar ve 1970’lerin planlı döneminden kat be kat daha fazla planlamanın yapıldığı yıllar olmasına karşın,16 yıllık kalkınma hızı geçmiş dönemlere göre daha düşük gerçekleşmiştir... Ve de borç batağı içindeki bir Türkiye yaratılmıştır!...

Hedeflerin çok yüksek yazılması, kaynak-maliyet dengesinin gözetilmemesi ve uygulama sürecindeki yetersizlikler, yani liyakate değer vermeme ve yolsuzluğa göz yumma bu sonuçların başlıca nedenidir. Dahası yanlış ve yanlı uygulamalar doğa ve insan kaynakları ile mali kaynaklarının heba olmasına neden olmaktadır!... Kısaca dönüp dönüp aynı yere geliyoruz!... Hatta ilk başladığımız yerin de gerisindeyiz...

Yapılması gereken; öncelikleri, hedeflerini ve çözüm yollarını belirlemek, bu kararları uygulayacak ve gerçekleştirecek etkin bir örgütlenme modeli oluşturmak ve hedefleri gerçekleştirmektir!... İyi yönetim bilgi, liyakat ve samimiyetle oluşur...

AKP ise tam tersini yapıyor. Devasa bürokratik yapılar kurularak, üstelik o yapılara uygun olmayan, uzman ve liyakatin ötesinde yalnızca yandaş olma özelliği bulunan insanlar seçiliyor. Dolayısıyla plan, program ve proje yok olup gidiyor...

Türkiye’nin bugün, Cumhuriyet tarihinin en yüksek borç yüküne sahip olması ve dünyada en yüksek borç ödeme riski olan ilk iki ülkesi arasında yer alması, yukarıdaki tonlarca plan ve programın varlığının etkisiz ve işlevsiz olduğunu göstermektedir.

Türkiye’de büyümenin ve kalkınmanın önündeki engel olarak çoğu zaman siyasal istikrarsızlık dile getirildi. Fakat son 16 yıldır bir parti tek başına ve çok güçlü biçimde iktidar olmasına rağmen işler tam tersine eskisinden daha fazla karıştı; Türkiye bugün tarihinin en derin ekonomik ve sosyal krizini yaşamaktadır.

Ekonomik çöküş ve sosyal bitiş nedeni AKP’nin uyguladığı popülist politikadır!... Bu anlayış biraz daha sürerse Türkiye bu günden çok daha ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacağı açıktır. Bizden söylemesi...