Boşluk olmayalım, dünyanın tüm boşluklarını dolduralım
Sosyal medya başına bela da olabilir, işine de yarayabilir. Kazım Kızıl el kamerasıyla toplumsal olayların içine girerek anbean haber veriyor, bunu kendi iradesiyle yapıyor. Daha önce Van depremzedeleri, Gezi Direnişi, Greif işçilerinin eylemleri, Soma'da zeytinlikleri kesilen köylülerin direnişini izleyen Kızıl, şimdi Kobane'de

ÖNDER ABAY onderabay603@gmail.com @onderabay
Teknolojinin ucuzlayıp yaygınlaşmasıyla eleştiriler de beraberinde geldi. Teknoloji ürünlerinin bağımlılık yarattığından, sosyal hayatı olumsuz etkilediğinden filan bahsetti işin uzmanları. Bu hafta elindeki teknoloji ürünü kamerayı en iyi kullanan insanlardan biriyle konuştuk. Kazım Kızıl 30 yaşında ve İzmir’de yaşıyor. Yalnızca bir el kamerasıyla toplumsal eylemlerin içine girip anında yayın yapıyor. Yaşananları milyondolarlık malzemeleri kullanıp yalan söyleyen basın mensuplarını utandıracak kadar gerçekçi bildiriyor. Önce Soma Yırca Köyü'nde Kolin Grubu zeytinlikleri hukuksuzca keserken köylülerin nöbetinden haber bildirdi, son 14 gündür de Kobane sınırında. Kazım'la savaşın kenarında buluşup kaydettiklerini konuştuk.
»Seninle Kobane çatışmalarını takip ettik. Kendini bize tanıtır mısın?
Yaklaşık 5 senedir sokaklarda, eylemlerde, meydanlarda fotoğraf çekiyorum. Gezi Direnişi’nin 3. gününde İzmir'deki polis saldırılarında fotoğraf makinamı yitirince bir tek telefonum kaldı elimde teknolojik alet olarak. Bu kez telefonumla videolar çekmeye başladım. Bu çektiğim fotoğraf ve videoları anlık olarak paylaşıyorum. Tüm bu faaliyetlerimi gönüllü olarak sürdürüyorum.
»Gitme kararını nasıl aldın? Ailen veya arkadaşlardan bir tepki gördün mü?
Bu gibi durumlarda ailemin sonradan haberi olur açıkçası; çünkü benimle ilgili hep bir endişe halindeler. Bunu anlayabiliyorum elbette; onların da beni anladığını, anlamasalar bile en azından verecekleri olumsuz tepkilerin bende karşılık bulmadığını gördüklerini düşünüyorum. Karşılıklı bir idare etme hali var yani. Arkadaşlarım ise beni tanıdıkları için tepki vermekten ziyade nasıl destek olabileceklerini; ekipman veya paraya ihtiyacım olup olmadığını sorarlar.
»Yolculuk nasıl geçti herhangi bir engellemeyle karşılaştın mı?
Önce Antep’e oradan da Suruç’a geçtim. Suruç'a yaklaştıkça polis ve askerin kontrol noktaları sıklaşıyordu. Sorgu-sual, kimlik ve bagaj kontrollerinden geçtik. Beni Antep’ten alan arkadaşım Suruçlu olduğu için geçişimizde çok bir zorluk yaşamadık. Ancak birçok kişi bu noktalarda sorunlarla karşılaştılar ne yazık ki. Birçok özel araç Suruç’a giremedi.
»Daha önceleri de kriz ortamlarına gidip bilgilendirme yaptın mı?
Fotoğraf, video ve yazılarla olan bilgilendirmeleri uzun süredir yapıyorum. Geçen kış 3 kez Vanlı depremzedelerin direnişine katılıp oradan fotoğraf, video ve gözlemlerimi paylaştım. Ayrıca Gezi Direnişi boyunca birçok eylemde; Okmeydanı'nda, Kadıköy'de, Basmane'de, Ethem'in duruşmasında, Lice'deki kalekol direnişinde, Greif işçilerinin direnişinde, az önce anlattığım Yırca direnişinde ve daha aklıma gelmeyen birçok yerde bu tür aktarımlar yaptım.
»Suruç’a gittiğinde neyle karşılaştın; oradaki tablo nasıldı?
Suruç'ta ilk gittiğim yer Amara Kültür Merkezi'ydi. Burası hem bir revir hem de 600’e yakın Kobaneliyi ağırlayan bir ‘ev’di. Gittiğimde bahçede yüzlerce insan vardı battaniyelerine sarılmış uyuyan. Gelenlerin neredeyse yüzde 95’i kadın, yaşlı, çocuk ve bebeklerden oluşuyordu.
'KORKMAK O AN LÜKS BİR DUYGU'
»Çekim yaptığın anlarda öldürülmekten korktuğun zamanlar oldu mu?
Bu öldürülme hissini Suruç’ta da yaşadım birkaç kez. İlki askerin sınır nöbeti tutanlara sert bir şekilde saldırması esnasında oldu. Saldırı başlar başlamaz video kaydına başlamıştım. O esnada bir gaz fişeği neredeyse 90 derecelik bir açıyla bana doğru geldi. Neyse ki isabet etmedi. İkincisinde de yine kayıttaydım; askerin Etmaneke köyüne zırhlı araçlar ve Tomalarla girişini çekiyordum. Tam o esnada az öteme bir havan topu düştü. Açıkçası korkup korkmadığımdan tam emin değilim. Çünkü bunu düşünmeye zamanım olmadı. Sanırım korkmak o anlarda lüks bir duyguydu benim için.
»Savaş en çok kadınları çocukları etkiler derler. Çadır kentlerdeki çocuklar nasıldı?
Çocukların her yerde çocukluklarını koruduğunu düşünsek de; savaşın en fazla farkında olan kesim de onlar. Yumurtalık köyünde geçiş esnasında kardeşinin beşiğini binbir güçlükle, yerde sürükleyerek taşımaya çalışan 8-9 yaşlarındaki o kız çocuğunun görüntüsü hâlâ gözümün önünden gitmez. Birçoğu hasta veya çok bitkin düşmüştü kilometrelerce yürümekten. Ancak dışarıdan gelen gönüllülerle vakit geçirirken inanılmaz eğleniyorlar. Çocukların gözlerindeki o mutluluğu görmek için değil İzmir’den Plüton’dan bile gidilir Suruç’a…
SAVAŞIN ETKİSİNİ AZALTABİLİRİZ
»Savaşı görmüş biri olarak dünyaya mesajın ne olurdu?
Savaşları durduracak gücümüz olmayabilir, amenna. Ancak etkilerini azaltabilecek gücümüz var; yeter ki isteyip fikirlerimizi edime dönüştürelim. Dayanışmayı bir yaşam tarzı haline getirmediğimiz sürece dünyanın katlanılacak ve batınca kanatacak dikenleri olmaya devam edeceğiz. Bu dünyada birer boşluk olmayalım; boşluklarını dolduralım
***
‘Dayanışma duygusuyla gittim’
»Seni Suruç’a savaşın sınırına götüren şey neydi?
Beni Suruç’a ve daha önce gittiğim diğer tüm yerlere benzer duygular götürdü; dayanışma ve sorumluluk. Düşünün; birilerinin cetvelle çizip ayırdığı toprakların öte tarafında bir halk savaşıyor. Binlerce insan katliama uğramamak için yerinden yurdundan ayrılmak zorunda kalıyor. Bir fotoğrafçı, video aktivist veya gözlemlerini kaleme alan biri olmayı geçtim; her vicdanlı ve duyarlı insan şu soruyu sormalı kendisine: ‘Ben ne yapabilirim?’ Kimileri bu soruyu sorup sınır nöbeti tutmaya, gönüllü sağlık hizmeti sunmaya ya da dayanışma malzemelerini taşımaya gitti. Ben de elimdeki kısıtlı imkânlarla orayı belgelemeye, insanlara gösterip harekete geçirmeye, gözlemlerimi aktarmaya gittim. Yani asıl amacım en iyi fotoğrafı veya videoyu çekmek; en etkili cümleleri yazmak değildi. Becerilerimi savaş mağduru insanlar için kayıtsız, çıkarsız ve sınırsız bir şekilde seferber etmekti.
***
Çadır kentler hâlâ yetersiz
»Yeterince destek geldi mi çadır kentlere? Son durumları nedir?
Suruç ve sınır köylerinde 14 gün kaldım. Bu süre zarfında yeni çadır kentler yapıldı, buralara yerleştirilenler oldu. Ancak bu konuda eksik çok. Çadırlar soğuğa ve yağmura dayanıklı değil. Ayrıca yangın riski de var; bunu daha önce Van depreminde yaşadık. Çadır kentlerde zor günler bizleri bekliyor ne yazık ki. Bulunduğum süre zarfında yardım depolarına da gittim. Ama yeterli yardımın şu an için geldiğini düşünmüyorum.


