birgün

7° PARÇALI BULUTLU

BİRGÜN KİTAP 22.01.2021 07:47

Bir özgür seçim(sizlik) meselesi

Sophie Mackintosh’un Mavi Bilet’i, okuru özgür seçim hakkı, dostluk, aşk ve güven gibi farklı konularda düşünmeye çağıran, başarılı bir psikolojik gerilim olarak tavsiye edeceğim romanlar arasında.

Bir özgür seçim(sizlik) meselesi

PINAR ÜRETMEN

İlk romanı Su Kürü ile Booker Ödülü’ne aday gösterilen Sophie Mackintosh’un ikinci romanı Mavi Bilet, ekim ayında Can Yayınları etiketiyle ve Begüm Kovulmaz’ın başarılı çevirisiyle yayımlandı. İlk romanında -baba kız ilişkileri üzerinden- modern dünyada kadın olma meselesine dokunmaya cesaret eden Mackintosh, Mavi Bilet’te de özgürlük ve annelik konularını odağa alıyor. “Hayatınızın yönü böyle belirlenir, yazılmış ve değiştirilemez bir şeye dönüşür. Bana ait olmayan bir nesne gibiydi hayatım, başka türlü olmasını dilemek en iyi olasılıkla bir yanılgıydı, en kötü olasılıkla hainlik.” Anneliği seçme hakkını kadınların elinden alan bir coğrafyanın ve zamanın anlatısı Mavi Bilet. Bu tanımlama, özgür seçim hakkının olmadığı ve kadının eril tahakküm altında kaldığı feminist distopyaları hatırlatsa da romanın türü hakkında, daha sonra ele alacağım bir soru işareti bırakarak devam etmek istiyorum.

KUTSAL BEYAZ-ÖZGÜR MAVİ

Kız çocuklarının ergenliğe adım attıkları gün, mavi ya da beyaz bilet sahibi olmak için kuraya katıldıkları bir ülkede geçer hikâye. Anne olma seçeneği sadece beyaz biletlilere verilirken, ‘özgür’ iş kadını olma imkânıysa (seçim hakkının olmadığı yerde özgürlük olabilirse elbette) mavi biletli kadınların elinde. Bileti seçme şansınız olmadığı gibi değiştirme ihtimali de bulunmuyor. Romanın ana kahramanı Calla da mavi bilet sahibi kadınlardan. Hikâyesini okul günlerinden başlayarak anlatıyor. Kuraya en güzel elbisesiyle, babasının elinden tutarak gidişini ve ona mavi bilet verildikten sonra şehre ulaşmak için yaptığı ölümcül ve zorlu yolculuğu. Yeni ‘özgür’ hayatında kimyager olarak çalışmaya başlar. Ancak yaşadığı eğlenceli ve sorumsuz hayatın amaçsızlığı, anlamsızlığı, sevgisizlik ve kalabalıklar içindeki yalnızlık hissi onu mutsuz etmektedir. Ve Calla anne olmak ister. Bu karanlık bir his olarak yerleşir içine, nedenini tam olarak açıklayamaz, tüm yakıcı arzular gibi gizemli bir şekilde ele geçirir benliğini. Oysa bu yasaktır. Bir kez mavi bilet sahibi olduysanız hep öyle kalmak zorundasınızdır. Ancak bu yasak, kurallara uyma konusunda pek uysal olmayan Calla için maceranın da aracısı olur. Çıktığı kaçış yolculuğunda zorluklar yaşayacak, dostluklar kuracak ve hem insanların hem de kendisinin en karanlık yönleriyle yüzleşecektir.

ÖZGÜR KADIN DAHA DOĞMADI*

Sophie Mackintosh’un ele aldığı annelik ile özgür yaşam seçenekleri arasında sıkıştırılan kadınların özne olamama meselesinin çok çarpıcı ve önemli olduğunu düşünüyorum. Zira çağlar boyu anneliği evcimenlik, sosyal statüyü de başkaldırı olarak algılamamıza neden olan ataerkil sistemin tuzağına düştü onlarca kadın. Yazarın konuyu özgür seçim hakkının olmadığı bir dünya yaratarak ve sadece ‘damızlık’ değil, anne olması engellenen kadınların açısından da ele alması anlatıyı zenginleştiriyor. Buraya kadar feminist distopya olarak her şey mükemmel. Ancak Mackintosh, kadınların eril sistem içinde nesneymişçesine kategorize edilmesini derinleştirerek edilgen olmalarına ayna tutmak yerine yüzeyde kalmayı, anlatıyı bir macera ve yol hikâyesine dönüştürmeyi tercih etmiş. Ana roman kahramanı Calla, neden bilet sistemi olduğu, bu sistemin niçin sadece kadınlara uygulandığı ve toplumun nasıl bu anlamsız uygulamaya baş kaldırmadığı sorularının peşi sıra gitmek yerine konuyu bireyselleştirerek neden beyaz bilete sahip olmadığını sorguluyor ve kanımca çok zengin ve bereketli bir konuyu erken budayarak heba ediyor.

KADIN DOĞULMAZ KADIN OLUNUR*

Simone de Beauvoir, İkinci Cinsiyet kitabında kadının doğurganlık özelliğine indirgenmesini eleştirir. Doğulan değil sonradan olunan şey tanımıyla kadınlık, biyolojik yapıyı tarif etmenin ötesinde davranışsal ve sınıfsal özellik kazanır. Kutsal ana, toprak ana gibi kadını annelik özelliğiyle yücelten ancak anne ön ekini almadan kendi başına özne olmasını engelleyen tanımlamaların, kadının içine düştüğü açmazın en önemli nedenlerinden olduğu söylenebilir. Bu bakış, toplumsal cinsiyet anlayışının ve eril-toplumsal yaptırımların da kapısını aralar. Mavi Bilet’in feminist distopya olması üzerine ikinci soru işaretim burada yatıyor. Mackintosh da anne olmayan kadını kötücül ve şeytani olarak resmetme vahametine düşüyor. Mavi biletli özgür kadınların sınırsız içki, cinsellik, sorumsuzluk içinde savrulduğu bir dünya yaratıyor ve bundan çıkış biletini de anne olmayla ilişkilendiriyor. Anne olacağı, beyaz biletlilerin arasında yaşayacağı zamanı şöyle tarif ediyor Calla: “Belki burada olmak istediğim kişi olabilirdim. Otobüslerden kaçmak zorunda kalan, kandırılıp tuvalete sokulan, içki içen bir sürtük, bir pislik olmak zorunda değildim.”

Öte yandan Mackintosh, insanlar arası ilişkilere ve kişilik özelliklerine dair derinlikli bir bakış sunuyor. Özellikle Calla ve kaçış yolu boyunca karşılaştığı kişiler üzerinden iyi-kötü kavramlarını ele alarak mutlak iyiliğin veya kötülüğün olmadığı o muğlak gri alana ışık tutuyor. Belirli şartlar oluşmadan kimsenin nasıl davranacağını bilemezsiniz. Ana roman kahramanı Calla’nın da içindeki karanlık, dürtüsel ve önceden tahmin edilemez ikinci kişiliği çok iyi yansıtmış. Yarattığı dünyada mavi biletli kadınların periyodik olarak ziyaret etmek zorunda oldukları doktorlar üzerinden, bilimsel kurumların iktidar tahakkümünün devamına nasıl yardım ettiğinin güzel bir örneğini vermiş. Böylelikle Foucault’nun ele aldığı mikro iktidar, hastane ve hapishane gibi kurumlar aracılığıyla bilimsel bakışın bile muktedirin sopası haline gelebileceği ve beden ihlali konularına dair bir bakış açısı sağlıyor. Anlatı dili, anlatıcı seçimi ve diyaloglar kadar Begüm Kovulmaz’ın çevirisi de oldukça başarılı. Özgün ve unutulmaz bir distopya olabilecekken bunu ıskalaması üzerine koyduğum soru işaretine rağmen Mavi Bilet, okuru özgür seçim hakkı, dostluk, aşk ve güven gibi farklı konularda düşünmeye çağıran, başarılı bir psikolojik gerilim olarak tavsiye edeceğim romanlar arasında yer alıyor.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol