BJK’nin adalet nöbetçileri
Birgün Birgün Birgün Birgün
Bir ülkede, hukuki haklar ve adalet kurgusu, bir yerden delinip bir zümre veya kişiler üzerinden dizayn edilmeye başlanırsa, süreç çorap söküğü gibi yukarıdan aşağıya doğru herkesi bağlar ve toplumsal düzeni eşit koşullarda korumaya yönelik bir yapının tam tersine etki gösterir. Artık, çıkarlar hukukun üstünde yer almaya başlar. Anayasa, yasalar ve alt başlıkların, açık şekilde uygulanması […]

Bir ülkede, hukuki haklar ve adalet kurgusu, bir yerden delinip bir zümre veya kişiler üzerinden dizayn edilmeye başlanırsa, süreç çorap söküğü gibi yukarıdan aşağıya doğru herkesi bağlar ve toplumsal düzeni eşit koşullarda korumaya yönelik bir yapının tam tersine etki gösterir.

Artık, çıkarlar hukukun üstünde yer almaya başlar.

Anayasa, yasalar ve alt başlıkların, açık şekilde uygulanması yerine, çıkar gruplarının veya gücü elinde tutan zümrenin veya kişilerin lehine yorumlanarak karar verilir.

İşte o zaman her kurum da ülkenin kendisi olur.

İstanbul Adliyesinin önünde, Çorlu Adliyesinin önünde, Ankara Adliyesinin önünde… Canı kadar sevdiği yakınlarını kaybeden insanların, hazırlanan iddianamelerin açmış olduğu hukuk garabetine karşı adalet nöbeti tutarak seslerini duyurmaya çalışmaları bu yüzdendir.

Bunlar büyük toplumsal travmalardır.

Bu durum spor alanına da sirayet etmektedir. Federasyonların içinde, kulüplerin içinde, saha ve salonların içinde bu hukuk garabeti doyasıya (!) yaşanmaktadır.

İşte BJK Spor Kulübü!

Fikret Orman ve onunla beraber seçilen daha önceki yönetimlerin, ki Ahmet Nur Çebi buna dahil, kulübü getirdikleri nokta bellidir. Bunu artık tartışmaya gerek yok.

Bu koşullar içinde olan kulübün Fikret Ormansız bir çıkış yolu bulma zorunluluğu kesindir.

Tüm olumsuzluklar içinde, yıllarını futbol yönetim kurgusu üzerine emek vererek farklı bir konuma gelen Hürser Tekinoktay, bu sorumluluğu almak için aday olarak ortaya çıkmıştır.

Fikret Orman’ın kendisi için uygulanmayan, ama, kendi başkan olduktan sonra istediği (!) adaylık için 250 imzalı dilekçe zorunluluğu uygulaması, ülkedeki adalet anlayışını (!) çok çabuk ortaya koymuştur. Diyorum ya, feodal bir zümre bir kere iktidarı ele geçirmeye görsün; artık onu bırakmamak için her yolu dener.

Tekinoktay, ona imza veren tanıdığı-tanımadığı 270 kişinin ıslak imzalı evrakını toplayarak bu gayri hukuki garabeti aşıp kulübe müracaat etmeye gitmiştir.

Her yer küçük Türkiye’dir!

Kulüp tüzüğünün 35. maddesi çok açık bir şekilde nasıl müracaat edilmesi gerektiğini belirtmektedir.

“Başkan adayı olabilmek için Genel Kurul üyeliğinde 5 (beş) yıllık sürenin doldurulmuş olması ve Genel Kurul’a katılma hakkına sahip en az 250 (iki yüz elli) üyenin adaylık başvurusunda bulunacak kişiyi Divan Başkanlık Kurulu’na yazılı olarak önermesi gerekir. Öneren üyelerin adı, soyadı ve sicil numaraları dilekçeye eklenir ve bu bilgiler, Divan Başkanlık Kurulu tarafından kontrol edilir.”

Her şey çok açık…

Devam edelim… Sayın Tekinoktay açılaması: “…Ancak başvurumuz ekinde sunduğumuz, üyelerin bizi aday olarak önerdiğine dair 270 ayrı dilekçede yer alan ıslak imzalar ile ekindeki üyelik kartlarının fotokopileri ve gönderici takip tutanakları, dünkü onayın tam aksine, bugün Divan Başkanlık Kurulu üyesi İlhan Gölvan tarafından kabul edilmeyerek adaylık başvurumuz reddedilmiştir.”

Ama, İlhan Gölvan ile Divan Kurulu kendi iradesi doğrultusunda almama kararı vermiyor, aksine, İlhan Gölvan birilerine telefon ettikten sonra alınmaması üzerine karar veriliyor.

O ara da, hukuki açıdan kendisi bile tartışmalı Divan Kurulu Başkanı, İstanbul dışında ve gelip sürece bakacağını söylüyor.

Divan Kurulu Başkanı Tevfik Yamantürk geldikten sonra da bir şey değişmiyor. Gerçi İlhan Gölvan “başkan gelse de bir şey değişmez” diye önceden açıklama yapmıştı.

Acı olan, başkan da geldikten sonra 116 yıllık kulübün demokrasi teamüllerini bir kenara bırakarak, bir zümrenin çıkarları doğrultusunda, Londra teamülleri diye, içeriğini kendi de bilmediği (!) bir sopaya sarılıp Divan Kurulunun işlevsizliğini ortaya koymaktadır.

116 yıllık kulübün tüzüğünün bu kadar açık olmasına rağmen, bu tutarsızlık günümüz adalet anlayışının BJK’de vücut bulmasından başka bir şey değildir.

BJK Kulübünün gerçek sahipleri taraftarı ve gene taraftar olan Genel Kurul üyeleridir. Var olup, yok olma arasındaki ince çizginin değerlendirilmesi artık onları bağlıyor.

Şimdi, bu hukuk garabeti karşısında adalet nöbeti sırası onlarda.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız