Beyaz Karga: Besle kargayı
Birgün Birgün Birgün Birgün
Beyaz Karga filmi Sovyet balet Rudolf Nureyev’in hayatını konu alıyor. Rudolf Nureyev’e dair Vikipedi maddesi ise şöyle başlıyor: Rudolf Hamit oğlu Nuriyev (Tatarca: Rudolf Xämät ulı Nuriev, Rusça: Рудольф Хаметович Нуриев, d. 17 Mart 1938 – ö. 6 Ocak 1993), SSCB’li balet (1961’de iltica etti ve 1982’de Avusturya vatandaşı oldu). Evet, aslında Nureyev diye biri […]

Beyaz Karga filmi Sovyet balet Rudolf Nureyev’in hayatını konu alıyor. Rudolf Nureyev’e dair Vikipedi maddesi ise şöyle başlıyor: Rudolf Hamit oğlu Nuriyev (Tatarca: Rudolf Xämät ulı Nuriev, Rusça: Рудольф Хаметович Нуриев, d. 17 Mart 1938 – ö. 6 Ocak 1993), SSCB’li balet (1961’de iltica etti ve 1982’de Avusturya vatandaşı oldu).

Evet, aslında Nureyev diye biri yok, doğru transkripsiyon Nuriyev (Nurigil diye çevirebiliriz) olmalıydı. Kendisi Tatar asıllı Müslüman bir aileden geliyor. Rusya’ya bağlı federe bir devlet olan Başkurdistan’ın (Respublika Bashkortostan) Ufa kentinde büyüyor Nureyev (mecburen biz de Nureyev diyeceğiz).

II. Dünya Savaşı’nın arifesinde doğmak ve savaş sırasında büyümek zor olsa gerek. Yoksulluk, kıtlık, ölüm her an yanı başınızdadır. Nureyev doğduğu coğrafyanın ve zamanın bütün olumsuzluklarına karşın, o küçük taşra kentinden çıkıp dünya çapında ünlü bir bale dansçısı olduysa bunu kendi büyük yeteneği kadar hiç şüphesiz sosyalizme borçludur. Eğer eğitimin paralı olduğu kapitalist bir ülkenin dinsel ve etnik olarak azınlıkta olan bir bölgesinde yoksul bir çocuk olarak doğmuş olsaydı çok muhtemeldir ki biz Nureyev diye birini tanımayacaktık. Bunun önemli bir not olarak düşülmesi lazım.

“Beyaz Karga”, Nureyev’e takılan bir lakapmış. Onun aykırı ve uyumsuz kişiliğini sembolize ediyormuş beyaz karga imgesi. Film, bize Nureyev’in doğumundan Fransa’ya iltica ettiği ana kadarki hayatından kesitler sunuyor; Nureyev’i sevdirmeye hiç çalışmadan. Bize sunulan Nureyev, kimseyi sevmeyen, kimseye minnet duymayan, son derece bencil ve kaba biri. Nureyev’in yaşadığı Sovyetler Birliği de tatsız, tuzsuz, baskıcı ve soğuk bir ülke olarak tasvir ediliyor filmde. Tabii ki film, son tahlilde Nureyev’den yana. Nureyev’in erkek ve kadın sevgilileri oluyor. Kadın sevgilisi demek tam doğru değil gerçi. Hocası ve koruyucusu Alexander Ivanovich Pushkin’in (Ralph Fiennes) karısı Xenia (Chulpan Khamatova) Nureyev’in kendi evlerinde kalmasını suiistimal ediyor ve Nureyev’le yatıyor. Nureyev hiç de hevesli değil bu ilişkiye. Nureyev’in bu sırada Teja Kremke (Louis Hofmann) adında Doğu Alman bir erkek arkadaşı da var. Hoş, Nureyev Teja’yı da sevmiyor.

Bütün sevimsizliği ve sevgisizliğiyle bu büyük narsisist ve oportünist yine de bale hiyerarşisinde yükseliyor, Kirov Balesi’yle Fransa yolculuğuna çıkıyor. Burada da hayli prestijli ve zengin bir ailenin kızı olan Clara Saint’le (Adèle Exarchopoulos) arkadaş oluyor. Nureyev bu; tabii ki Clara’ya da son derece kaba davranıyor. Paris’te kapitalizmin nimetleriyle, özgürlükleriyle tanışan, bir kilise ziyaret edip, hayran kalan Nureyev bilindiği üzere sonunda Fransa’ya iltica ediyor. Çünkü ima edilen geri döndüğünde Nureyev’in başına gelmeyen kalmayacak, belki de hatta öldürülecek. “Yok artık” diyoruz ama anlatılan bu.

Beyaz Karga’yı, aleni bir anti-komünist propaganda filmi olan Jennifer Lawrence’li Kızıl Serçe gibi filmlerle kıyaslamak doğru değil. Oyuncu ve aktör Ralph Fiennes daha nüanslı bir film yapmış. Hatta bazen, filmin kalbinin nerede durduğundan şüphe bile edebilirsiniz. Nureyev o kadar sevimsiz ki onun karşısında olduğu her şeye sempati duyabilirsiniz. Ama nihayetinde film sanatçının özgürlüğünü kısıtlayan sosyalizme karşı bir tonda bitiyor. Ortada Küba haricinde sosyalizmin esamesi kalmamışken ve Avrupa’nın ve Amerika’nın her yerinde faşistler iktidara yürürken, bu tür filmler neden yapılıyor? İtalya’da yeni çıkan bir yasaya göre, boğulan göçmenleri kurtarırsanız suç işlemiş oluyorsunuz. Kapitalist dünya, kendisi bu kadar insanlık dışı bir noktadayken, hâlâ sosyalizmin hayaletiyle kavga etmeyi ve eşitlik, özgürlük ve kardeşlikten dem vurmayı sürdürüyor. Korkuları boşuna değildir diye umalım.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız