birgün

9° AÇIK

YAŞAM 14.04.2021 06:50

BirGün 18 yaşında: Şarkılarımız rüzgâra çıkmalıdır

"Şimdi artık bizim zamanlar çağındayız. Bizim şarkılarımızın sesi duyulmaya başlandı sokaklarda. Bizimkiler yürümeye başladı en gür sesiyle. En keyifli manşetlerin vakti geldi."

BirGün 18 yaşında: Şarkılarımız rüzgâra çıkmalıdır

Direnişle, inatla, acıyla süzülen 17 yıl geride kaldı. Bugün artık annelerimizin parmak hesabıyla 18’imizden gün almaya başladık. Büyüdük, kocaman olduk.

Kökümüz toprağa geçirdi tırnaklarını, gövdemiz genişledi, dallarımız uzadı göğe doğru.

Binlerce insanın emeğiyle, özverisiyle var olduk. Sendika odalarında, kampüslerde, eylemlerde hep el üstünde taşındık. Biz de onların sesine ses, eylemine yoldaş olmaya çalıştık. Ne zaman tökezlesek bir el omuzumuza dokunup kaldırdı ayağa. Zorba ne kadar çok saldırırsa saldırsın yıkamadı bizi. Dayanışmanın en güzelini, en büyüğünü yaşadık hep. Bu duygu yenilmez kıldı bizi.


En çok sahtekârın, kan emici patronun, yolsuzluk yapanın, gericinin, hainin yaptıklarını yüzlerine tokat atar gibi yazdığımız haberlerimizi sevdik. Onlar bağırdıkça büyük keyif aldık. Haberlerimiz zalime dert, ezilene umut oldu. Ne mahkemeler ne para cezaları ne de BİK baskısı... hiçbiri durduramadı bizi. Ellerimiz bir kez bile titremediyse yine sizden aldığımız güç sayesindedir.

Güzel direndik.

Şimdi artık bizim zamanlar çağındayız. Bizim şarkılarımızın sesi duyulmaya başlandı sokaklarda. Bizimkiler yürümeye başladı en gür sesiyle. En keyifli manşetlerin vakti geldi.

18 yaş çok güzel. Tam zamanı hızlı adımlarla yürümenin; en çevik halimizle, en cüretkâr tavrımızla hayata sarılmanın, gelecek bizim demenin...
Rüzgâr bizden yana esiyor artık. Tıpkı Nâzım Hikmet’in söylediği gibi:

Şarkılarımız
varoşlarda sokaklara çıkmalıdır!
Şarkılarımız
bir tek yüreğin
perdeleri inik
kapısı kilitli evinde oturamaz!.
Şarkılarımız
rüzgâra çıkmalıdır..
.”



YIDIZLARA BAKIYORUZ

Selçuk Candansayar

İşte geldik, herkesin gelmek istediği o büyülü çağın eşiğine; 18 yaşındayız… Ne kadar uzun bir yol gibi görünüyordu, ne çabuk geçmiş gibi geliyor şimdi.
Hadi yine yola çıkıyoruz sesiyle nasıl da bir araya gelivermiştik. Eskiler, yeniler, eskimeyenler, henüz gözünü açanlar, çocuklar ve ihtiyarlar; evlerde, bürolarda, sendikalarda, odalarda hatta sırtımızı dayadığımız ağaçların dibinde, “Hadi bir daha buluşuyoruz, bir daha ortaklaşıyoruz, işimiz çok umudumuz da öyle” dendiğinde nasıl da hazırmışız yola çıkmaya. O uzun yolculuğun hiçbir zaman bırakılmayacağını, yürüdükçe açılacağını, hem yeni hem de yeniden bir yürüyüş olduğunu nasıl da anlayıvermiştik bir anda.

Sözün somut anlamıyla ekmeğinin yarısını bölüp sofraya ekleyenimizle, matbaasını, araç gerecini “benim değildi ki bizimdi” zaten diye sorgusuzca açanımızla nasıl hazırmışız dayanışmaya, birbirimizi yeniden bulmaya, yenilerle tanış olmaya.

İlk heyecanımız, ilk baskının gecesinde satış rakamlarını beklerken hissettiklerimizle hemen öncesinde “Ama böyle olmaz ki” diye ayrılanların ardından duyduğumuz hüznün birbirine karışması. Kolay olmadı elbet, kaç kez tökezledik, düşecek gibi olduk. Yapamazsın zaten demişlerdi, yapamayacakmışız gibi hissettiğimiz oldu. Bazen soluğumuz kesildi ve tamam galiba buraya kadarmış diyecek olduk. Dememize kalmadan omuzlarımızı kavrayıp sarsanlar, ne tamamı daha yeni başlıyoruz, hadi bakalım, “Öyle mahsun bakma” kaldır omuzlarını, “Yürü üstüne üstüne” diye bize kim/ler olduğumuzu hatırlattı. Elimize yüzümüze bulaştırdığımız manşetler de oldu, insanların yüzlerini ağarttığımız, umut kıvılcımlarını harladığımız manşetlerimizde.

Hiç yalan söylemedik ama. Şu geçen onca yılda bir kez bile aldatmadık. Bir kez bile eşitlikten, özgürlükten, adaletten ve arkadaşlıktan ödün vermedik. Önümüze açılan geniş otobanlara götürecek lüks araçların kapılarına gülüp geçtik ve engebeli patikalara çevirdik adımlarımızı, yolumuzu biz açarız, yol da bizi götürür, diye yürüdük. Önce doğru haber, önce işimizi iyi, doğru ve güzel yapmak dışında derdimiz olmadı.

Biz büyürken kirlenen dünyada, biz büyürken kirlenen Türkiye’de akıntıya karşı yüzmeyi seçtik, üzülmektense kavga etmeyi, bilgi ile doğru haberle, dayanışma ile cesaretlenip umut olmak istedik. BirGün varsa umut var, dedi okurlar. BirGün yazmışsa doğrudur, dedi herkes.

Her gelene hoş geldin dedik, her gidene elveda. Kimine yolun açık olsun dedik, kimine keşke hiç gelmeseydin dediğimiz de oldu. Gönlünü bizde bırakıp gidenler de oldu, gittiği yere bizimle gidenler de. Zehrini bırakıp gidenlere bile “Eyvallah” dedik. Daha kendimiz okurken okul olduk. Öğretmenle öğrencinin yer değiştirebildiği başka bir dünyanın okulu; öğrendikçe öğrettiklerinden öğrenmeye açık olanların okulu.

Şimdi bugün tam da baharın başında on sekizimizdeyiz. Sıçramak için üzerine basıp güç aldığımız geçmişe doğru bakıyoruz bir yandan, bir yandan da ileriye, yarına. “Oldu mu, yapabildim mi” diye soran gözlerimiz tedirgin bir ışıltı içinde. Bizim geçmişimizin bize gururla bakmasını istiyoruz.

Daha çok BirGün var önümüzde. Daha çok arkadaşlarla yürüyeceğiz. Daha yeni başlıyoruz. Yıldızlarımız yolumuzu aydınlatıyor. Yıldızlara bakıyoruz.



18’İNDE OLMAK

L. Doğan Tılıç

18’inde olmak artık reşit olmak, bacakları üzerinde sağlam durmak demek. En cesur en atılgan hali insanın. Aslında, BirGün ilk günden beri 18’inde bir gencin atılganlığına, cesaretine, soran sorgulayan hallerine uygun davrandı.

Bundan 17 yıl önce gazete çıktığında yazdığım “Merhaba” başlıklı ilk yazımda, Yaşar Kemal’in gölgesine sığınarak, bence edebiyatımızın en iyi giriş ve aynı zamanda son cümlesi olan “O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler”i kullanmış, ancak “Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık” dememiş, BirGün’ü var edenlerin o gitti sanılan iyi insanlar olduğunu yazmıştım.

O ilk yazıyı daha önce de hatırlattım. Kimi yaş günlerinde BirGün’ün yaşamını insan yaşamıyla kıyasladım, “Bebeğim” dedim ona. Son birkaç yıldır da artık kendi ayakları üzerinde sağlam durduğunu, belki önceleri biz biraz onu taşırken artık onun bizi taşımaya başladığını yazar oldum. Çok zor günlerden geçti BirGün. Hâlâ da geçiyor. Daha önce de yazdığım gibi; “Patronsuz bir gazete olmanın, eziyet denirse buna, eziyetini de çekti, keyfini de yaşadı. Kâh ‘ÇIĞLIK’ attı manşetten, kâh sessiz sedasız patronsuz gazetenin patronu okurlarına yaslandı, dara düştükçe.”

18’ine geldiyse bugün, onu var eden 'iyi insanlar' sayesindedir. Şimdi bir yanda 'iktidarın ve sahibinin sesi' olanlar var, öte yanda da halkın sesi olan BirGün.

Bir gün, mutlaka ama bu darboğazdan da çıkacak ülke. Motorların maviliklere sürüldüğü güneşli güzel günlerimiz olacak. O günler geldiğinde, o günlere ulaştıran yolun taşlarını döşeyenlerden birinin de BirGün olduğu çok daha net görülecek. İyi ki vardı, iyi ki varmış, iyi ki var BirGün denecek.

Var olasın BirGün! Daha nice yaşlara!



BirGün DUVAR YAZISIDIR

Yaşar Aydın

Devrimcilerin kocaman gölgesi altında çok güzel bir köyde mutlu bir çocukluk yaşadım. İçten gülüşleri, şefkatle ve ilgiyle gözümüzün içine bakarak anlattıkları hâlâ kulaklarımda. Dayanışmanın, sevginin, neşenin hâkim olduğu güzel günler... Ve bir sabah her şey değişti. Yaprakların yeni yeni kızıla döndüğü günlerdi. ‘Darbe’ sözcüğünü ilk kez evin büyükleri bir köşeye çekilip tedirgin ve sesizce konuşurken duydum. Sonra bildiğiniz hikâye başladı. Ev baskınları, gözaltılar, Alman kurtlarıyla her yerde karşınıza çıkan postallar. Önce devrimciler kayboldu ortadan. Gözaltı haberleri geldi, ardından işkence ve tutuklamalar. Tüm dünya bize aitken bir anda evimizin en küçük odasına kadar çekildik.

Birkaç hafta sonra okullar açıldı. Bu kez de öğretmenlerimiz gelemedi okula. Onlar da bırakmıştı bizi. Artık derdini, korkusunu kimseyle konuşamayan koca evrende ortada kalmış bir avuç çocuktuk. Her şey bitmişti. Yalnızdık, terk edilmiştik... Birkaç ay öncesine kadar neşeli kahkahalarla çınlattığımız okula ayaklarımız gitmez olmuştu.

Ama bir sabah her şey değişti. Her gün önünden geçtiğimiz koca çay ambarının orada bir kalabalık vardı. Tüm çocuklar, öğretmenler ambarın duvarına kocaman harflerle yazılan “FAŞİST CUNTA YENİLECEK, HALK KAZANACAK” yazısına bakıyordu. Bembeyaz, gece yazılmış, boya kokusu üzerinde. Evet devrimciler buradaydı, gitmediler, terk etmediler bizi. Karanlık gecenin aydınlık bir sabahı oldular. Her şey bir kez daha ve yeniden başladı bizim için. Duvarda duran o yazı benim için kalp çarpıntısı, nefes, tazelenen hayat ve tam 40 yıldır yaşayan umuttur.

BİZ VARIZ VE GELECEK BİZİZ

Bugün binlerce arkadaş her gece çıkıp duvara yazıları biz yazıyoruz. Bazen işçi tulumuyla, bezen morun en güzel tonuyla, bazen nasır tutmuş toprak kokan ellerle, bazen de gencecik yüreklerin güçlü sloganlarıyla boyuyoruz duvarlarımızı, yalnız olmadığımızı göstermek için. ‘Ne kadar çok, ne kadar güçlü ve ne kadar güzeliz’ demek için tam 17 yıl her sabaha ‘merhaba’ dedik. Korkmadan, sinmeden cesaret ve cüretle ses olmaya çalıştık. Öfkeli, acı dolu, neşeli ama umudu başucumuzda saklayarak yürüdük, ellerimizde fırçalarla duvarlara yazdık.

Yüze düşmüş hüznü silmek için, omuzları çökerten yükü almak için, düşenin elini tutmak için yazdık.

BirGün zalimin suratına inen tokat, direnen umuttur. BirGün duvara yazılmış isyanın yazısıdır.



BirGün bizim, BirGün hepimizin

Gücünü halktan alan BirGün, 18 yıl boyunca önüne çıkan engellere karşı bir an bile pes etmeyi düşünmedi. Bu zorlu yıllarda siyasilerden sanatçılara kadar toplumun her kesimi BirGün ile dayanışmaya devam etti.

Yazar Ahmet Ümit: Hem doğru haberler hem özgür yorumlar öğrenmek ve boyun eğmeyen bir basının ayakta kalması için BirGün okuyalım.

Şair Şükrü Erbaş: BirGün okuyan insan yalnızca haber okumuyor. Geleceği okuyor, gerçeği anlıyor, insanın onurunu yüceltiyor.

Müzisyen İlkay Akkaya: Bu zor günlerin resmi tarihin yazan medyanın karşısında gayrı resmi tarihi tarihimizi gün gün not eden çok az gazete var. BirGün bu nedenle değerli ve önemlidir.

Müzisyen Ceylan Ertem: Özgür, özgün, gerçek kimsenin önünde eğilmeyen ahlaklı gazetemiz BirGün’ün her zaman yanındayım

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu: Her türlü baskıya, engele, sansüre boyun eğmeden emeğin hakikatini, işçilerin sesini sayfalarına taşıyan, sermayenin ve iktidarın gerçeği ters yüz etme çabalarının karşısına halkın hakikati ile çıkan BirGün gazetesiyle daha nice 18 yılları birlikte omuz omuza geçirmek dileğiyle. Yeni yaşı kutlu olsun.

Müzisyen Mazlum Çimen: Böyle bir zamanda BirGün okuyup dayanışmanın önemini anlamaz isek birgün bunun önemini, acısını daha ağır hissederiz, emin olun. BirGün her gün okunmalı.

Oyuncu Füsun Demirel: BirGün okumak için çok sebep var aslında. BirGün'ün de içinde olduğu birkaç yayın organı hâlâ kamuoyuna gerçek ve doğru bilgi vermek için çabalıyor. Bizlerin özgürce bilgilenme hakkımıza değer veriyor. Şeffaf ve özgür düşüncenin temsilcisi olan gazeteciliği sürdürüyor. BirGün okumalı ve okutmalıyız.

Oyuncu Işıl Yücesoy: BirGün’ün basın hayatında hep var olmasını, ödün vermeden dimdik yolunda yürümesini dilerim.

Oyuncu Genco Erkal: Ülkemizde basının iktidarın sözcüsü, tek sesli ‘sözde basın’ haline geldiği bir dönemde BirGün gibi bağımsız, özgür ve yürekli bir sese her zamankinden çok gereksinim var.

Oyuncu Müfit Can Saçıntı: İktidar her rejimde vardır ama muhalefet sadece demokrasilerde vardır. BirGün demokrasiye sahip çıkmaktır.

DİSK Genel Sekreteri Adnan Serdaroğlu: Medyanın teksesliliğe boğulmak istendiği ülkemizde, gerçekleri söylemek/yazmak devrimci bir eylemdir ve bu eylemin gerçekleştiği yer demokratik hak ve özgürlükler mücadelesinde önemli bir mevzidir. Bu düşüncelerle, BirGün gazetesinin 18. yılını kutluyor, nice yıllar diliyorum.

KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen: Halkın ekmeği adalet... Ekmek ne kadar gerekliyse adalet de o kadar gerekli... Halkın sorunlarını, ihtiyaçlarını, taleplerini sayfalarına taşıyan, meslek ilkeleri ve etiğinden hiç ayrılmadan bağımsız ve patronsuz yayın hayatını sürdüren BirGün, halkın ekmeğinin ve adalet mücadelesinin en önemli zeminlerinden biri oldu. Kamu kaynaklarının yağma ve talanını açığa çıkaran, emek sömürüsüne, doğanın talanına, kadın bedeni, emeği ve kimliğine yönelik saldırılara, gençlerin geleceksizleştirilmesine, üniversiteler üzerindeki tahakküme, gericileşmeye, tarımın yok edilmesine, ekonomik krize, pandemiye karşı hepimizin sesi, sözü oldu. Cezalarla yıldırmaya çalışılsa da asla vazgeçmedi, Halkın Gazetesi dayanışmayla yoluna devam ediyor. Nice 18 yaşlara...

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol