Bitmeyen ‘mağduriyet’

27.01.2019 09:08 BİRGÜN PAZAR
İlknur Başer Siyasal İslamcı piyasacı ve tabi ki ataerkil bu rejim kadınların bedenleri, hayatları üzerinde kısmen var olan söz ve karar sahibi olma hakkının tamamını ortadan kaldırarak, kadın bedeni, emeğini rejimin inşası, bekası açısından araçsallaştırmaktadır. Biat eden, sorgulamayan; eğitim, sağlık, çalışma yaşamı, sokaklar başta olmak üzere tüm kamusal alanlarda bedensel, davranışsal her türlü var olma […]

İlknur Başer

Siyasal İslamcı piyasacı ve tabi ki ataerkil bu rejim kadınların bedenleri, hayatları üzerinde kısmen var olan söz ve karar sahibi olma hakkının tamamını ortadan kaldırarak, kadın bedeni, emeğini rejimin inşası, bekası açısından araçsallaştırmaktadır. Biat eden, sorgulamayan; eğitim, sağlık, çalışma yaşamı, sokaklar başta olmak üzere tüm kamusal alanlarda bedensel, davranışsal her türlü var olma biçimi belirlenerek, sınırı çizilmek istenen kadın aslında görünmezleştirilerek, yok edilmek istenmektedir. Yeni rejimde istenen kadının hayaletleştirilmesidir.

Kentler, şehirler, mahalleler, mekanlarda kadının nasıl, hangi süre zarfında, ne şekilde (kılık kıyafeti, tek başına değil eşi, babası..ile) hangi davranışlarla var olacağının, kaç çocuk doğuracağının neredeyse tamamının sınırı artık İslami kurallara dayandırılarak çizilmekte ve örgütlenmektedir. Kadınlar hakkında televizyon programları başta olmak üzere neredeyse her mecrada konuşanların da erkekler olması kadınların kendileriyle ilgili sözün dahi gündemleştirilmemesi, kadınların özne görülmemesi açısından çarpıcıdır.

Kız çocuklarının içine doğduğu aile, çevre, okul ile küçük yaşta birey olma, kendisinin bedeni, yaşamı hakkında karar verme yetisi gelişmeden başının örtülmesi, evlendirilmesi yaygınlaştırılarak meşrulaştırılmakta ve bir norm haline getirilmek istenmektedir. Semtlerde kadınlar için; kuran kursları, sohbetler, iyi aile hanımı olma kursları belediyeler, cemaatler ve bu amaçla kurulan dernekler aracılığı ile yürütülmekte olup bir devlet politikası haline getirilmiştir. Buralar kadınların neredeyse tek sosyalleşeceği alanlar olarak da işlev görmektedir.

Geçmişte Siyasal İslamcı politikaların kadın bedeni üzerinden örgütlenmesinde türban mağduriyeti, ‘özgürlük’ kavramı ile özdeşleştirilerek politika yürütülmüştür. Yıllardır türban takan kadınların eğitim, kamu hizmeti sunumunda yaşadığı sıkıntılar üzerinden işlenen mağduriyet politikası, iktidarın rejimini inşa ederken araçsallaştırdığı önemli bir argüman olarak kullanılmıştır, kullanılmaya devam edilmektedir.

Bu mağduriyet Gezi eylemlerinde saldırıldığı iddia edilen ve aslında hiç ortaya çıkarılamamış olan Kabataş’taki türbanlı bacılarımızın mağduriyetine, bugün ise bir mekanda rejim tarafından elitist olarak yaftalanan Deniz Çakır’lara saldıran, muktedirlerin ‘mağduriyeti’ mertebesine tırmanmıştır. Bugün iktidarken hala mağdur olma halinin devam ettirilmesinin ya da Deniz Çakır’a linç girişiminin altında ekonomik krizle açığa çıkan şikayetleri yok etmek için gündem değiştirme amaçlıdır denilebilir. Ancak bu değerlendirmeler bugün türbanın inşa edilmek istenen rejimdeki sembolleşmiş değerini gözden kaçırmak anlamına gelecektir. Elbette yönetenlerin politikalarının çoklu hedefi olduğu gerçeği olduğu unutulmamalıdır.

1979 ‘İran devrimi’ öncesi kadınlar monarşinin yıkılması sürecindeki eylemlere yoğun katılım sağlamıştı. Devrim sonrası İran Hükümeti ise kadınlara bol giysi giymelerini ve başlarını örtmeyi zorunlu kıldı, ilk iş olarak kadın hakimleri görevden aldı. Bugün İranlı kadınların başörtülerini çıkararak yaptıkları eylemler aynı zamanda hayatlarına, bedenlerine sahip çıkma eylemleridir.

Gündem değiştirme, 2012 yılında kürtajı yasaklamayı hedefleyen yasanın çıkma sürecinde de söylenmiştir. Bugün yasa çıkmamış olsa dahi kadın bedeni üzerinde tahakküm kurmanın aracı olarak kürtaj kamu hastanelerinde fiilen yasaklanmıştır. Kadınlar bugün kürtaj olmak için paralarıyla canlarını tehlikeye atarak merdiven altı yerlere gitmekte, yada bilim dışı yöntemlere başvurmaktadır.
Dolayısıyla bugün hukuksal sürece taşınmış olan Deniz Çakır’a yapılan lincin gündem değiştirme amaçlı olarak okunması tehlikelidir. Gelinen aşamanın göstergelerinden olan bu linç, her yerde herkese yapılma potansiyeli taşımaktadır. Bu nedenle Deniz Çakır’a sahip çıkma konusundaki eksiklik giderilmelidir.

Yönetenlerin türban ve başka konularda bitmeyen mağduriyet temasını kitlelerle kurduğu duygusal bağı devam ettirerek rejimini devam ettirmesi olarak okumak gerekir. Bir yandan türban mağduriyeti linç ve seçim tehditi amacıyla işlenirken, diğer taraftan sendikalı oldukları için işten atılan türbanlı-türbansız kadın işçilerin mağduriyetini görmeyen sermaye yanlısı iktidarın iki yüzlülüğü de teşhir edilmelidir.

Bugünlerde sosyal medyada 10yearschallenge hastagi altında paylaşılan türbanlı-türbansız fotoğraflar, Yalnız Yürümeyeceksin gibi dayanışma mecraları; kadınların aile, çevre, okul.. her türlü baskıya rağmen kendi hayatları ve bedenleri üzerinde söz ve karar sahibi olmaktan vazgeçmeyeceği anlamını taşımaktadır.