Google Play Store
App Store

Halk, yok edilen toplanma alanları ve çöken iletişim altyapısı nedeniyle yalnız kaldı. Tepkileri görmeyen Saray yönetimi ise birlik ve beraberlik söylemlerine sarıldı. Siyaset Bilimci Yılmaz, “Olağanüstü dönemler otoriter rejimlerce konsolide aracı olarak görülüyor” dedi.

Bilindik bir AKP özeti: Depremden önce ortada yok, sonrasında birlik hamaseti
Deprem sonrası İstanbul İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü’nde basın toplantısına İBB yetkililerinin çağırılmaması dikkat çekmişti / AA

POLİTİKA SERVİSİ

Marmara Denizi, Silivri açıklarında önceki gün gerçekleşen deprem, Saray rejiminin ülkeyi her alanda felakete götürdüğünü bir kez daha ortaya çıkardı.

İstanbul’un genelinde şiddetli hissedilen depremin ardından yurttaşlar sokaklara dökülürken bir kez daha Saray’ın rant ve talan politikalarının yıkıcı etkilerini karşısında buldu.

Toplanma alanlarının ortadan kaldırıldığı, şehrin yerel yöneticilerinin siyasi operasyonlara kurban edildiği, özelleştirdikleri iletişim kanallarının dahi ilk dakikadan kesildiği koşullarda halk bir kez daha kendi kaderiyle baş başa kaldı.

Bir yanda rant talan politikalarını sürdüren rejim, Kanal İstanbul gibi projelerine son sürat devam ederken diğer yandan depremin ardından Taksim Gezi Parkı’nda kalan yurttaşlara da polis müdahale etti. Parka çadır kuran yurttaşlar alandan müdahale sonucu çıkartıldı. Gece geç saatlere kadar parklarda ve sokaklarda kalan yurttaşlar ise yine dayanışma ağlarıyla kendi yaşam alanlarını kurmaya çalıştı.

Halkın tepkilerini görmezden gelen Saray yönetimi ise bir kez daha milli birlik ve beraberlik söylemlerine sarıldı.

İMAR AFLARINI UNUTTULAR

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, yıllarca yönettikleri İstanbul için kentsel dönüşüm çağrısı yaptı. Sağladığı imar aflarıyla iktidarın rant politikalarının uygulayıcılarından biri olan Kurum,  “Siyaseti, polemiği bir tarafa koyalım” ifadelerine yer verdi.  Kurum, ‘siyaset yapma zamanı değil’ diyerek kendilerini gelen eleştirilerden sıyırmaya çalışırken UEFA İstanbul Temsilciliği Açılış Töreni"nde konuşan Erdoğan da Kurum’un ardından halkın tepkisine gözünü kulağını kapattı.

Erdoğan “Deprem gibi hepimizi sarsan hepimizi etkileyen konuların günlük siyasetin polemiklerine alet edilmesini asla tasvip etmiyoruz. Bugünler siyaset yapma değil, bir olma beraber olma dayanışma, milletçe kardeşliğimizi hatırlama dönemleridir. Müsterih olun" dedi.

Ülkedeki kutuplaştırmayı artıran, kendinden olmayan tüm kesimleri marjinalize etmeye çalışan Saray yönetiminin her kriz anında milli birlik beraber söylemine sarılması ise tesadüf değil.

Yürütülen rant ve talan politikalarıyla, sermaye ile kurulan işbirliklerle halk düşmanı politikaları uygulamaya koyan Saray yönetimi, tıpkı 6 Şubat Maraş Depremi’nde, Bursa’daki Kartalkaya yangınında olduğu gibi ülkenin kritik eşiklerinde “Şimdi siyaset yapma zamanı değil beraberlik zamanı” söylemlerini savunma ve rıza üretme amacı olarak kullanıyor.

İKTİDARIN DEPREM RANTI

Otoriter rejimlerin olağanüstü dönemleri kullanmaya çalıştığını belirten Siyaset Bilimci Onur Alp Yılmaz da iktidarın beraberlik söylemlerinin altındaki temel motivasyonun depremi kendi lehine kullanmak olduğunu söyledi.

Dünya genelinde yaşanan pandemi sürecini hatırlatan Yılmaz, 2010’dan beri Macaristan’da iktidar olan Orban’ın özellikle pandemi döneminde iktidarını daha fazla otoriterleştirdiğinin altını çizdi.

KONSOLİDE ETME ÇABASI

Aynı zamanda o dönemde Saray yönetiminin İstanbul sözlşemesi’nden çıktığını, baroları bölme hamleleri yaptıklarını da belirten Yılmaz, şöyle konuştu:

“Olağanüstü süreçlerin artırdığı güvenlik kaygısı toplumda ikilikler yaratan faktörler yaratabilir. 2015-2017 süreçlerinde de yakından gördüğümüz bu süreçler düşünüldüğünde toplumsal rızasını kaybetmeye başlayan iktidarın bu söylemlere sarılması olağanlaşıyor.

Ancak geldiğimiz nokta itibarıyla bugün ortaya konan bu söylemler halkı ikna etmekten uzak bir noktada. Daha çok iktidarın kendi kitlesini konsolide etme çabası olarak ortaya atılmış söylemler. Yani oransal olarak kafası karışmaya başlayan kendi kitlesinin yüzde 10’luk bir dilimine hitap eden bir söylem bu.

Çünkü 19 Mart’ta bu yana ülkede yaşananlar AKP kitlesi açısından da soru işaretleri oluşturdu. Toplumun yüzde 60’ından fazlası İmamoğlu’nun tutuklanmasını ve İBB’ye yönelik operasyonları siyasi operasyon olarak düşünüyor.

Dolayısıyla iktidarın ortaya attığı hikâyeye inanmıyorlar. Bu olağanüstü durumla da aslında Erdoğan, ‘Bakın İmamoğlu belediye döneminde başaramadı, biz birlik beraberliğimizi artıralım’ diyerek kendine liderlik atfetmeye çalışıyor. En geniş anlamıyla da bu söylemlerle topluma antidemokratik bir güvenlik kaygısı ekmeye çalışıyor.”