Bilim insanları ve haberlerine nasıl yaklaşmalıyız?
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

Sosyal medyadakiler başta her habere şüpheyle yaklaşmamız gerektiğini bu köşede bıktıracak kadar yazdım. Şimdi üzücü bir ilave yapmak istiyorum: Şüphemiz bile istismar edilebilir. Deprem ayrı, iklim aktivisti Greta Thunberg ve hatırlattıkları ayrı, bilimi tartıştığımız günlerdeyiz. O yüzden bu haftaki Köşe Vuruşu’nda, bilim insanları ve haberlerine nasıl yaklaşmamız gerektiğini tartışmak istiyorum.


ŞÜPHE TÜCCARLARI

Bilimin insanlığa kazandırdıkları tartışılmaz. Ancak bilim kendi içinde her zaman bir şeyleri tartışarak ilerler. Bilimsel teoriler, gelecekte yeni verilerle yanlışlanabilir. Buradaki yanlışlama kavramını yalanlama ya da sahtecilik olarak görmeyelim. Bilimin işleyişi budur. Bu işleyiş, maalesef bazı çıkar odaklarına fırsat olarak görünür. Bunun iyi bir örneği, bilimsel olarak kanıtlanmış sigaranın kanser yaptığı bilgisiydi. Bu gerçek, çıkar amaçlı olarak tartışmaya açıldı. Bunun için 1950’lerde Amerika’daki tütün sektörü bir araştırma komisyonu kurdu.* Komisyonun görevi, bilimi kullanarak “şüphe” yaratmak ve medyada sigara sağlığa zararlıdır diyen bilim insanlarıyla eşit temsil hakkı kazanmaktı. “Sigara ile kanser arasında ilişki olmayabilir mi?” şüphesi 40 yıl pompalandıktan sonra, sahtekârlıklar ortaya çıktı, komisyon kapandı. Ancak bu sırada ektikleri şüphe gayet iyi çalışmış, sigara kanser yapar bilgisi tartışmaya açılmıştı.

Greta Thunberg ile gündeme gelen iklim krizi konusunda da böyle karşı şüphe yaratma kuruluşlarının çalıştığı iddiası var.* Yani bilim insanları ve Thunberg gibi aktivistler “iklim krizi”ne dikkat çekerken, bazı enstitüler de onların bilimsel savlarına karşı şüphe yaratıyor. Bu enstitüleri kurup besleyenler de fosil yakıt alanında çalışan şirketler dersem, konu daha iyi anlaşılır.

CEHALET BİLİMİ

Özellikle sağlık haberlerinde bilimin nasıl oyuncak edildiğini biliyoruz. Bu konudaki zaafımız bir kısım medya ve uzman kisvesindeki şarlatanlar tarafından kullanılıyor. Tayfun Uzbay’ın yeni çıkan Cehalet Bilimi (Destek Yay., 2019) isimli kitabı bu durumu iyi deşifre ediyor. Uzbay’a göre cehalet biliminde kullanılan pek çok yöntem var. Örneğin; kolestrolün vücut için gerekli olduğu gerçek. Ancak bazı bünyelerde kolestrol birikimi oluyor ve tehlikeli hale geliyor. Böyle bir durumda şarlatan doktorumuz “kolestrol gereklidir” gibi bir bilgiyle ortaya çıkıyor. Tek başına doğru bilgi. Ancak sağlıklı biri için doğru.

Vücudunda kolestrol birikimi olan biri için doğru bilgi değil. Medya bunu “Bilmemkim Hoca’dan iç rahatlatan bilgi: Kolestrol faydalıymış” gibi bir başlıkla sunuyor. Sonra Bilmemkim Hoca’ya şöhret yolu açılıyor. Bu bilgiyle içini rahatlatanlar da diyetini bozarak sağlığını tehlike altına atıyor. Televizyona çıkan her doktor ve bilim insanı için şöhret budalası diyemeyiz elbette. Ancak televizyon ya da sosyal medyanın doğası gereği, sansasyonel olanlar öne çıkıyor. Yukarıdaki örnek cehalet biliminde kullanılan yöntemlerden sadece biri. Uzbay’ın söz konusu kitabında dahası var.

DEPREM VE BİLİM

Gelelim, gündemimizde olan depreme. Bilim insanlarına en çok kulak vermemiz gereken günlerdeyiz. Aralarında değerli bilgiler verip, uyarılar yapanlar çok. Ancak adım gibi eminim ki, bu süreci kullanmak isteyen şarlatanlar da çıkacak ya da çıktı. Dolayısıyla önümüze bilim insanı diye çıkarılan insanları da araştırmamız gerekiyor. Örneğin; itibarlı bilim insanları, yıllardır depremin tam saati belirlenemez derken, sosyal medyada saat bilgileri dolaşıyor.

Dolayısıyla medya şarlatanlığa hevesli olmayan bazı bilim insanlarına itibar etmeli. Okur da doğrulama platformlarına da başvurup, panik pompalayanlara kulak tıkamalı. Bilimi takip edeceğiz ama bilimin de istismar edilebileceğini hiç aklımızdan çıkarmayacağız. Şüphe tüccarlarından da, cehalet biliminden de uzak duracağız. Zahmetli iş ama sadece böyle akıl sağlığımızı koruyabiliriz.

*(Merchants of Doubt, Oreskes-Conway, Blumsbury Press, 2010)