birgün

15° AÇIK

EKONOMİ 10.07.2020 04:00
author

Borsanın ekonomik gerçeklikle bağı kopmuştur

Son günlerde Borsa İstanbul’un ne kadar çok kazandırdığına ilişkin haberleri sık duyuyorsunuz sanırım. Hazine ve Maliye Bakanı da borsadaki “yükselişe” atıfta bulunuyor ve ülkede işlerin düzelmekte olduğunun bir göstergesi olarak sunuyor. Bu hafta borsa endeksi 120 binin üzerini de gördü.

Sahi, borsadaki bu yükseliş ekonomik olarak ne ifade ediyor? Türkiye ekonomisinde işlerin “tıkırında” olduğunun bir göstergesi mi?

Borsa, şirketlerin hisse senetlerinin alınıp satıldığı bir yerdir. Diğer bir ifade ile borsada alım yaptığınızda bir şirketin, aldığınız payı tutarında, ortağı oluyorsunuz. Dolayısıyla bir ortak olarak, şirketin para kazanması halinde o kazanılan paradan payınıza düşeni alıyorsunuz. Kısaca, borsada işlem yapılmasının özünde şirketlerin ekonomik performansları ve bunlara ilişkin olumlu beklentiler yatar. Normalde böyle olmalı. Ama maalesef borsalarda işlemler bu gerekçelerle olmuyor. Bugün defter değerinin 100 kat üzerinde bir fiyattan işlem gören, gelir tablosundaki zarar rakamını telaffuz dahi edemeyeceğimiz kadar yüksek olan, özsermayesi yerlerde sürünen şirketlerin bile hisse senedi fiyatlarının “uçtuğunu” görüyoruz. Bir şirketin fiyat kazanç (F/K) oranı 450’nin üzerine çıkmış. Bu şu demektir: şirketin borsada oluşan fiyatı hisse başına düşen karının 450 katına çıkmış. Şöyle söyleyelim, bugün o hisseyi alsanız ve her şey bugünkü gibi kalsa, yatırdığınız para kadar şirketten karpayı alabilmek için 450 yıl beklemeniz gerekir. Tabi ömrünüz vefa ederse.

Çok garip şirket “değerlerinin” oluştuğunu da görüyoruz. Mesela şekerleme üreten Kent Gıda şirketinin “piyasa değeri” bu yazının yazıldığı saatlerde 3 milyar 900 milyon DOLAR seviyesine “yükselmiş”. Bu piyasa değeri ile şirket THY’den 1,5 milyar dolar, Tüpraş’tan 700 milyon dolar daha değerli hale gelmiş! Bunu açıklayabilecek bir ekonomik gerekçe olamaz! Şimdi bir uzman TV’lere çıkıp “borsalarda beklenti satın alınır” diye başlayan bir cümleyi “bayramda kişi başına 10 kilo bayram şekeri tüketeceğiz” diye devam ettirse sanırım gülersiniz.

ASLINDA BEKLEDİKLERİ, KENARDAN İZLEYENLERİN BORSAYA GELMESİ

Siz bakmayın “borsa uzun vadeli bir yatırımdır” diyenlere. Buna söyleyenler bile inanmıyor. Hepsinin beklentisi kısa sürede çok para kazanmak. Bundan dolayıdır ki şirketin durumuyla ilgilenmeden, bilançosuna bakmadan, gelecek nakit akışlarına ilişkin öngörüde bulunmadan “ben şimdi alayım nasıl olsa daha yüksek fiyata satacak birisini bulurum” diye düşünenlerin yaptığı işlemlerin soncunda bu ilginç seviyeleri görüyoruz. Diğer bir ifade ile bugün hisse senetlerini alanların büyük çoğunluğu, “fırsatı kaçırmak istemeyenleri” beklemektedirler. Onlar gelince almış oldukları hisseleri daha yüksek bir fiyattan satarak kar etmeyi umuyorlar. Bunun olabilmesi için ise başkalarının borsanın “daha fazla artacağına” inanması gerekir.

KÜÇÜKLERE İLGİ NEDEN?

Borsada Türkiye’nin büyük şirketlerinin yer aldığı 30 Endeksinde yılbaşına göre kayıplar yaşanırken “küçük şirketlerin borsayı sürüklemesi” dikkatle izlenmesi gereken bir durumdur. Küçük şirketlerin “tahtasını yapmak” için küçük paralar yeterli olur. Oysa büyük bir şirket için aynı hareketi yaptırmak isterseniz büyük paralara ihtiyaç duyarsınız. Örneğin, Kent Gıda’nın dünkü işlem hacmi bu yazının yazıldığı saatlerde 30 milyon lira iken THY’nin işlem hacmi 1 milyar 300 milyon lira civarında.

Siz “borsa yeni rekorlara doymuyor”, “son ayda “şu kadar yüzbin yeni yatırımcının borsaya girdiği” haberlerini okumaya devam edin. Ama bırakın paranız cebinizde kalsın. Hatırlatmak isterim; 2001 krizinden hemen önce borsa endeksi 5 bin seviyesinden 20 bin seviyesine çıkmıştı. Sonra kriz geldi. Kaybedenler yine “rekordan rekora koşan borsayı” son anda yakalamak isteyenler oldu.

Türkiye ekonomisinin krizde olduğu, yakın gelecekte bu durumdan çıkma ihtimalinin bulunmadığı, ekonominin küçülmeye, işsizliğin artamaya devam ettiği, krediler ödenemediği için BDDK tarafından bankalara “bu kredileri öteleyin” talimatı verildiği bir dönemde şirketlerin büyük paralar kazanarak ortaklarını zengin etmesi mümkün değildir.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız