Bir dipsiz göl masalı
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL

Çok eski zamanlarda Dipsiz Göl dedikleri bir göl varmış. Gölün içinde Dipsiz Göl halkı yaşarmış. Bildiğiniz göl halkı işte; kimisi su içindeki akıntılarla sürüklenir, kimisi dip ve kıyıdaki kayalıkların, sert zeminlerin üzerine yapışarak yerleşik bir yaşam sürer, bir kısmı da dip çamurunda açtıkları oyukların içinde yaşarmış. Mevsimler, mevsimleri takip eder, durgun sular yerini çalkantılı sulara bırakır ve göl halkı her seferinde yeniden doğarmış. Yaz ayları durgun zamanlardır; gölde yaşayanlar, sabit sıcaklığa bağlı olarak su içinde oluşan tabakaların arasında sıkışıp kalırlarmış. Yaz ayları aynı zamanda yoksulluk zamanıdır. Tabakaların arasında sıkışıp kalan sadece göl halkları değildir, göllerin zenginliği olan maddelerin su içindeki dağılımı da tabakalar tarafından engellenir. Üst tabaka hava ile temasından dolayı oksijen bakımından zengin, besin maddelerince yoksuldur. En alt tabaka ise oksijen bakımından yoksul, ama organik kökenli maddeler gölün dibinde biriktiği için besin maddelerince zengindir. Dipsiz Göl halkı yaz aylarında durgun sulara katlanırmış, ardından baharın geleceğini bilirlermiş çünkü. Bahar çalkantılı suların zamanıdır, iklim koşullarına bağlı olarak tabakalar bozulur ve göl halkı oksijene ve besin maddelerine aynı anda kavuştuklarında şenlik zamanı başlarmış.

Mevsimler mevsimleri, durgun sular çalkantılı suları izlerken, bir yaz günü başını sudan çıkaranlar, gölün hemen kıyısında, karada inşa edilmiş muhteşem bir saray ve sarayın penceresinde bir hükümdar gördüler. Hükümdar onlara, kendisine itaat ettikleri takdirde suya, suyu devindiren kuvvetlere inanan göl halkını yaşadıkları yanılsamadan kurtaracağını söyledi. Dediğine göre hakikat göklerdeymiş ve kudretini göklerden aldığını iddia eden hükümdar, göl halkını yaşadığı sefil hayattan kurtarma sözü verdi. Ve kendisini dinleyenler, hükümdarın sözlerini suyun içinde yaydılar. Sözleri, dipte çamurun içinde yaşayanlara kadar ulaştı. En çok da onlar inandı. Hükümdardan haber beklemeye koyuldular. Başını sudan çıkaranlar, hükümdarın mevsim değişimlerini yasakladığını ve bundan böyle gölde hep yaz mevsimi yaşanacağını duyurdular göl halkına. Yaz, durgun suların, tabakalaşmanın zamanı. Ve böylelikle göldeki hiyerarşik yapı kalıcılaşmıştı. Ama çok geçmeden durgun sular daha da kokuşmaya başladı. Eski güzel günleri hatırlayanlar, baharı beklemeye başladı ama nafile. Bahar yasaklanmıştı.

HÜKÜMDARIN DERDİ BAŞKA

Başını sudan çıkaranlar, suya her geri döndüklerinde hükümdarın sözlerini taşıyorlardı göl halkına. Dediğine göre göl çürümüş bir hayattır, bir yanılsamadır ve bu yanılsamadan kurtulmak için öte dünyadaki, göklerdeki hakikate, yani hükümdara boyun eğmeleri ve şükretmeleri gerekecekti. Şükredenler, kokuşan gölde yaşamayı kabullendiler ve itaatkâr bir hayat sürdükleri takdirde özledikleri mutluluğa ölümden sonra kavuşacaklarına inandılar. Hükümdarın derdi başkaydı; onun için Dipsiz Göl, dipsiz zenginlik demekti. Gölün ekonomik değerlerini canlı ve cansız kaynaklar olarak listeledi önce. Başını sudan çıkaranlar, gölün kaynakları için çalışanlara hükümdarın çok para vereceğini söylediler. Artık göl bir kaynak deposuydu; gölde yaşayanlar bile birbirlerine kaynak gözüyle bakıyordu. Ve göl halkı birbirini pazarlamaya başladı; balıklar, yengeçleri; yengeçler su bitkilerini vb.

BİR ÇAMUR YIĞINI

Ve başını sudan çıkaranlar, hükümdarın göl için bir mega proje hazırladığını duyurduklarında gölde bir sevinç dalgası yayıldı. Gölün dibinde Romalılardan kalma çok değerli bir hazine varmış ve bu hazine çıkarılacakmış. Gölde ekonomik sıkıntılar baş gösterdiği ve işsizler çoğaldığı için göl halkının neredeyse tamamı bu projede çalışmak üzere baş vurdu. Önce suların boşaltılması gerekiyordu. Sular tamamen boşaltıldığında su içinde yaşayanların öldükleri fark edildi. Dip çamurunda yaşayanlar, gölün dibini kazma işini sürdürdüler. Dipsiz Göl’ün dibine ulaşıldığında gölden geriye bir çukur ve çukurun kenarında yükselen bir çamur yığını kalmıştı. Şimdi Dipsiz Göl boş gözlerle bize bakıyor; Dipsiz Göl halkı ise çukurun hemen yanı başında yükselen atıkların içinde cansız yatıyor. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.