Bir kuşağın peşinde
Tuğçe Tatari, ‘Gençler Nereye’ adlı kitabında bugünün gençlerinin ekonomi, kimlik, gelecek ve “kendin olabilme” mücadelesini görünür hale getiriyor.

Özge DOĞAR
Gençlik üzerine konuşurken çoğu zaman soyut tanımlara, kolay genellemelere sığınıyoruz. Oysa Tuğçe Tatari, Literatür Yayınları arasından çıkan ‘Gençler Nereye’ kitabında bu alışkanlığı bilinçli olarak reddediyor; gençliği bir istatistik ya da tek bir kimlik olarak değil, tek tek hayatlar, kırılmalar ve gerçek deneyimler üzerinden ele alıyor. Kaygıdan doğan bir merakla yola çıkan bu çalışma, bugünün gençlerinin ekonomi, kimlik, gelecek ve “kendin olabilme” mücadelesini görünür kılıyor. Bu röportaj, ‘Gençler Nereye’nin açtığı soruları derinleştirirken, gençlerin sesini duymaya cesaret eden bir yerden bakmayı öneriyor.
Gençler nereye?” sorusu daha çok bir merak mı, bir kaygı mı, yoksa bir itiraz mı?
Önce kaygı sonra o kaygının yarattığı bir merak diyebilirim.
Yazarken “Bunu mutlaka yazmalıyım” dediğiniz ama aynı zamanda en çok tereddüt ettiğiniz bir an oldu mu?
Uyuşturucu bağımlısı olup bu bağımlılıktan kurtulma evresindeki gençlerin anlattıklarını çok önemsedim ve etkilendim doğrusu. Ama bir süre karar veremedim kitapta yer alıp almaması gerektiğine. Fakat anlattıkları bakımından önemli olduğuna karar verdim ve kitapta yer aldılar.
Bu kitabı okurken “tek bir gençlik yok” diye düşündüm…
Elbette öyle. Herkes gibi onlar da tek ve biricik. Bir anketin tek soruluk unsuru olmaktan çıkarttığınızda, gerçek bir sohbete girdiğinizde bunu daha iyi anlıyorsunuz.
“Gençler, kendileri olmaktan korkuyor.” Kitapta beni en çok sarsan cümle buydu. Gençler bugün neden kendileri olmaktan korkuyor?
Bu korku daha çok nereden besleniyor? Bugünün en büyük sorunu ekonomi. Kendi olan aç kalır gibi bir algı var gençlerde. Hayalinin peşinden gitmek ve hatta hayal kurmak bile açlık sebebi. Gençlerin çoğu okuyacağı bölümü bile aç kalmamak, iş bulabilmek, mümkünse kamuya kapak atabilmek doğrultusunda seçim yapıyor. Bu ortamda kendin olabilmen imkânsız. Hele lgbti+ bir bireysen yaşamın için, güvenliğin için bile kendin olmaktan vazgeçmek zorundasın çoğu zaman.
Gençlerdeki yaşam hakkı eşitsizliği neden bu kadar derinleşti?
Bu çalışmayı geçen senelerde yapsak büyük ihtimalle gençlerin en temel ihtiyaçları adalet, ifade özgürlüğü, kimliğini açık yaşama hakkı vb olacaktı. Fakat şimdi ekonomi hepsinin üzerinde. Parası olan ve olmayan arasındaki fırsat eşitliği uçurumu kadar derin yaşam hakkı eşitsizliği!
Bu kitabı 10 yıl sonra tekrar okuduğumuzda, bugüne kıyasla neyin değişmiş olmasını umuyorsunuz?
O kadar çok şey sayabilirim ki. Gençlerini önemseyen bir ülkeye dönüşmek herhalde ilk sırada yer alır. Gençleri ucuz ve genç iş gücü olarak görmekten sıyrılan onları rengârenk ve yaratıcı birer zihin olarak gören siyasetçiler lazım bize. Okulların, olanakların ve her tür hakkın eşitlendiği politikalar, gençleri anlayacak ve yollarına ışık olacak ebeveynler ve yetişkinler lazım bize.


