Bir insan ancak bu kadar güzel kaybedebilirdi: Bir daha çal Roger…
Birgün Birgün Birgün Birgün
Gençliğini 21. yüzyıl Türkiyesi’nde yaşayan sporseverler için Federer-Nadal-Djokovic rekabeti oldukça tatmin edici bir teselli ikramiyesi. 2003’ten beri bu üçlünün grand slam’lere koyduğu ambargo, “Yıl olmuş 2019, hâlâ mı Federer-Nadal maçı” türünden esprilerin yapılmasına neden oluyor. Pazar günü Novak Djokovic’in şampiyonluğuyla sona eren Wimbledon 2019 da yine efsane trionun başrolünde olduğu müthiş bir resital sundu. Roger […]

Gençliğini 21. yüzyıl Türkiyesi’nde yaşayan sporseverler için Federer-Nadal-Djokovic rekabeti oldukça tatmin edici bir teselli ikramiyesi. 2003’ten beri bu üçlünün grand slam’lere koyduğu ambargo, “Yıl olmuş 2019, hâlâ mı Federer-Nadal maçı” türünden esprilerin yapılmasına neden oluyor. Pazar günü Novak Djokovic’in şampiyonluğuyla sona eren Wimbledon 2019 da yine efsane trionun başrolünde olduğu müthiş bir resital sundu.

Roger Federer 9’uncu, Novak Djokovic ise 5’inci kez Wimbledon şampiyonu olmak için Merkez Kort’a çıkıyordu. Aralarındaki 15 grand slam düellosunun 9’undan Djokovic, 6’sından Federer galibiyetle ayrılmıştı. İkili daha önce aynı şampiyonada 2014 ve 2015 finallerinde karşı karşıya gelmiş, ikisinde de gülen taraf Djokovic olmuştu. Geçen yılın Wimbledon şampiyonu olan ve son 4 grand slam’in 3’ünü kazanmayı başaran dünya 1 numarası Sırp raket, ‘Ekselansları’ karşısında maçın favorisi olarak gösteriliyordu.

YİNE REKOR PEŞİNDEYDİ

Bu turnuvada en fazla mutlu sona ulaşan erkek tenisçi olan Roger Federer ise hem şampiyonluk sayısını 9’a yükseltip rakipleriyle arayı açmak hem de “Wimbledon’ın en yaşlı şampiyonu” apoletini omzuna takmak istiyordu. 37 yaşından 340 gün alan Federer, şampiyonluk sayısını 9’a çıkarması durumunda turnuvayı en fazla kazanan tenisçi Martina Navratilova’nın rekorunu da egale edecekti.

Herhalde beklentileri karşılama konusunda en güvenilir spor dallarından biri tenistir. Eğer ortada iki büyük isim varsa, kötü tenis izleme ihtimaliniz neredeyse sıfırdır. Bu, Wimbledon’da yine kanıtlandı. Djokovic-Federer finali, yarı finaldeki Nadal-Federer düellosundaki gibi tenisseverlerin beklentilerini boşa çıkarmadı. Birçok otoriteye göre tarihin en iyi hücumcusuyla (Federer) tarihin en iyi return’cüsünü (Djokovic) karşı karşıya getiren müsabaka, 4 saat 57 dakikalık süresiyle Wimbledon tarihinin en uzun finali olurken; merkez kort, usta raketlerin tüm hünerlerini sergilediği bir performans sahnesi gibiydi.

Servislerin kırılmadığı ilk set tiebreak’e gitti. Nitekim Djokovic maç boyunca hiçbir seti break avantajıyla kapatamayacak, hatta 4’üncü setin sonuna kadar servis kırma şansı bile yakalayamayacaktı. Ancak dünya 1 numarası tiebreak’te Federer’e 7-5’le üstünlük kuruyor ve ilk seti kazanmanın moraliyle sandalyesine oturuyordu.

Maç başlamadan önce genel kanı, Djokovic’in aralarındaki yaş farkı (6) nedeniyle rakibinden fiziksel anlamda daha avantajlı olduğu ve bu dezavantajın maçın sonlarına doğru Federer’in aleyhine işleyeceğiydi. İlk seti Djokovic kazandığına göre, bu Federer için tehlike demekti. Ancak Ekselansları’nın başka planları vardı.

İkinci set sona erdiğinde tabeladaki skora şaşırmamak imkânsızdı. Federer adeta solo atıyor ve seti 6-1 gibi ezici bir üstünlükle tamamlıyordu. İstatistiklerde de rakibine bariz bir üstünlük kurmuştu. Alınan puanlarda 12’ye 26 gibi dev bir fark yaratmış, 3 kez de servis kırma başarısı göstermişti.

Üçüncü set, ilk setin kopyası gibiydi. Djokovic tiebreak’te bu kez 7-4’le gülüyor ve setlerde 2-1 öne geçiyordu. Fakat üçüncü set istatistiğinin pek çok kaleminde yine Federer’den gerideydi. 2 set kazanmasına rağmen hâlâ bir servis kırma şansı bile bulamamıştı. Hem kazanılan toplam puanlarda (36-37) hem de winner’larda (9-13) mağluptu. Setin şifresi ise basit hatalarda gizliydi. Kendi servis oyunlarını alan Djokovic, Federer’in 12 basit hatasına karşılık 7 basit hata yapmış ve bu küçük farkı tie break’te lehine kullanmayı bilmişti.

Dördüncü sette yine Federer rüzgârı vardı. Djokovic’i 6-4’le geçen ve skoru 2-2’ye getiren İsviçreli raket, rakibine ilk kez servis kırma fırsatı verip servisini kırdırmasına rağmen, yakaladığı 2 servis kırma şansını da değerlendirerek maça beraberliği getiriyordu. Şimdi sıra final setine gelmiş, tribünlerdeki heyecan ve keyif had safhaya çıkmıştı.

Wimbledon’da bu yıl ilk kez uygulanan kural uyarınca, final setinin tiebreak’e gitmesi için oyunların 12-12’ye kadar uzaması gerekiyordu. Elbette kortta iki efsane olunca bu hiç de zor değildi.

İKİ KEZ GELEN BÜYÜK FIRSAT

Gerilimin doruğa çıktığı bu epik hikâyenin finalinde unutulmaz anlardan biri, Federer 8-7 öndeyken cereyan ediyor; Ekselansları servis kırdıktan sonra kendi servis oyununda iki şampiyonluk puanı yakalıyordu. Ancak pek çok oyuncunun heyecandan bayılabileceği yerde biyonik adam Djokovic hiç sallanmıyor, o kritik passing shot’u atarken eli bile titremiyordu. Sırp tenisçi, oyunun sonunda break’i geri alarak rakibini boynu bükük şekilde sandalyesine uğurluyordu. Devamında skor 12-12’ye geliyor ve kurallar gereği tie break yolu tutuluyordu. Maçın üçüncü tie break’inde de Djokovic, daha öncekilerde olduğu gibi Federer’e üstünlük (7-3) sağlamayı başarıyor, böylece bu olağanüstü resital, Wimbledon koleksiyoncusu için dramatik bir şekilde sona eriyordu.

Federer oyun olarak mağlubiyeti hak etmedi. Her sette minimum 6 oyun almayı başardı. Rakibine hiçbir sette break avantajı vermedi. Toplam kazanılan oyunlarda 32’ye 36, alınan puanlarda ise 204’e 218 öndeydi. Kat edilen mesafede bile, ki kendisinden 6 yaş küçük olan Djokovic’in daha hareketli olması bekleniyordu, rakibinin üstüne çıkmıştı. Dördüncü sete kadar dünya 1 numarasına servis kırma şansı dahi tanımadı.

DJOKOVİC’İN BÜYÜK USTALIĞI

Ekselansları’nın geride olduğu tek konu basit hatalardı. Aslında bu maçtan önce beklenen bir durumdu. Hücum oyuncusu olan Federer’in, savunma merkezli bir kurgusu olan Djokovic’e göre daha fazla basit hata yapması eşyanın tabiatı gereğiydi. Ancak Djokovic’in ustalığı, bu küçük detayı tie break’lerde büyük bir avantaja dönüştürdü.

Bununla birlikte ayağına gelen iki şampiyonluk puanını israf etmesi ve elbette ki Djokovic’in büyük puanları oynama konusundaki radikal başarısı, Federer’in dördüncü kez Wimbledon ikinciliğiyle yetinmesine neden oldu. 32 yaşındaki Djokovic ise 5’inci Wimbledon, 16’ncı grand slam şampiyonluğuna uzandı. Böylece şampiyonluk sayıları konusunda farkı Nadal ile 2’ye, Federer ile 4’e indirdi.

Hakkını vermek lazım; Djokovic’in Federer gibi çizgi dışı bir tenisçi karşısında iki şampiyonluk puanını çevirip kupayı kaldırması, bırakın her tenisçiyi her efsanenin bile harcı değil. Ama Federer’in finaldeki büyüleyici oyununun tenis severlere unutamayacakları bir tecrübe daha yaşattığı özellikle vurgulanmalı. Kurguladığı o zeka dolu rallileri, file önündeki estetik voleleri ve Djokovic gibi bir savunmacıyı bile çaresiz bırakacak mükemmellikteki drop shot’ları kesitler halinde British Museum’da sergilemek gerekir. Evet, bir insan ancak bu kadar güzel kaybedebilirdi. Bunu da Roger Federer başardı. Maç sonundaki o kederli duruşu, şüphesiz spor tarihinin en ikonik anlarından biriydi.

ARTIK SON DEMLERİ

Kariyerinin sonlarına yaklaşan Federer’i daha ne kadar kortlarda izleyebileceğimizi bilmiyoruz. Onun yeteneğinden mahrum kalmak, tenis için bir devrin sonu demek. Yaşayan efsaneyi son demlerinde izlerken, her maçın sonunda akıllara Casablanca filminin o meşhur “Bir daha çal Sam” repliği geliyor. Bir daha çal Roger; en azından son birkaç kez daha…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız