birgün

30° AÇIK

Biz kazanacağız

GÜNCEL 06.06.2022 07:47
Biz kazanacağız
Abone Ol google-news

Göksu CENGİZ
SOL Parti Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi

Bir yıldan fazla süredir İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına ilişkin tek kişinin keyfi kararını konuşuyoruz. Bu karar, kadına yönelik şiddet ve saldırılar gün be artarken, kadınları toplumsal yaşamdan dışlamaya, bedenleri ve yaşamları üzerindeki en temel haklarına el koymaya çalışan gerici saldırının bir yansımasıdır ve ülkemiz açısından bir utanç vesikasıdır.

Senelerdir mevcut iktidarın kadınları ve tüm şiddet mağdurlarını umursamama, hatta teşvik etmeiradesine karşı yaşamak ve bu iradenin en temel ayaklarından biri olan kadın düşmanlığına karşı var olmak için mücadele ediyoruz. Her gün katledilen kızkardeşlerimizin haberleriyle uyanırken; bedenlerimiz ve haklarımıza yönelik saldırıların artığı, faillerinengelleneceğine ödüllendirildiği, hukukun ve laikliğin altının gün be gün boşaltıldığı saldırgan bir karanlıkla boğuşurken; yaşamanın ve buradayız demenin kendisinin en temel ve en güçlü politik karşı duruşlardan biri olduğunu biliyorduk. 20 Mart 2021 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanan cumhurbaşkanı kararı ise, iktidarın karşısındaki en güçlü politik dinamiklerden biri olan kadınlara karşı yürüttüğü savaşın açık ve resmi bir ilanı niteliğindeydi. Böylece kadınların yaşamlarının her gün artan oranlarla çalınmaya devam ettiği ülkemizde, tek adam rejimi bugüne kadar işlenen ve işlenmesine izin verilen tüm kadın cinayetlerinin altına da imzasını atmış oldu.

Başından beri kadın cinayetlerinin münferit olmadığını, devlet eliyle desteklendiğini ve örgütlendiğini, tam da bu yüzden politik olduğunu söylüyor ve şiddetle tüm boyutlarıyla mücadelenin yollarını arıyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına ilişkin karar ile kadınlara yönelik işlenen tüm suçların önü açılmış ve tüm şiddet biçimlerininönündeki engellerin kaldırılmış oldu.

Belirtmek gerekir kiönü açılan yalnızca fiziksel şiddet değil; aslında tam da içinde bulunduğumuz günlerde nefesimizi kesen yoksulluk karşısında kadınların maruz kaldığı ekonomik şiddetin derinleşmesi, sosyal haklarının korunması ve geliştirilmesinin engellenmesi, ekonomik özgürlüklerinin sağlanmasına yönelik yükümlülüklerin yok sayılmasıdır. Oysa özellikle geçtiğimiz son birkaç yılda, ülkemizin boğuştuğu yoksulluğun en ağır faturasını ev içi emeği ücretsiz ve kayıtsız bir şekilde üstlenen ve kamusal alandan dışlanan kadınların üstlendiğini en yaşamsal boyutuyla gördük.

Bu anlamda, devletleri tüm bu şiddet biçimlerinin hiç yaşanmayacağı eşit bir dünya kurmakla yükümlü kılan İstanbul Sözleşmenin feshi kadınların eşit ve özgürce yaşayacakları bir dünya tahayyüllüne düşman, temelde siyasal İslamcı bir iktidar politikasının ifadesinden başka bir şey değil. Ancak tüm bunlara rağmen bu kararın açıklanmasından bu yana Sözleşmenin gerçek sahibi olan kadınlar hep bir ağızdan vazgeçmeyeceklerini haykırıyor. Fesih kararı, alındığı günden beri kadınlar adına hükümsüzdü ve bugün en güçlü muhalefet dinamiklerinden biri olan kadın mücadelesi hala bastırılabilmiş değil. İçinde debelendiği çok boyutlu krizle seçime doğru giden iktidarın giderek saldırganlaşması, asıl bu karanlık iradenin etrafını saran direnç karşısında bir varlık mücadelesi verdiğini ve bunu haliyle ancak yıkıcı ve gerici yollarla yapabildiğini gösteriyor.

Tüm bunlar ve aslında başlasak belki günlerce konuşabileceğimiz pek çok sebeple; Kadınların her türden ezilme biçimini ve her düzeyde erkek egemenliğinin, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerin; her türlü cinsel kimlik ve cinsel yönelim ayrımının ortadan kaldırılmasını;, kadınların, LGBTİQ+’ların, baskı ve sömürüye maruz kalan herkesin özgür ve korkusuzca yaşayabilecekleri birdünya kurmayı hedefleyen SOL Parti olarak biz de İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararının iptali için dava açtık.

Kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden bu yana Türkiye’nin dört bir yanında, bulunduğumuz her alanda, sokakta, okulda, işyerinde sürdürdüğümüz mücadelemizi hukuksal alanda da sürdürmek için; İstanbul Sözleşmesi bizimdir demek için, tüm kadınları 7 Haziran Salı günü saat 9’da Danıştay’da görülecek olan duruşmaya çağırıyoruz.

Ve biliyoruz ki ne yaparlarsa yapsınlar, başaramayacaklar! Biz kazanacağız. Emeğin, eşitliğin, özgürlüğün dünyasını ellerimizle biz kuracağız.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol