Boşlukta asılı kalmış çöp bedenler
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL

“İnsan, kendi ördüğü anlam ağlarında asılı kalmış bir hayvandır” (C. J. Geertz). Anlam ağları çökünce boşluğa düşüyor insan. Günümüzde sık sık ruhsal bunalımlar yaşamamız, asılı kaldığımız anlam ağlarının yırtılması ve kendimizi yeryüzünde bulmamızdan. O yüzden ağlarımızı onaracak anlamlar bulmamız gerekiyor. Tüketim toplumunda anlamlar metalara iliştirilmiş. Her yer tıka basa nesne dolu. Ellerimizde tığlar; nesnelerle örüyoruz anlam ağlarımızı ve yıpranan yerlerini yenileriyle onarıyoruz. Gel gelelim her nesne anlam dünyamıza dâhil olduğu an hızla anlamını yitirip eskiyor. Ve boşluğa düşmemek için yeni nesnelerin peşine düşüyor ve bıkmadan usanmadan anlam arayışımızı sürdürüyoruz. Başka çaremiz yok; anlamsız bir dünyada yaşamak, cehennemde yaşamaktır. Yeryüzü bizim cehennemimiz. Yeryüzünden kurtulmak için, anlam ağlarımızı hep daha yükseğe örmedik mi? Anlamı yeryüzüne değil, yükseklere yerleştiriyoruz.

Anlam ağlarını, dibi zar zor görülen bir uçurumun tepesine, iki sarp dağ arasına örenler de var, Italo Calvino’nun Görünmez Kentler kitabındaki örümcek kent Ottavia’nın sakinleri gibi. Ottavia’nın sakinleri bir doruktan ötekine bağlanmış halat, zincirler ve tahta köprüler üzerinde yaşamak, küçük tahta traversler arasındaki boşluklara basmamaya dikkat ederek yürümek ve kenevir ilmiklere tutunmak zorundadırlar. Calvino, Ottovia anlatısını şu cümlelerle bitirir: “Ottavia sakinlerinin boşluğa asılı yaşamları diğer kentlerdekine oranla çok daha güvenli. Herkes biliyor ki ağ artık fazlasını taşımayacak.” Havada asılı küçük anlam dünyalarında yaşayanlar, kendilerini güvende hissediyor. Ama çok kırılgan bir dünya bu. Anlam ağları çoktan çürümeye başladı bile, farkında değiller; uçuruma ha düştü ha düşecekler. Düşmemek için daha fazla asılıyorlar ağlara, ama boşuna. Ağlarını onarmak için nesnelere ihtiyaç duyduklarında bilecekler ki her nesne ağa fazladan bir yük bindirecek. Ve her nesne ağa dâhil olduğu an hızla anlamını yitirecek. Yükseklerdeki anlam ağlarında yaşamayı diretenler, anlamını yitiren nesnelerini aşağıya atmak zorunda. Yeryüzü çoktan çöplüğe çevrildi bile.

Çöp; anlamını yitirmiş nesneler yığını. Bir zamanlar hayatımıza girmiş, hayatımızı değiştirmiş nesneler çok geçmeden kendilerini çöplükte buluyor. Okyanus’da yüzen, ıskartaya çıkarılmış nesnelerden oluşmuş adalarımız bile var. Bu gidişle kıtalardan geriye çöp adaları kalacak. Ayaklarımızın üzerinde durmayı başarıp yürüdüğümüzde yeryüzü, baş edilemeyecek kadar karmaşık gözükmüştü gözümüze ve gözümüzü gökyüzüne çevirmiştik. Kaostan bakıldığında gökyüzü, kozmik düzeni, mutlak ve kutsal hakikati yansıtan bir ekran gibiydi ve göklerden haber getirdiğini iddia eden ulakların anlattıklarına göre anlamlı hayatlar kurduk. Yeryüzüne değil, göklere inandık ve yeryüzünü değersizleştirdik. Şimdi mecburen havada asılı kalmak zorundayız. Çünkü çöp dağları Leonia’da olduğu gibi kentlerimizi kuşatıyor. Görünmez Kentler kitabının bir diğer kenti olan “Leonia’nın zenginliği hergün üretilen, alınıp satılan eşyalardan çok yenilerine yer açmak için kaldırılıp atılan eşyalarla ölçülür.” Ve kentin sakinleri hergün yepyeni nesnelerle başlarlar güne. “Dünün çöpleri, önceki günün, tüm önceki günlerin, yılların, on yılların çöpleri” üst üste yığılır. Çöp yığınları çok geçmeden kenti yutacak. Ve bizler de çöpe karışacağız; çöp yığınlarında nesneler gibi, geri dönüşümü bekleyeceğiz.

Iskartaya çıkarılmış ve geri dönüşümü bekleyen sadece nesneler değil; giderek büyüyen işsizler kitlesi, savaşlarla yerinden yurdundan edilmiş mülteciler ve diğerleri; anlam ağlarından atılmış, çöpe dönüşmüş bedenler. Gündelik hayatta yeniden dolaşımına girmeyi, anlam ağlarına takılmayı bekleyenler. Birilerinin anlam ağlarına takıldığımızda dünya anlamlı hâle geliyor. Oysa o birileri, ağlardaki bedenleri iliklerine dek sömüren ve enkaza dönüştürenlerdir. Bedenler enkaza dönüştüklerinde artık geri de dönemeyecekler. Çok geç olmadan anlamı yeryüzüne yerleştirmeyi neden denemiyorsunuz; kendi anlam ağlarınızı yeryüzünün öteki bedenleriyle birlikte örmeyi, yeryüzünü ve kendinizi anlamlı kılmayı? Yukarıdaki kurtarıcıyı mı bekliyorsunuz? Gelmeyecek!