Bir gecede dilsiz kaldık!
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

AKP’li Cumhurbaşkanı, iç politikada sıkışınca gündem değiştirip Cumhuriyetle uğraşmayı seviyor! İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener doğru söylemiş: Erdoğan, işler ne zaman kötüye gitse, Atatürk’e, Cumhuriyete ve Cumhuriyet kazanımlarına sataşıp suni gündem yaratmaya çalışır.”

10 Kasım’daki konuşmasında yine aynı şeyi yaptı. Atatürk’ü över gibi başlayıp Cumhuriyetle Osmanlı’yı çatıştırdı. Çakma tarihçilerin yalan yanlış bilgilerine dayanarak “Osmanlı’da şöyle ileriydik, böyle başarılıydık” diye övünüp durdu!

Erdoğan’ın hedefinde bu kez “Harf Devrimi” vardı. Latin harflerinin kabulünü eleştirirken ağızlarda sakız olmuş bir klişeyi yineledi. "Harf devrimi ile her şey sıfırlandı” diyerek Arap harflerine, Osmanlıcaya özlemini dillendirdi…

“Bir gecede cahilleştik” nakaratı, Latin abecesine karşı olanların beylik söylemidir.

Erdoğan’a göre, Osmanlı’da okuryazarlık oranı yüksekmiş! Ama “Harf devrimi ile her şey sıfırlandığı için ülkemiz okuma yazma oranının çok düşük olduğu bir dönem yaşamış. Bunun suçunu Osmanlı’ya yüklemek bühtandır."

Sanırsınız, Harf Devrimi’nden önce “Osmanlı ahalisi”, sular seller gibi Osmanlıca yazıp konuşuyormuş!

Oysa gerçekler bambaşka! 1927’de yapılan nüfus sayımına göre, ülkede erkeklerin 12.99’u okuma yazma bilirken, bu oran kadınlarda yalnızca yüzde 3.67 düzeyindeydi. Okuma yazma bilen erkekler ise daha çok askerler, bürokratlar, devlet memurlarıydı. Saray çevresindeki bu azınlık dışında kalan halkın ezici çoğunluğu “ümmi” idi.

Bunların okuryazarlıktan anladıkları, yalnızca “mezar taşı okumak”!

Osmanlıda alfabeyi yemiş yutmuş halkımız, “kitabe-i seng-i mezar” uzmanıymış meğer! Akşam sabah gömütlüklere koşup dedelerinin mezar taşlarını okuyorlarmış!

“Millet bir gecede dilsiz kaldı” diyenler yalan söylüyor! 1928’deki harf devrimi ile dilimiz değil abecemiz değişti!

* * *

1928’deki değişiklikle tüm yurtta okuma yazma seferberliği başlatıldı. Yeni harfler, Başöğretmen Mustafa Kemal’in önderliğindeki Millet Mektepleri’nde halka kısa sürede öğretildi. Bu çabalar sonucu, harf devriminden on yıl sonra ülkede okuma yazma oranı yüzde 20’ye yükseldi.

"Cumhuriyetimizi, Osmanlı'dan kurtarabildiğimiz miras üzerinde kurduk. Kök olmazsa, ağaç olur mu?” diye soruyor Erdoğan.

Ona göre “tarihimiz” Osmanlı’yla başlayıp Osmanlı’yla bitiyor. “Ecdat” deyince bir tek Osmanlı geliyor aklına! Türklerin daha önce bir tarihi olmamış! Varsa yoksa Osmanlı!

Bütün bunlar, Cumhuriyet Devrimi’ne şaşı bakışın göstergeleridir.

Oysa bizler, bu topraklarda yaşamış bütün halkları ve uygarlıkları kendi tarihimizin parçası sayan bir tarih bilinciyle yetiştik.

10 Kasım konuşmasında, “Cumhuriyetimize en büyük katkıyı, başında bulunduğum hükümetler yapmıştır" diye buyurmuş Erdoğan.

Bunun nasıl bir “katkı” olduğunu halkımız biliyor. Bir “devrim yasası” olmasına karşın Eğitim Birliği’ni rafa kaldırarak, laik eğitimin içini boşaltarak, okulları imam hatipleştirerek, bilimi dışlayarak, Diyanet’i devletin en üst kurumu yaparak, Ulusal bayramların kutlanmasını engelleyip Atatürk anıtlarına çelenk koymayı bile yasaklayarak yaptınız bu “katkı”yı! Hani ne derler, sizden katkı falan istediğimiz yok; gölge etmeyin yeter!

* * *

HAFTANIN NOTU

MÜMTAZ SOYSAL'A VEDA

1961 Anayasası'nın ve Yön bildirisinin mimarlarındandı. 12 Mart döneminde ülkede yaşanan toplumsal tedirginliğe tanı koymuş, "Güzel Huzursuzluk" demişti. İlk "Balyoz Harekâtı"nda onlarca aydınla birlikte tutuklandı, Mamak Cezaevi’nde hapis yattı. Devrimci, toplumcu, kamucuydu; özelleştirmelere karşı ardıcıl hukuk savaşı verdi. Ne yazık ki yağmayı önleyemedi.

Mümtaz Hoca, siyasal tutarlılıktan ve onurlu aydın tavrından ödün vermeden yaşadı. Yıldızlar yoldaşı olsun...