Bir maceranın özeti: Elde var IŞİD
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI
‘Suriye iç meselemiz’ denilerek Emevi Camii’nde namaz kılma rüyaları görmekle başlayan hikâye bataklığa dönüştü ve sekiz yılın sonunda ‘Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyoruz’a evrildi. Soçi’den Washington’a küresel güç merkezlerinden medet umulurken, iflas eden maceracı politikalar ağır bir faturaya yol açtı.

Her şey aslında bundan sekiz yıl önce siyasal İslamcı iktidarın Arap Baharı’nın yarattığı türbülansı fırsata çevirmek istemesiyle başladı. ABD emperyalizminin bölgeye nizam vermek için araçsallaştırdığı Arap Baharı bölgeyi kavururken, hedef alınan ülkelerden birisi de Suriye’ydi. Amaç, Müslüman Kardeşler üzerinden bölgede bir İhvan kuşağı yaratılmasıydı. Bir süredir “stratejik derinlik” adı altında neo Osmanlıcı hayaller peşinde koşan AKP iktidarı için bu emellerin pratiğe dökülmesi için Suriye bulunmaz bir fırsattı.

Tunus, Mısır, Yemen ve Libya’daki iktidar değişiklikleri yeni Osmanlıcıların ağzını sulandırırken, Suriye’nin de benzer bir müdahale ile kısa sürede dönüştürüleceği varsayılıyordu. ABD, Batılı güç merkezleri ve Körfez monarşileriyle birlikte Suriye’ye rejim ihracı için 15 Mart 2011 tarihi bir milat oldu. Ülkenin güneyindeki Dera kentinde başlayan olaylar sonrasında kısa bir süre öncesine kadar bölge ülkelerine örnek gösterilen, “kardeş” denilerek birlikte ortak tatiller yapılan, ortak kabine toplantıları düzenlenen Esad yönetimi hedefe oturtuldu. O tarihten bu yana ABD emperyalizmi ile birlikte Suriye’deki çatışmalar her yönüyle kışkırtıldı. Muhaliflerin hem askeri hem de siyasi kanadı bilfiil desteklendi.

Dera’dan başlayan ardında da bütün ülkeye yayılan olaylar üzerinden Esad yönetimi alaşağı edilmeye çalışılırken, derinleşen çatışmalarla birlikte ilk günden itibaren soruna da doğrudan müdahil olundu. “NATO’nun Libya’da ne işi var” deyip, bir haftada büyük bir “u dönüşü” ile askeri müdahaleye ortak olan AKP iktidarı, Suriye’de de hızlı bir manevra yaparak “kardeş” Esad’ı “Esed”leştirerek, Suriye yönetimini düşman ilan etti.

Kardeş Esad’dan Esad’ın ayrılmasına, rejim ihracı için cihatçıların desteklenmesinden Kürtlerin “kırmızı çizgi” ilan edilmesine sekiz yıldır süren kriz boyunca büyük gelgitler yaşadı.

SEKİZ YIL SONRA EN BAŞA DÖNÜLDÜ

Çatışmaların ilerleyen seyri içerisinde Rusya-İran destekli Şam yönetiminin devrilemeyeceği kabullenildi. Esad’ın gitmesini öncelikleri arasından çıkaran, Fırat’ın doğusuna ağırlık vererek Kürtlerle iş tutmaya başlayan ABD yönetiminin manevrası AKP rejimini boşa düşürdü. SDG/YPG ile işbirliğini ilerleten ABD’nin yeni stratejisi Ankara ile aradaki makası daha da açarken, Kürtlerin kazanımlarını “kırmızı çizgi” ilan eden Türkiye Moskova’ya yanaşarak ABD’yi dengeleme arayışına girdi. Bu süre zarfında AKP’nin de öncelikli hedefi Esad’ın gitmesinden Kürtlerin kazanım elde etmemesine evirildi.

Belirli aralıklarla gerçekleştirilen üç askeri harekât ile Suriye topraklarında tampon bölgeler oluşturan AKP hükümeti, ülkeyi maceradan maceraya sürüklerken, sürecin sonunda elde milyonlarca sığınmacı, binlerce IŞİD militanı ve harap olmuş bir komşu ülke ile baş başa kaldı. Ve sekiz yıllık acı maceranın sonunda “rejim ihracı”ndan Suriye’nin “toprak bütünlüğü”nü savunmaya dönülmüş oldu.

