birgün

22° AÇIK

Bir şiddet biçimi olarak 'mutlu yuva'

Bir anda patlak veren salgın, cinsiyete dayalı eşitsizlikleri hem daha fazla görünür kıldı hem de derinleştirdi. Bu kriz kadınlar için “ev” denilen mekanı sorgulamak ve mevcut ilişkileri değiştirmek için şimdi hiç olmadığı kadar önemli bir fırsat.

BİRGÜN PAZAR 21.03.2021 08:54
Bir şiddet biçimi olarak 'mutlu yuva'
Abone Ol google-news

ÇEVİRİ: ÖZDE ÇELİKBİLEK

Koronavirüs salgını, toplumsal yaşamın içerisinde var olan eşitsizlikleri daha fazla derinleştirdi, keskinleştirdi ve dönüştürdü. Tüm bunlarla birlikte birçok sorun daha fazla gözle görünür oldu. Bir anda patlak veren bu kriz, toplumun büyük bir kısmı için var olan eşitsizlikleri daha önce hiç olmadığı kadar açık biçimde gösterdi. Tüm bunlarla birlikte herkesin bir evi olmadığını ve her evin de güvenli olmadığını gözler önüne serdi. Ev içindeki ilişkiler de değişerek, kadınların “sorumluluklarını” daha fazla artırdı. Tüm bunlarla birlikte kadınlar için evler okullara, ofislere dönüştü.

Kadınlar için salgın koşulları “ev” denilen mekanın içerisindeki dinamikleri ve rolleri sorgulamak, bunlara meydan okuma, yeniden düşünmek için önemli bir fırsat. Evin sınırlarını genişletmek, sorumlulukları ve mevcut ilişkileri değiştirmek önümüzdeki dönemin kaçınılmaz mücadele başlıklarından biri.

Toplumda cinsiyete dayalı işbölümünde var olan eşitsizlikler çalışma alanlarında yeniden üretiliyor. Cinsiyete dayalı iş bölümünden bahsederken, yeteneklerin, becerilerin, kişiye yüklenen değerlerin ve çalışmanın belirli bir cinsiyete ait biyolojik özelliklere göre belirlendiği tarihi, sosyal ve politik süreçler olduğunu belirtmek gerekiyor. Bu zaman içerisinde kişinin biyolojik özelliklerine göre belirlenen ve kamusal hayatın içerisinde kabul görülen, temel olan belirli bir iş dağılımına dönüşerek, değiştirilemez bir algı yarattı.

Modern kapitalist toplumlarda, bu sürece, güçlerin cinsiyete dayalı eşitsiz dağılımında somut sonuçlarla birlikte, bazı görevlerin diğerlerine göre önceliklendirilmesi eşlik ediyor. Bu süreçte, meta üretimi ve yaşamın(evin) yeniden üretimi alanları olarak ikiye bölündü. Kadınlar için birincisi değil, ikincisi öncelik haline geldi. Kadınlar "resmi olarak" üremenin tüm yönlerinden sorumluydu. Bunun aksine, erkekler meta alanında üretim çalışmasında, eğitimde, politikada yani "dış dünyadan" sorumlu oldu. Toplumsal tarihin gelişim süreci boyunca, işin ikiye bölündüğü sağduyu oluşturuldu: "Meydandaki erkekler ve evdeki kadınlar."

KİŞİSEL OLAN POLİTİKTİR

Tarih boyunca feminist mücadele, halihazırda “normalleştirilmiş” ve ev içindeki ilişkileri değiştirmek için örgütlenerek, ev içinde olanı siyasallaştırma görevini üstlendi. 1970'lerden bu yana, 'kişisel olan politiktir' sloganı, feministler arasında sözde özel alanda saklı olduğu iddia edilen ve kabul görülen her şeyi sorgulamak için mücadelenin anahtar bir cümlesi olarak görüldü.

Toplumun belirlediği ideal aile kavramında erkek, geçimi sağlayan bir yerde dururken, yanında bir de çocukları büyütmeye ve ev işlerini halletmeye istekli bir “ev hanımı” olarak konum aldı. Aslında zaman içerisinde ev kavramının içine yerleştirilen roller temelinde olan şey aslında kamusal hayatın bir “ütopya”sı haline dönüştü.

Pandemi, dünyadaki şiddetli eşitsizliklerin, adaletsizliklerin ve sistemlerinin zorlandığı zayıf bir noktasını ortaya çıkardı, gözle görünür kıldı. Mesaisi sonlanmayan çalışma saatlerine maruz kalan kadınlara ev içinde ve dışında baskı dinamikleri derinleşti. Bununla birlikte fiziksel saldırılarda da gözle görülür artış görüldü, yardım kanalları daha kısıtlı hale geldi.

Şimdi bu sürecin bir parçası olarak ev dediğimiz şey daha fazla siyasallaşıyor. Karantina uygulamaları ile birlikte “sınırlı” alanlardaki geniş bir hareket alanı olarak kadınların önünde duruyor. Kabul edilmiş 'mutlu yuva' imgesi, ataerkil şiddetin sürdürülmesi için merkezi bir alan olarak ortaya çıkıyor. Evdeki adaletsiz cinsel iş bölümü, şimdi daha hissedilir. Bunu değiştirmek için evin temellerini yeniden sorgulamalı ve ataerkil ailenin komutasını yeniden gözden geçirmeliyiz. Ev dediğimiz mekanı ve içindeki rolleri sorgulamak, bu sürece, yarattığı dinamiklere meydan okumanın yanı sıra evin sınırlarını genişletmenin de bir parçasıdır. Kadınlar olarak evin sınırlarını genişletmeli, diğer sorumluluk ve ilişkileri paylaşmak için yeniden düşünmeliyiz.

Salgın, direniş biçimlerinin değişmesine, eşitsiz sistemin içinde yarıklar açılmasına neden oluyor. Bu krize verilecek örgütlü bir feminist yanıt, arzuladığımız eşit dünyayı yaratmamız için bize bir fırsat sunuyor.


Bu yazı, Güney Amerika merkezli Tricontinental adlı sitede, Institute for Social Research ve Mapeos Feministas'ın kolektif olarak hazırladığı “Uncovering the Crisis: Care Work in the Time of Coronavirus” adlı dosyadan kısaltılarak çevrilmiştir.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol