birgün

6° AÇIK

BİRGÜN PAZAR 03.10.2021 11:01

Bir arada olabilmenin dayanılmaz hafifliği/zorluğu: Dirlik Düzenlik

Dirlik Düzenlik 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ilk kez izleyici ile buluştu ve filmin Türkiye’deki festival yolculuğu ve farklı platformlarda gösterimleri devam ediyor.

Bir arada olabilmenin dayanılmaz hafifliği/zorluğu: Dirlik Düzenlik

Emine Uçar İlbuğa

Nesimi Yetik arabesk müzik tutkunu ve müzisyen olmayı hayal eden ancak yaşamını idame ettirebilmek için evlere temizliğe giden 30’lu yaşların sonuna gelmiş Metin’in hikâyesini yalın bir dille anlattığı Toz Ruhu (2014) filminden uzun bir süre sonra Betül Esener ile birlikte senaryosunu yazdığı Dirlik Düzenlik’i (2020) çekti. Bu kez yönetmen anne/baba ve çocuklardan oluşan toplumun en küçük birimi olan aile ve aile üyeleri arasındaki ilişkileri filmin ana teması yapıyor.

Dirlik Düzenlik 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ilk kez izleyici ile buluştu ve filmin Türkiye’deki festival yolculuğu ve farklı platformlarda gösterimleri devam ediyor. Ancak bağımsız filmlerin çoğu zaman sinema salonlarında gösterim olanaklarının olamaması ve daha çok festival koşullarında sınırlı sayıda izleyiciye ulaşabilmesi önemli bir sorun. Özellikle pandemi sürecinde film festivalleri kapsamında sınırlı mekanlarda ya da çevrimiçi ortamlarda filmlerin gösterimlerine olanak sağlansa da bu yeterli değil.


Annem Sinema Öğreniyor (2006) filminde özgün bir sinema dili yakalayan ve bunu Toz Ruhu (2014) filmiyle devam ettiren Nesimi Yetik Dirlik Düzenlik filminde aynı evde yaşayan, babalarını kaybetmiş, yaşlı bir anne ve iki kız kardeşin yaşamlarını sorunsallaştırıyor. Aile de her bir bireyin hayata ilişkin bakışları, beklentileri gibi aileye yüklediği anlamlar da farklı olabiliyor ve çoğu zaman birey olabilme, bağımsızlaşabilme, aileden ayrı kendi yaşamını kurabilmede aile bazen engel oluşturabiliyor bazen de destekleyici bir ortam sunabiliyor. Dirlik Düzenlik filminde küçük bir dairede birlikte yaşayan üç kadının sıkışmışlıkları, çatışmaları, dayanışmaları, kıskançlıkları, hayata ilişkin dayatmaları bir diğer ifadeyle “hem senle hem sensiz olamama” halleri, hayattan beklentileri ve duygusal gelgitleri oldukça vurucu bir şekilde ortaya konuluyor ve aynı zamanda izleyicilerin de kendi deneyimleriyle yüzleşmelerine olanak sağlanıyor.

Film hikâyesinden oyunculuğa, kurgusundan yapımcılığa uzanan bir yelpazede kadın filmi. Erkekler kadınların yaşamında ilişki düzeyinde ve çok kısa yer alırken, kadın bakışı üzerinden kadınları ve onların karmaşık iç dünyaları filmin merkezini oluşturuyor. Ayrıca alışık olunan klişe kadın tiplerinin dışına çıkılıyor; her bir karakterin çocukluktan başlayarak aile içinde birbirleriyle ilişkileri ve bu ilişkilerin onlarda bıraktığı izlerle yüzleşmelerine olanak tanınıyor. Bu yüzleşme boyunca film baştan sona bir aile trajedisi üzerinden ilerlemiyor bilakis gündelik yaşamda olduğu gibi sevincin, acının, travmaların, kırgınlıkların, affetmelerin yarattığı duygusal iniş çıkışlarıyla her bir karakterin duygusal dünyası gerçekçi bir dille izleyiciye sunuluyor.

Özellikle anne karakteri Dudu ile klişe bir yaşlı kadın tiplemesi yerine 80 yaşlarında, psikoloğu ile duygularını, düşüncelerini, kaygılarını rahatlıkla paylaşabilen, kızlarına evlenmek istediğini açıkça söyleyebilen, gerektiğinde geleceğinin garantisi olan eşinden kalan emeklilik maaşından vazgeçebilen, evlenmeyi düşündüğü kişiye açık açık beklentilerini dile getirebilen, güçlü ve zayıf yanlarıyla ete kemiğe bürünmüş gerçek bir kadın karakter ortaya konuluyor. Bir ayağı aksadığı için daha küçük yaşlardan itibaren anne ve babası gibi sosyal çevresinde de bu durumu her zaman sorun olarak görülen ve hep geleceğini garanti altına alması tembihlenen, güzel olmadığı sürekli yüzüne vurulan Hicran’ın karşısında sağlıklı ve daha güzel olduğu için ebeveynleri tarafından daha çok güvenilen ve sorumluluk verilen kız kardeşi Vildan ile çatışmalarının kaynağı da bu farklı tutum ve davranışlardan kaynak buluyor. Bir lisede öğretmen olan Hicran okulda, otobüste evde hep aksayan bacağı nedeniyle sorun yaşadıkça daha bir kırılgan ve olaylara tepkileri de bir o kadar sert oluyor. Hicran Arapça kökenli bir isim ve TDK’de “bir kimseden ya da bir yerden ayrılma, ayrılığın neden olduğu onulmaz acı” anlamına geliyor. Filmde Hicran’ın annesinin evliliğine karşı çıkmasında annesi evden giderse evin dirlik ve düzeninin bozulacağı yönündeki kaygısı daha fazla öne çıksa da aslında bu sert tutumunun temelinde yalnız kalma ve terk edilme korkusu yatıyor. Hicran’ın aksine Vildan annesi ve kız kardeşi ile iş ve sosyal çevresinde görünmekten utanan, ekonomik, sosyal, kültürel bağlamda kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışan, sınıf atlamak isteyen, evli bir erkekle yaşadığı sorunlu ilişkisi, evde kız kardeşi ile yaşadığı çatışmalarla hayal ettiği ve sürdürmek zorunda olduğu iki farklı dünya arasında gelgitli bir yaşam sürdürüyor.

Her iki kız kardeşin çekirdek bir ailede aynı ebeveynlerle yaşadıkları deneyimler ve geçmişe ilişkin belleklerinde kalan izler farklı. Her ikisi de birbirlerini nasıl ve nereden yaralayabileceklerini çok iyi biliyorlar ve geçmişe dayalı kırılgan ilişkileri de her an bugüne taşınıyor. Çocukken ve yetişkinliklerinde aile içinde iki kardeş arasında güç dengeleri de farklı. Dolayısıyla Hicran’ın ailesinin tutum ve davranışları nedeniyle hep geleceğini garanti altına alma çabası onu ekonomik olarak evde daha güçlü kılarken, Hicran’ın bu bağımsızlığı ve gücü elde edebilmesi için eğitimini yarıda bırakan ve bu nedenle istediği yaşamı elde edememiş olan Vildan’ın çatışmalarında bu özveri, yaralanmışlıklar ve her ikisinin de geçmişe ilişkin deneyimleri ve algılarındaki farklılık film boyunca temel sorun olarak öne çıkıyor.

Bütün bu tartışmaların yaşandığı ortamda artık sorunlarla baş edemeyen ve yaşamının son dönemlerinde huzurlu bir yaşam düşleyen, uzun yıllar eşinin çizdiği bir yaşamı sürdürmek zorunda kalmış, eşinden şiddet görmüş, sosyal ilişkileri kısıtlanmış bir kadın olarak Dudu iki kızının çatışmaları karşısında son yıllarını yeni bir ilişkiyle daha huzurlu yaşamayı hayal ediyor. ‘Antidepresanlar geçmişin izlerini ne kadar yok edebilir? Kızlar evlenip giderlerse ben ne yaparım? Yeni bir ilişki geleceğin garantisi olabilir mi?’ sorularıyla “Bundan sonra kendim için bir şey istiyorum” diyen annenin bu isteği Hicran’ın yaşadığı korku ve kaygılarla ne kadar gerçekleşebilir? Hicran’ın annesi ile mutfakta evlilik kararı üzerine yaptığı tartışmada anne rolünü üstlenmesi, sanki çocuğu ile konuşur gibi annesinin bu evlilik kararı ile yaşayabileceği sorunları içinde yaşadığı toplumun gerçekliği üzerinden örneklendirmesi, Vildan’ı ahlak, annesini gelecek kaygısı üzerinden kabuller ve öngörülerle eleştirerek aileyi bir arada tutabilme yönündeki çabası oyuncu Asiye Dinçsoy’un başarılı performansıyla filmin belki de en vurucu bölümlerinden birini oluşturuyor. Üç kadının evin sıkışmış ortamından uzaklaşarak birlikte deniz kıyısına gittikleri bölümde mekansal değişiklik, dalga sesleri arasında birbirlerini daha iyi anlayabildikleri, olayları ve yaşam deneyimlerini kendi pencerelerinin dışında izleyebildikleri bir empati ortamına da olanak sağlıyor. Dirlik Düzenlik alışık olunan bir yaklaşımla aileyi kutsamıyor, aksine bir kurum olarak ekonomik, psikolojik, toplumsal boyutuyla kutsanan bir ortamda ebeveyn ve çocuk ilişkileri, ebeveynlerin çocuklara karşı tutum ve davranışları, aile içinde yaşanılan şiddet ve çok çeşitli sorunların bu ortamda büyüyen çocuklar üzerindeki yetişkin olsalar bile ne denli etkili ve yaralayıcı izler bırakabildiğini gösteriyor. Aziz Nesin’in 1980’li yıllarda bir söyleşide vurguladığı gibi “bir kavrama ne kadar çok kutsal anlam yüklenirse orada o kadar çok sömürü vardır” sözü filmde hem kardeşler hem de anneleri arasındaki tartışmalarda daha bir açıklık kazanıyor. Nesimi Yetik ve Betül Esener’in senaryosunu birlikte yazdıkları, Nesimi Yetik’in yönetmenliğini, Betül Esener’in hem oyunculuğunu hem kurgu ve yapımcılığını üstlendiği bu filmde aile kurumunu tartışmaya açmaları, aile bireylerinin geçmiş deneyimleri gibi bugün ve geleceğe ilişkin kaygılarının dışa vurumu gibi zorlu bir konuyu ele almaları çok önemli. Ayrıca 2006’da Annem Sinema Öğreniyor filminden sonra bu kez uzun bir filmde yeniden kamera karşısına geçen Dudu Yetik’i de filmdeki başarısıyla kutlamak gerekiyor.