SOÇİ'DEN CENEVRE'YE, ASTANA'DAN WASHİNGTON'A PAY KAPMA ARAYIŞI

2012 yılında Türkiye’ye ait bir keşif uçağının Suriye ordusu tarafından vurulup düşürülmesinin ardından angajman kurallarını değiştiren Türkiye, 24 Kasım 2015 tarihinde bir Rus savaş uçağını düşürdü. Bu olay bir dönüm noktası oldu. 30 Eylül 2015’te savaşa bizzat dâhil olan Rusya sahadaki dengeleri değiştirirken, düşürülen uçak vakasını da kullanarak ABD’nin Suriye Kürtleri ile geliştirdiği ilişkiden rahatsız olan Türkiye’yi yavaş yavaş kendi rotasına çekmeyi başardı. Bu hamle Moskova’yı Suriye krizi konusunda daha fazla söz sahibi yaparken Türkiye’yi de ABD’den adım adım uzaklaştırarak Rusya’ya yanaştırdı. Bunda ABD’nin IŞİD’le mücadele kapsamında YPG sonrasında da SDG’ye verdiği desteği artırması da etkili oldu. Aralık 2016’da Rusya’nın Ankara büyükelçisi Andrey Karlov’un öldürülmesi de bu yakınlaşmayı engelleyemedi. Aralık 2016 sonlarında Moskova’da Türkiye, Rusya ve İran arasında ilan edilen Halep ateşkesi ve sonrasındaki deklarasyon işbirliğini daha da güçlendirdi. Moskova deklarasyonuyla altyapısı oluşturulan Astana süreci de böylece başlamış oldu. Astana görüşmeleri Ocak 2017’de Türkiye, Rusya ve İran’ın katılımıyla resmen başladı.

REJİM İHRACINDAN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNE

Soçi görüşmeleri Astana sürecinin bir parçası. İdlib krizinin nüksetmesi sonrasında Astana sürecinin garantör ülkeleri olan Rusya, Türkiye ve İran’ın Soçi’de bir araya gelmesiyle temeli atılan buluşma serisinin sonuncusunda Erdoğan ile Putin dün bir kez daha bir araya geldi. AKP hükümetinin iflas eden politikaları ülkeyi her geçen gün daha fazla Suriye bataklığına saplarken, rejim değiştirme hevesiyle çıkılan yolda Esad’ın görevde kalacağı genel kabul görürken, Şam yönetimi ile görüşmelere de başlandı. Erdoğan 15 Ekim tarihinde Azerbaycan dönüşünde Menbiç’e Suriye ordusunun girmesinin olumsuz olmadığını, buraların Suriye toprakları olduğunu söyledi. Erdoğan benzer bir açıklamayı dün gittiği Soçi’de de yaptı. “Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyoruz” diyen Erdoğan, “Barış Pınarı Harekâtı” ile Suriye’nin kuzeyinde bir “terör devleti” kurulmasına engel olduğunu iddia ederek, “Böyle bir terör devletinin kurulmasına biz Türkiye olarak izin mi verelim? Bu atılan adımların tamamı Suriye’nin bölünmesi demek. Biz Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyoruz” dedi.

ÜLKEYE AĞIR FATURA

2011’den beri yürütülen politikaların Türkiye’ye faturası oldukça ağır oldu;

  • Yakılan, yıkılan harap bir komşu ülke
  • 4 milyona yakın sığınmacı
  • Sınırda on binlerce IŞİD ve El Kaide militanı
  • Çeşitli cihatçı gruplardan oluşan binlerce üyeli ÖSO ile resmi ittifak
  • IŞİD başta olmak üzere El Nusra, HTŞ, Ahraruş Şam gibi çeşitli cihatçı örgütlere katılıp dönen binlerce Türkiye vatandaşı
  • Bölge ülkeleri ile enkaz haline gelmiş ilişkiler
  • Çatışmaların yarattığı boşluktan yararlanarak birer önemli aktöre dönüşen Kürtlerin siyasal kazanımlarına karşı peş peşe yapılan askeri harekâtlar ile komşu bir ülkenin topraklarına fiili bir yapılanma oluşturma.

TÜRKİYE'NİN ASKERİ OPERASYONLARI

24 Ağustos 2016:

Fırat Kalkanı Harekâtı
TSK 24 Ağustos 2016’da Özgür Suriye Ordusu ile birlikte Fırat Kalkanı Harekâtı’nı başlattı. 29 Mart 2017’de tamamlandırılan harekât ile Cerablus’tan Azez’e kadar olan bölge kontrol altına alındı. “Kürt kantonları” arasındaki fiziki bağlantıyı kopardı.

20 Ocak 2018:

Zeytin Dalı Harekâtı
Bir yıl sonra ise 20 Ocak 2018’de Zeytin Dalı Harekâtı ile Kürtlerin Temmuz 2012’de özerklik ilan ettiği Afrin kantonuna girildi. 58 gün süren harekât sonrasında 18 Mart’ta operasyon fiili olarak sonlandırıldı.

9 Ekim 2019:

Barış Pınarı Harekâtı
Bir yıl sonra ise bu kez de Fırat’ın doğusuna yönelik askeri harekât başlatıldı. TSK’nin adını Suriye Milli Ordusu olarak değiştiren ÖSO ile birlikte gerçekleştirdiği operasyonun sekizinci gününde ABD ile varılan uzlaşma gereği beş günlük ateşkes ilan edildi.

SÖYLEMLERLE KRONOLOJİ

AKP iktidarının sekiz yıllık Suriye politikalarının gelgitlerinin satır başları yaşanan süreci özetliyor…

15 Mart 2011: Kardeş Esad’dan düşman Esed’e
İlk gösterilerin hemen ardından Erdoğan bir dönem yakın dostu olan, birlikte ailecek tatiller yaptığı “kardeş” Esad’ı halkın taleplerini karşılayacak reformlar yapmaya çağırdı, zamanla söylemlerini de tepkisini de sertleştirdi. Çatışmalar yayıldıkça AKP’nin soruna müdahilliği de arttı.

Nisan 2011: Muhalifler beş yıldızlı otellerde ağırlandı
Mart ayında başlayan olaylardan kısa bir süre sonra kol kanat gerilen Suriyeli muhalifler ülkenin muhtelif kentlerindeki beş yıldızlı otellerde ağırlandı. İstanbul, Hatay, Antalya, Antep ve Urfa’da çok sayıda toplantı organize edildi. Muhaliflerin Şam yönetimine karşı birleşmesi, ortak hareket etmesi için çalışıldı.

Haziran 2011: ÖSO Hatay’da kuruldu
Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) mensuplarının Türkiye’de yapılanmasına ön ayak olundu. ÖSO, ana üssünü Suriye sınırındaki Hatay olarak duyurdu. ÖSO bir ay sonra Temmuz sonlarında bir video ile kuruluşunu resmen ilan etti. Lojistik destek verilen ÖSO mensuplarının Türkiye sınırından Suriye’ye geçişine de izin verildi. Muhaliflerin askeri kanadı kuruluşundan itibaren Türkiye ve ABD tarafından desteklendi. 28 Ekim 2014 tarihinde Davutoğlu, ÖSO’yu kurduklarını “Suriye için bütünlüklü bir stratejiye ihtiyacımız var. Birincisi ılımlı Suriye güçlerine yani ÖSO’ya yardım edilmeli; donatılmalı ve eğitim desteği verilmeli” sözleriyle itiraf ederken, Erdoğan da 5 Aralık 2017 tarihinde “Ey Amerika, Özgür Suriye Ordusu’nu sizinle kurduk” diyecekti.

Ağustos 2011: Suriye İç Meselemiz, Gereğini Yapacağız
ÖSO’nun kuruluşundan bir ay sonra 7 Ağustos 2011’de dönemin başbakanı Erdoğan, “Suriye bizim iç meselemizdir. Sabrın sonuna geldik” diyecekti. Bir yıl boyunca Erdoğan’ın ifade ettiği “gerekliliğin” hayata geçirilmesi için çalışıldı. Siyasi, ekonomik, lojistik her türlü olanak seferber edildi.

Ağustos 2012: Emevi Camisi’nde namaz kılacağız
Bir yıl sonra, 5 Ağustos 2012’de dönemin Başbakanı Erdoğan AKP Genel Merkezi’nde yaptığı konuşmada, “İnşallah en kısa zamanda Şam’a gidecek, Selahaddin Eyyubi’nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emevi Camisi’nde namazımızı da kılacağız. Bilali Habeşi’nin, İbn-i Arabi’nin türbesinde, Süleymaniye Külliyesi’nde, Hicaz Demiryolu İstasyonu’nda kardeşliğimiz için özgürce dua edeceğiz. O gün de yakın” diyecekti.

Aralık 2014: Eğit-Donat cihatçı yap
Proje bazında 2014 yılı Aralık ayında başlayan “eğit-donat” projesi 8 Mayıs 2015 tarihinde resmen devreye girdi. Projenin Ürdün ile birlikte iki ayağından birisi de Türkiye’ydi. Kırşehir Hirfanlı’da kurulan kamplarda yüzlerce cihatçı eğitilerek, Suriye’de savaşmak üzere bu ülkeye gönderildi. ÖSO bünyesindeki çok sayıda gruba mensup cihatçı belirli aralıklarla eğitildi. Ankara’nın ABD ile ortak projesi olan eğit-donat programında Türkiye’de askeri eğitim verip silahlandırdığı ÖSO mensupları 2015 yılında Suriye’de savaşmaya başladı.

Haziran 2014: IŞİD öfkeli çocuklar
Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu 7 Ağustos 2014’te “IŞİD radikal, terörize gibi bir yapı olarak görülebilir ama katılanlar arasında Türkler, Araplar, Kürtler vardır. Oradaki yapı, daha önceki hoşnutsuzluklar, öfkeler büyük bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu” dedi. Davutoğlu daha sonra IŞİD için ‘öfkeli çocuklar’ ifadesini kullanmadığını söyledi.

Ağustos 2015: IŞİD NIetzsche’nin askerleri
Diyanet’in 18 Ağustos 2015’te yayımlanan “DAİŞ’in Temel Felsefesi ve Dini Referansları Raporu”, IŞİD “Ötekileştirilen gençlerin kurtuluş ideolojisi” olarak tanımlandı. Raporda, IŞİD ve benzeri örgütlerin nihilist (hiççi) eğilimli olduğu, bu tür anlayışların, ‘modernizmin şiddete dayanan ürünü’ olarak ortaya çıktığı savunuldu.