birgün

0° HAFİF KAR YAĞIŞLI

AVRUPA 17.11.2020 08:06

Biden, Brexit’i karıştırdı

İrlanda asıllı Biden’ın seçilmesi Brexit sürecinde Johnson’ın işini zorlaştırıyor. Şimdiye kadar Trump’ın desteğiyle ilerleyen Britanya Başbakanı, Kuzey İrlanda sınırı konusunda artık Washington’u da memnun etmek zorunda kalacak.

Biden, Brexit’i karıştırdı

Levent ÖZÇAĞATAY - LONDRA

Amerika’daki başkanlık seçimlerinden Boris Johnson’ın başını ağrıtacak bir sonuç çıktı. İrlanda asıllı, Amerika’daki İrlanda lobisinin desteklediği Joe Biden seçimi kazandı ve Trump hayranı, Obama’ya karşı ırkçı söylemlerde bulunmuş Boris Johson’a açık bir mesaj gönderdi. Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma süreci içinde verilecek kararlar Kuzey İrlanda’daki barış ve huzuru tehdit edecekse Birleşik Krallık ile hiçbir ticari anlaşmayı imzalamayacaktı.

Avrupa Birliği ile Birleşik Krallık arasındaki tek kara sınırı İrlanda’da. Bu sınır Boris Johnson’ın başına bela oldu. Hem Brexit referandumunu hem de genel seçimleri kazanmasının önemli nedenlerinden birisi sınırların tekrar çizilmesi ve korunması, göçmenlerin durdurulması ile ilgili popülist ve kararlı tavrı idi. Britanya bir ada olduğu için bunu gerçekleştirmek zor olmayacaktı. Fakat Kuzey İrlanda hala krallığı oluşturan dört devletten biri ve dolasıyla hala krallığın bir parçası. Aynı zamanda Avrupa Birliği üyesi İrlanda Cumhuriyeti’nin komşusu ve adanın kuzeyinde 1998’deki Belfast Anlasması ile önemini kaybetmiş gözlerden uzak bir sınır var. 499 kilometre uzunluğundaki bu sınırın Belfast Anlasması’ndan önce resmi 208 sınır kapısı vardı. Günümüzde bu görünmez sınırın üzerinden geçen 278 sokak, cadde ve otoyolu var. Bazı araçlar hedeflerine ulaşmak için sınırın bir tarafından öbür tarafına bir defa değil, iki, üç ve hatta dört defa geçiyor. Her gün 30 binin üzerinde insan sınırı geçip adanın neresinde olursa olsun iş yerlerine, alışveriş merkezlerine, hastanelere, limanlara ve havaalanlarına gidip geliyor.


İRLANDA SINIRI KRİZ YARATIR

Bu sınırın tekrar yaşama geçirilmesi Belfast Anlasması’na da aykırı. Fakat Boris Johnson seçmenlerine verdiği söz uyarınca Avrupa Birliği’nden ve onun mahkemelerinden, ortak pazardan tamamıyla bağımsız; uluslararası ticaret, gümrük duvarları, vergi oranları, firmalara verilecek devlet desteği ve göçmenlik kısıtlamaları ile ilgili yeni kuralları yürürlüğe sokacaksa bu sınırın kapılarını kapatmak zorunda kalacak. Bu adanın birleştirilmesini amaç edinmiş ama bunu barışcıl metodlarla gerçeklestirmeyi kabullenmiş IRA da dahil olmak üzere bütün cumhuriyetçi grupların yeniden silahlanmasına neden olabilecek.

Önerilen çözümlerden birisi, sınırı Britanya ve İrlanda adası arasındaki denize çizmek ve herhangi bir sekilde Kuzey İrlanda’yı hem krallığın hem de Avrupa Birliği’nin içinde tutmak. Bu ise Kuzey İrlanda’daki krallıktan kopmayı şeref ve ölüm kalım meselesine dönüştürmüş kralcı ve birlikçi grupların yeniden silaha sarılmasına neden olacak. Daha da ötesi Brüksel bunu ortak pazarın ve Gümrük Birliği’nin bütünlüğünü bozan bir arka kapı olarak değerlendirecek. Yıllar önce Londra’nın, Dublin’in ve biraz da Washington’un başını ağrıtan Kuzey İrlanda, giderek Brüksel’e de baş ağrısı vermekte.

BELFAST ANLAŞMASI NEDİR?

Bu anlaşma 1998’de Amerikallı bir senatörün önderliğinde İrlanda Cumhuriyeti ve Birlesik Krallık’ın o zamana kadar “terörist” olarak kabul ettikleri örgütlerle masaya oturması ile gerçekleşti ve referandum ile halka sunuldu. Yüzde 72 oyla kabul edildi. Adanın kuzeyinde 1969’dan beri süregelen 3600 ölüme, binlerce yaralanmaya ve hesap edilmesi mümkün olmayan mali kayba neden olan çatışmaları sonlandırdı. Çatışmaların bir tarafında IRA ve INLA gibi Katolik ve cumhuriyetçi örgütler, karşı tarafta da UVF ve UDA gibi Protestan ve kralcı örgütler vardı.

Anlaşmanın bir gereği olarak bu gruplar kendilerini feshedecekler ve silahlarını da uluslararası bir heyetin gözetiminde imha edeceklerdi. Anlasmanın en önemli unsuru Kuzey İrlanda’da özerk bir meclis ve hükümet kurulması, böylece iktidarın paylaşılmasıydı. Protestanları memnun etmek için çoğunluk kararı olmadan statükonun değiştirilemeyeceği ve İrlanda Cumhuriyeti anayasasının değiştirilerek Kuzey İrlanda’nın çoğunluk kararı olmadan İrlanda Cumhuriyeti’ne bağlanamayacağı kabul edilecekti.

Cumhuriyetçileri memnun etmek için sağlık, tarım, turizm gibi konularla adanın tamamında ortak çalışmayı sağlayacak bir komite kurulacak, protestanların kontrolündeki polis teşkilatı refom edilecek, en önemlisi Birleşik Krallık ordusu adayı terkedecekti. Her iki tarafı birden memnun etmek için de politik mahkumlar serbest bırakılacaktı ve vatandaşlara kimliklerini seçme hakkı verilecekti. Bunun anlamı İrlanda Cumhuriyeti’nin ya da Birlesik Krallık’ın ya da ikisinin birden vatandaşı olmak tercihe bırakılıyordu.

biden-brexit-i-karistirdi-805868-1.

KATOLİK-PROTESTAN AYRIŞMASI

Büyük zahmetler verilerek ve hiçbir ayrıntıyı göz ardı etmeyerek hazırlanmış bu anlaşma adaya göreceli bir barış, ekonomik canlılık ve birliktelik getirdi. Kendilerini fesheden grupların yerine yenileri kuruldu ama eski günlere dönülmedi. Katolik ve Protestan toplumların arasındaki nefret ve şüphe yeni kuşaklara fazla yansımadı. IRA’nın eski militanı ve “genel kurmay başkanı” Martin McGuiness, Protestan bir papaz ve politik lider olan, yıllarca silahlı ve kralcı grupları desteklediği bilinen Ian Paisley ile aynı hükümette çalışmayı kabul etti. Ne kadar mesafe katedildiğinin en iyi örneği ise McGuiness’in 2017 yılında, Katolik bir mahallede ve Katolik bir kilisede yapılan cenaze törenine bölgenin en büyük, en radikal Protestan ve kralcı partisinin liderinin katılması oldu. Hem kendisi, hem babası geçmişte IRA’nın silahlı saldırılarına hedef olmuş olsa da.

Brexit referandumunda Kuzey İrlanda, İngiltere’nin tersine Avrupa Birliği içinde kalma yönünde oy kullanmıştı. Bazı ilerici Protestan gruplar bunun ancak İrlanda Cumhuriyeti’ne katılmakla gerçekleşebileceğini ilan ettiler bile. Kuzey İrlanda’daki Katolik nüfus giderek büyüyor. Kuzey İrlanda polis teşkilatının başındaki müdür olası terör saldırılarına karşı tedbir almaya başladıklarını açıkladı bile. İrlandalı firmalar da Britanya’dan geçen ticaret yollarını doğrudan Avrupa’ya çeviren düzenlemelere girdiler.

Boris Johnson’ın bu sorunlara çözüm bulması için zamanı az ve elleri kolları bağlı. 31 Aralık 2020’de istese de istemese de Londra ile Brüksel’in boşanma işlemleri bitiyor. Joe Biden’ın seçilmesi Brüksel ve Dublin’in elindeki kozları güçlendirdi. Brüksel’e ödün verirse kendi partisinden direniş gelecek. Sınır konusunda hem Washington’u hem de Kuzey İrlanda’daki iki toplumu memnun etmek zorunda. Bu sınırın böylesine büyük bir sorun olabileceği, politik kariyerini kısa dönemli planlarla, detayları atlayarak ve şov yaparak geçirmiş, dar görüşlü ve narsist bir politikacı olan Johnson’ın aklına bile gelmemiş olduğu anlaşılıyor.


Johnson’ın bulabildiği tek çözüm Avrupa Birliği’nden ayrılmakla ilgili olarak imzaladığı anlaşmanın sınırla ilgili bölümünü delmek. Ancak bunu gerçekleştirmek için parlamentoya sunduğu kanun tasarısı reddedildi. Bu tasarının uluslarası bir anlaşmayı deldiği iddialarına karşı verdiği cevap da çok ilginç.” Doğru ama bunu çok özel ve kısıtlı bir şekilde yapıyoruz”.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız