birgün

6° HAFİF YAĞMUR

Bir üniversitelinin 40 yıl önceki güncesinden: Faşizmin deli gömleğinin ‘cebren ve hile ile’ giydirilişi

BİRGÜN PAZAR 27.11.2022 10:33
Bir üniversitelinin 40 yıl önceki güncesinden: Faşizmin deli gömleğinin ‘cebren ve hile ile’ giydirilişi
Abone Ol google-news

Hürriyet YAŞAR

4 Kasım 1982 Perşembe

İstanbul bugün tarihsel günlerinden birini yaşadı. İçinden geçtiğimiz bu günlerin unutulabileceği korkusuyla bugünü yazmaya koyuldum.

Kenan Evren, İstanbul’da Taksim alanında anayasa konusunda bir konuşma yaptı bugün. O sırada okuldaydım. Taksim alanını ancak konuşmadan sonra gördüm, saat 15-16 arası.

Ben okula giderken, Levent-Beşiktaş yoluna dizilmiş ilkokul, ortaokul öğrencilerini görmüştüm. Ellerine kâğıttan birer Türk bayrağı verilmiş, öylece bekliyorlardı. Başlarında öğretmenleri. Konuşması bittikten sonra Evren’in Yeşilköy Havaalanı’na gideceği bilindiğinden, Taksim’den Yeşilköy’e kadar olan yol kıyılarına da ilkokul, ortaokul öğrencileri doldurulmuştu. Okula vardığımda, Evren’in geçeceği bütün yolların aynı durumda olduğunu söyledi arkadaşlar.

Bizler okul dönüşü durakta otobüs beklerken, Evren geçti ağır ağır Yeşilköy’e doğru. Okullardan toplanan çocuklar caddeye yürürken, “Büyük Türkiye!” diye bağırıyorlardı düzgün sıralar içinde. Başlarında yine öğretmenleri… İncirli üstgeçidinde beyaz bir bez üzerinde, “Bakırköy sizinledir” yazıyordu. Pepsi-Cola fabrikasının duvarına da “Evet” yazılı büyük, beyaz bir bez asılmıştı.

Saat 15’te Taksim’deydim. Alanın görünümü ilginçti. Çöpçüler mitingden arta kalan çöpleri süpürüyorlardı. Seyyar satıcı olarak çevrede yalnızca su ve simit satanlar kalmıştı. Bütün satıcı tezgâhları kaldırılmıştı. Elektrik direklerinde “Evet” ve “İstanbul, İstanbul, İstanbul” yazılı beyaz bezler asılıydı. Beyaz bezlerle donatılmamış elektrik direği yoktu koskoca alanda.

Gözüm Atatürk Kültür Merkezi’nin önündeki dev kürsüye ilişti. 10-12 metre yüksekliğindeki kürsünün önü ve çevresi çiçeklerle kaplanmıştı. Alanın her yanı, anayasa tasarısını ve Kenan Evren’i öven, destekleyen pankartlarla doluydu. Taşkışla çıkışına bir tak yapılmış, üzerine “İstanbul size inanıyor” yazılmıştı. Sular İdaresi’nin duvarının üzerindeki beyaz bezde (bütün bezler beyazdı) “Atatürk, ‘Bu Millete Yaraşır İdare Cumhuriyettir’ Demişti, Biz O Emanete İhanet Edemeyiz” yazılıydı. İlk adı “İntercontinental Oteli” olan Marmara Etap Oteli’nin asma katı çevresindeki pankartlar: “Atatürk’ün İzindeyiz – Galatasaraylılar”, “Size İnanıyoruz, Güveniyoruz”, “Cumhuriyet İçin Evet”, “12 Eylül Öncesi Olaylarını Yeniden Yaşamayacağız”, “Her Vatandaşın Güven ve Huzur Dolu Günler Yaşamasını İstiyoruz”, “Devletin Ülkesi ve Milletiyle Bölünmesini Kabul Etmeyeceğiz”, “Devletçe Güçlü, Milletçe Güçlü Olacağız”, “İstanbul, İstanbul, İstanbul”.

Bu “İstanbul İstanbul”ların ne demek olduğu, bezlerin beyaz olduğunu düşününce anlaşılıyor. Halkoylamasında beyaz oy, anayasa tasarısına ‘evet’, mavi oy da ‘hayır’ demek. Marmara Etap’ın tam karşısına kurulmuş tak’a benzer bir büyük iskeleye de, “Kefaletiniz teminatımızdır. Devlet İçin Evet” yazılmıştı. İETT plantonluklarının üstündeki bezlerde ise “Cumhuriyet İçin Evet”, “Demokrasi İçin Evet”, “İstanbul Size İnanıyor” yazıyordu.

Taksim alanının görünümü bugün beni öyle etkiledi ki, hemen oracıkta bir oturağa ilişip dizimin üzerinde bu günceyi yazmaya koyuldum. Sonra, her zaman gazete dergi aldığım küçük kulübelerin olduğu yere, postaneden yana yürüdüm. Ama kulübeler?.. Evet, gazete kulübeleri yoktu. Sağıma soluma, yere bakındım. Demir kulübeler ayaklarından kesilerek ortadan kaldırılmışlardı. Kesik demirlerin betona gömülü parçaları, gelip geçenlerin ayaklarına takılıyordu. Bildiğim en yakın kitapçıya kadar yürüyüp, aradığım yazın dergisini aldım. Derginin kapağı maviydi. (1)

10 Kasım 1982 Çarşamba

Çok şey oldu şu birkaç günde. Halkoylamasıyla birlikte, anayasanın geçici maddelerinden biri uyarınca Kenan Evren yedi yıl için cumhurbaşkanı oldu. Gazeteler, 1961’den sonraki en yetkili cumhurbaşkanı olduğunu yazıyorlar:

“TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar verebilecek, genelkurmay başkanını atayacak, Milli Güvenlik Kurulu’na başkanlık edecek, kendi başkanlığında toplanacak bakanlar kurulu kararıyla sıkıyönetim ya da olağanüstü durum ilan edebilecek, yasa gücünde kararname çıkarabilecek, YÖK üyelerini ve üniversite rektörlerini seçecek, Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte birini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını ve vekilini, Askeri Yargıtay üyelerini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini… v.b. seçecek. Cumhurbaşkanının re’sen imzaladığı kararlar ve emirlere karşı hiçbir biçimde yargıya başvurulamayacak.”

Cumhurbaşkanının başka yetkileri de var ama burada hepsini yazmaya gerek yok.

Halkoylamasında ‘evet’lerin oranı % 91’i geçiyor. Ağrı ve Bilecikte, % 96 ile ‘evet’ rekoru kırılmış. Adıyaman, Artvin, Tekirdağ ve Tokat’ta da ‘evet’lerin oranı % 95’i geçmiş. En çok ‘hayır’ oyu veren il, % 25 ile Diyarbakır olmuş. Bitlis’te ‘hayır’ oranı % 13, Bingöl’de % 23 olmuş. Ankara’da ‘hayır’lar % 12, İstanbul’da % 11, Elazığ’da % 15, Gümüşhane’de % 16, İzmir’de % 10, Tunceli’de % 18.

Bu sonuçlar, 9 Kasım 1982 tarihli Cumhuriyet’ten. Yine Cumhuriyet’e göre, oylamaya katılma oranının % 91 olduğu Kocaeli’de oyların % 11,5’u geçersiz sayılmış; ‘hayır’ların oranı % 12.

Bu taslağa Adalet Partisi’nin bir kesimi, Cumburiyet Halk Partisi’nin çok büyük bir bölümü, Milli Selamet Partisi, bütün sol partiler karşıydı. Partiler kapatılmış olmasına karşın, partililerin konuşmalarından anlıyorduk bunu. Ayrıca Türk-İş, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Barolar Birliği, İstanbul ve Ankara Baroları, Türkiye Mimarlar Mühendisler Odaları Birliği ve daha birçok kamu yararına çalışan dernek ve başka kuruluş, burada saymam olanaksız çokluktaki baskı grupları anayasa taslağına karşı çıktılar. En başta Cumhuriyet olmak üzere gazeteler, taslak hazırlanırken taslakla da, hazırlayanlarla da alay ettiler, eleştirmedik yanını bırakmadılar. Üstelik taslağı hazırlayan Anayasa Komisyonu üyelerinden “Eleştiriye değmez” diyenler oldu. Danışma Meclisi üyeleri eleştirmedik yerini bırakmadılar nerdeyse.

Ama sıra maddelerin teker teker oylanmasına geldiğinde takke düştü, kel göründü. Bütün maddeler teker teker benimseniyordu, ya olduğu gibi ya da küçük değişikliklerle. Bu konuda –sanırım Turhan Selçuk’un– Milliyet’te yayımlanan bir karikatürünü hiç unutmayacağım. Karikatürün birinci karesinde bütün üyeler taslağa verip veriştiriyorlar, ikinci karede aynı üyeler o eleştirdikleri maddelere ‘evet’ oyu kullanıyorlardı. Ve Anayasa Komisyonu Başkanı Orhan Aldıkaçtı, “İlahi çocuklar, şakanın sırası mı? Yüreğimi ağzıma getirdiniz. Hepiniz red oyu atacaksınız sandım,” diyordu.

Taslağın halkoylamasıyla benimsenişi de Danışma Meclisi’ndeki benimsenişine öyle benziyor ki… Toplumun çok büyük bölümü, çeşitli nedenlerle taslağa karşıyken, sandıklardan % 91,5 oranında ‘evet’ çıktı. ‘Hayır’ların sayısı bir milyon altı yüz bin dolayındaymış.

Oy kullanabileceklerin 21 yaşını bitirmeleri gerektiğini söylediler ama 1961 doğumlulardan 21 yaşını bitirenlere oy kullandırmadılar. Bunun en tipik örneği benim. Birkaç ay (belki üç ay) sonra üniversite mezunu olacağım, hukuk öğrencileri kadar olmasa da fakültede hukuk okudum ama oy kullanamadım. Okuma yazma bilmese de yaşı benden büyük olanlar oy kullanabildiler.

Oylamaya az bir süre kala, anayasanın geçici maddelerini ve Evren’in konuşmalarını eleştirmek yasaklandı. Doğal olarak hemen sonra, anayasanın tümü konusunda eleştirel yayınlar da kesiliverdi. Bu kalan sürede Evren illeri dolaşarak açık hava toplantıları yaptı, ‘evet’ oyu istedi. Anayasa taslağına karşıt görüşler açıklanamadı.

Bu taslağa Adalet Partisi’nin bir kesimi, Cumburiyet Halk Partisi’nin çok büyük bir bölümü, Milli Selamet Partisi, bütün sol partiler karşıydı. Partiler kapatılmış olmasına karşın, partililerin konuşmalarından anlıyorduk bunu. Ayrıca Türk-İş, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Barolar Birliği, İstanbul ve Ankara Baroları, Türkiye Mimarlar Mühendisler Odaları Birliği ve daha birçok kamu yararına çalışan dernek ve başka kuruluş, burada saymam olanaksız çokluktaki baskı grupları anayasa taslağına karşı çıktılar. En başta Cumhuriyet olmak üzere gazeteler, taslak hazırlanırken taslakla da, hazırlayanlarla da alay ettiler, eleştirmedik yanını bırakmadılar. Üstelik taslağı hazırlayan Anayasa Komisyonu üyelerinden “Eleştiriye değmez” diyenler oldu. Danışma Meclisi üyeleri eleştirmedik yerini bırakmadılar nerdeyse.

Ama sıra maddelerin teker teker oylanmasına geldiğinde takke düştü, kel göründü. Bütün maddeler teker teker benimseniyordu, ya olduğu gibi ya da küçük değişikliklerle. Bu konuda –sanırım Turhan Selçuk’un– Milliyet’te yayımlanan bir karikatürünü hiç unutmayacağım. Karikatürün birinci karesinde bütün üyeler taslağa verip veriştiriyorlar, ikinci karede aynı üyeler o eleştirdikleri maddelere ‘evet’ oyu kullanıyorlardı. Ve Anayasa Komisyonu Başkanı Orhan Aldıkaçtı, “İlahi çocuklar, şakanın sırası mı? Yüreğimi ağzıma getirdiniz. Hepiniz red oyu atacaksınız sandım,” diyordu.

Taslağın halkoylamasıyla benimsenişi de Danışma Meclisi’ndeki benimsenişine öyle benziyor ki… Toplumun çok büyük bölümü, çeşitli nedenlerle taslağa karşıyken, sandıklardan % 91,5 oranında ‘evet’ çıktı. ‘Hayır’ların sayısı bir milyon altı yüz bin dolayındaymış.

Oy kullanabileceklerin 21 yaşını bitirmeleri gerektiğini söylediler ama 1961 doğumlulardan 21 yaşını bitirenlere oy kullandırmadılar. Bunun en tipik örneği benim. Birkaç ay (belki üç ay) sonra üniversite mezunu olacağım, hukuk öğrencileri kadar olmasa da fakültede hukuk okudum ama oy kullanamadım. Okuma yazma bilmese de yaşı benden büyük olanlar oy kullanabildiler.

Oylamaya az bir süre kala, anayasanın geçici maddelerini ve Evren’in konuşmalarını eleştirmek yasaklandı. Doğal olarak hemen sonra, anayasanın tümü konusunda eleştirel yayınlar da kesiliverdi. Bu kalan sürede Evren illeri dolaşarak açık hava toplantıları yaptı, ‘evet’ oyu istedi. Anayasa taslağına karşıt görüşler açıklanamadı.

1 Eylül 2020’den Ek: Burada, reklam olmasın diye olmalı, kitabevinin adını vermekten kaçınmışım. Oysa olayın üzerinden 35-40 yıl geçince, bunlar reklam olmaktan çıkıyor, ayrıntılı bilgi-belge niteliği kazanıyor. Bugün anımsadığım kadarıyla orada, iyi bir kitabevi olan Hitit Kitabevi vardı. Postaneyi biraz geçince sağda, Taksim Evlendirme Dairesi’nin altına gelen dükkânlar arasında. Demek dergi de satıyormuş. Adını anımsayamıyorum derginin. Keşke yazsaymışım. Şimdi düşündüğümde, Yarın dergisi olabilirmiş gibime geliyor. Üstelik, mavi üstüne beyaz, köşeli güvercin desenli bir kapak. Yetinmiyorum bu anımsama ile. Bilişim ağında “Yarın dergisi Kasım 1982 sayısı” diye sorguluyorum. Güvercin desenli mavi Yarın dergisi kapağı çıkıyor sanalağdaki satıcılarda. (Dost söyleşilerinde zaman zaman belleğimin tuttuklarına şaşanlar olur, bu kez ben de şaşıyorum doğrusu.) TÜSTAV da derginin sayılarını ağdaki arşivine almamış mı!.. Ne güzel bir iş yapıyor TÜSTAV bu yayın belgeliğini geliştirmekle. Derginin kapağının belleğimde böyle güçlü kalmasını kolaylaştıran nedeni buluyorum. Ben daha iki üç yıl önce elden çıkardım dergilerimin çoğunu. Demek, Yarın’ın o sayısını uzun aralıklarla da olsa görmüş olmalıyım evde. Künyesinde, sorumlu yazıişleri yönetmeni Semih Gümüş. Onun Ankara yılları olmalı. Genç yazar ve şairlerin reklam sektöründe metin yazarı olmasının yaygınlaşmasını saptayan bir yazının başlığını zaten hiç unutmamıştım: “Genç Şair: Artık İsmi Neonlarda”. O yazının Akif Kurtuluş’un olduğunu da, şimdi bu minik araştırmayla anımsamış oluyorum. Güvercin desenli mavi Yarın dergisi kapağı çıkıyor sanalağdaki satıcılarda. (Dost söyleşilerinde zaman zaman belleğimin tuttuklarına şaşanlar olur, bu kez ben de şaşıyorum doğrusu.) TÜSTAV da derginin sayılarını ağdaki arşivine almamış mı!.. Ne güzel bir iş yapıyor TÜSTAV bu yayın belgeliğini geliştirmekle. Derginin kapağının belleğimde böyle güçlü kalmasını kolaylaştıran nedeni buluyorum. Ben daha iki üç yıl önce elden çıkardım dergilerimin çoğunu. Demek, Yarın’ın o sayısını uzun aralıklarla da olsa görmüş olmalıyım evde. Künyesinde, sorumlu yazıişleri yönetmeni Semih Gümüş. Onun Ankara yılları olmalı. Genç yazar ve şairlerin reklam sektöründe metin yazarı olmasının yaygınlaşmasını saptayan bir yazının başlığını zaten hiç unutmamıştım: “Genç Şair: Artık İsmi Neonlarda”. O yazının Akif Kurtuluş’un olduğunu da, şimdi bu minik araştırmayla anımsamış oluyorum.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol