birgün

11° PARÇALI AZ BULUTLU

SİYASET 08.01.2021 04:00
author

Boğaziçi’nden Türkiye’ye yayılan…

AKP Sarıyer İlçe Teşkilatı kuruculuğu ve Yönetim Kurulu Üyeliği, AKP İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyeliği, AKP Ataşehir Belediye Başkanlığı Aday Adaylığı, AKP İstanbul 1. Bölge Milletvekilliği Aday Adaylığı gibi son derece parlak(!) bir kariyere sahip Melih Bulu, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Türkiye’nin en önemli üniversitelerinden birisi olan Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atandı.

2016 yılında yayınlanan OHAL KHK’sı ile kaldırılan Rektörlük Seçimleri anlayışının ülkemizde yerleşiklik kazanmasında önemli rol oynayan Boğaziçi Üniversitesi’ne kurum dışından yapılan bu atama bütün Boğaziçi Üniversitesi camiası tarafından büyük bir tepkiyle karşılandı.

Atamanın yapıldığı günün sabahından bu yana öğrencisinde öğretim üyesine, mezunundan çalışanına kadar tüm Boğaziçi Üniversiteliler tepkilerini kampüste, sokakta ve sosyal medyada sürdürüyorlar.

SALDIRI

Boğaziçi Üniversitesi’nden yükselen bu güçlü itiraza siyasi iktidarın tepkisi ise her zamanki gibi meseleyi polis şiddetiyle bastırmaya, muhalefeti ayrıştırmaya, manipülasyonlarla tepkileri etkisizleştirmeye çalışmak biçiminde oldu.

Protestoların başladığı ilk gün kelepçelenen(!) kampüs kapısında polis şiddetiyle yüz yüze kalan öğrenciler ertesi gün şafak operasyonlarıyla gözaltına alındılar.

Yandaş medyada protestoyu bölücü örgütlerin ve dış güçlerin gerçekleştirdiğine yönelik yayınlar yapıldı.

Boğaziçi Üniversitesi hocalarının ve öğrencilerinin elitist(!) oldukları için atamayı kabullenemedikleri iddiası yayıldı.

Melih Bulu’nun bu göreve ne kadar layık olduğuna ilişkin YÖK’ten ve resmi makamlardan açıklamalar yapıldı.

Eylem olacak korkusuyla Beşiktaş ve Sarıyer’de sokakları bariyerlerle çevrildi. Ve daha neler neler…

Canhıraş yürüttükleri bu saldırı kampanyasına rağmen protestoların yayılmasına ve tepkinin büyümesine engel olamadılar. Öğretim üyeleri Boğaziçi Üniversitesinin demokratik teamüllerine sahip çıkacaklarını açıklayarak, öğrenciler ise rektörlük önünde nöbet eylemi başlatacaklarını ilan ederek meselenin takipçisi olmaktaki kararlılıklarını gösterdiler.

PARTİLİ REKTÖRLER

Siyasi iktidarın ve yandaşların böylesi geniş çaplı bir itiraz beklemediği, yükselen itiraz dalgasına hazırlıksız yakalanmalarından belli. Çünkü uzun zamandan beri Üniversitelerimize atanana rektörlerin genel profili bu yöndeydi ve ne üniversitelerden ne de kamuoyundan bir tepki geliyordu.

Medyada yer alan haberlere göre aralarında Ankara Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi gibi köklü kurumların da bulunduğu 20 üniversitemizin rektörü, bir dönem AKP yöneticisi veya milletvekili olan isimlerden atanmış. Yani diğer tüm devlet kurumlarında olduğu gibi atamalarda temel kriter göreve liyakat değil, partiye (siz onu tek adam diye okuyun) sadakat olmuş.

Bir toplumun en değerli kurumları üniversiteleridir. Toplumun geleceğinin şekillendirilmesinde çok büyük yeri ve önemi olan bu kurumların yöneticilerinin, akademik liyakate göre değil, siyasal iktidarın dar çıkarları doğrultusunda belirlenmesi kabul edilemez.

Partili Cumhurbaşkanı’nın parti teşkilatı ile devlet aygıtı, parti kurulları ile devlet kurumları arasında ayrım gözetmeksizin yaptığı bu atamalar, ülkemizin kurumsal geleneğini yok etmektedir.

Öğrenciler içeri girilmesin diye kampüs kapısına takılan kelepçe, AKP’nin üniversitelere bakış açısının en net özetidir. AKP toplumun tüm kesimlerine olduğu gibi, özgürlüğe en fazla ihtiyaç duyulan üniversitelere de pranga vurmak istemektedir.

İktidardaki 18 yılı boyunca üniversitelerin niteliğini düşürürken yaptığı buydu; kampüsleri karakola çevirirken yaptığı buydu; akademisyenleri ihraç ederken yaptığı buydu; cübbeleri polis postalları altında çiğnerken yaptığı buydu; öğrencileri ve öğretim üyelerini soruşturma ve cezalarla sindirirken yaptığı buydu ve bugün de Boğaziçi Üniversitesi’nin kapısını kelepçeleyerek yapmak istediğini en sembolik biçimde göstermiş oldu.

AKP’nin tüm bu yaptıkları üniversitelerimizde büyük bir çürümeye yol açtı. Bu derin çürüme karşısında bizim tek umudumuz her ne koşulda olursa olsun üniversitelerine, geleneklerine ve geleceklerine sahip çıkma konusunda tereddüt yaşamayan yürekli gençlerimiz ve hocalarımız.

İyi ki varlar…

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız