Bu davada ikisi de suçüstü yakalandı
İlhan Cihaner 'İrtica ile mücadele eylem planını' uygulamaya koymakla suçlandığı davada AKP’nin ve Cemaat’in “suçüstü yakalandığını” söylüyor ve “Didiklerlerse ikisinin de rezilliği ortaya çıkacak” diyor

ÖMÜR ŞAHİN KEYİF omursahin@birgun.net
CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner'in Erzincan Başsavcısıyken İsmail Ağa ve Gülen Cemaatlerini mercek altına alması sonrası, 'İrtica ile mücadele eylem planını' uygulamaya koymakla suçlandığı dava sürüyor. Cihaner'in de kapsamlı ifade vereceği duruşma bugün 09.30'da Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nde gerçekleşecek.
Bir dönem daha milletvekilliği yapmak için CHP, 3. bölgeden aday adayı olarak önseçime girecek olan Cihaner'le davayı, önseçimi ve AKP içindeki çatırdamayı konuştuk.
>>Yandaş basın kumpas davaların üzerine gidiyor, ama sizin davanıza çok dikkat çekmediklerini görüyoruz. Nedir sizce bunun nedeni?
Onun gerekçesi şu, bizim davada, daha önceden bir arada icra-i sanat eyleyen sonra ikiye ayrılan çetenin, şimdi ayrı ayrı faaliyet gösteren iki yapısı da suçüstü yakalanmıştır. O kadar açık delilleri var ki. İkisinin de hırsızlıkları, yolsuzlukları var, dava kurgulamaları, gizli tanıklar üzerinden yaptıkları işler var. Onun içindir ki bizim davanın etrafından dolaşıyorlar. Eğer onu didiklerlerse her iki tarafın da rezilliği ortaya çıkacak...
Özellikle hükümet-Cemaat medyası 'Yargılamadan kaçmak için milletvekili oldu' diye yanılsama yaratıyor, ama biz yargılanıyoruz, bize gelince dokunulmazlık yok. Anayasa'nın dokunulmazlığa dair kurallarına açıkça aykırı bir şekilde yargılıyorlar. 27 Mart'ta (bugün) duruşmam var. İlk kez mahkemeye gidip detaylı ifade vereceğim.
>>Ne bekleniyor duruşmada?
Aslında ilk celse karar verilmesi gerekiyor, çünkü tüm soruşturma hukuka aykırı. Bunu Yargıtay Ceza Genel Kurulu da tespit etmiş durumda, yani bu soruşturmayı yetkisiz ve görevsiz bir savcının yaptığı tespit edildi. Bu durumda yasada derhal beraat verilmesine ilişkin koşullar vardır. Ama bu güne kadar hâlâ yargılamayı sürdürüyorlar.
>>>Arınç – Gökçek atışmasından sonra, yarılmanın derinleşeceğini söylediniz. Neye dayandırıyorsunuz bunu?
Üçüncü dönem kuralı ve bir hezeyana dönüşmüş paralel yaftalaması nedeniyle de kavganın derinleşeceğini öngörebiliriz. Ama asıl gerekçe, paylaşılacak pastanın, ekonomik daralmayla birlikte sınırlanmış olması ve buna ek olarak da Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasıyla, uzlaştıracak, racon kesecek bir abinin de rolünün zayıflamasıyla, AKP'yi oluşturan farklı siyasal yapılar içinde, Türkiye'nin temel meselelerine ilişkin (Kürt meselesi gibi), farklı siyasal yaklaşımların iyice uzlaşmaz hale gelecek olması. Milletvekili listelerinin kesinleşmesiyle bu kavga ayuka çıkabilir. Belki de sağın her zaman yaptığı gibi bir kısmı, yeniden gömlek değiştirerek, görünürde kirli olanları sözde ayıklayarak bir üçkağıt yapacaklar. Ama artık ne ekonomik sorunların ne yolsuzluk ve hırsızlıkların ne de sürekli oyaladıkları Kürt sorunuyla ilgili mızrağın çuvala sığacağını zannetmiyorum. Bir halk bu kadar uzunca bir süre aldatılamaz. O anlamda bu krizin derinleşeceğini düşünüyorum. Kriz kuşkusuz istenilecek bir şey değildir bir ülkede, çünkü onun sıkıntılarını her zaman öncelikle yoksul halk, emekçi kesim çeker. Onun için burada alternatif siyasi partilerin bu süreçte derleyici toparlayıcı ve umut verici olmaları gerekir.
>>Gökçek ve Arınç'la ilgili soruşturmadan ne çıkar?
Buna soruşturma demek doğru değil. Bugüne kadarki pratik, bu tarz olaylarda eğer suç iddiasıyla karşı karşıya kalan muhalefet partisine mensup milletvekilleriyse, fezleke düzenlenip Meclis'e gönderilmesi, ama eğer AKP'liyse takipsizlik verilmesi şeklindeydi. Burada da emin olun öyle olacaktır. Talimatı Başbakan verdi, bu olay kapanmıştır dedi. Bu devlet mekanizmasının tamamına verilmiş bir emirdir. Arınç'ın, Gökçek'le ilgili söyledikleri bir suç ihbarıdır. Dokunulmazlık kapsamında değildir. İfadesinin alınmasında hukuki bir engel yoktur. Bunu yapmazlarsa siyasi saiklerle üstü kapatılmış bir skandal olacaktır. Aslında buna benzer çok fazla olay daha önce dışarıdan dillendirildi. Önemli olan bunun ahlaki sonuçları ve hukukun buna verdiği tepki. Yani AKP içinde bir kavga olmadıkça hukuk harekete geçmiyor. Oysa defalarca Mimarlar Odası'nın, yurttaşların yaptığı şikâyetler var. Hiçbiri kaale alınmadı. AKP'nin topluma dayattığı muhafazakâr ahlakın, ne kadar dibe vurduğunun teşhir edlmesi gerekir. Köşelerde yolsuzluk iddiaları değil, 'Niye açık ettiniz, dava adamına yakışır mı' gibi şeyler tartışılıyor. Teşhir edilmesi ve üzerine siyaset üretilmesi gereken yer burası...
>>Gökçek'in görevden alınması gerektiğini söylüyorsunuz...
Tabii. Haklarında daha önce çok daha basit iddia ve ihbarlar olan belediye başkanları soruşturma başlatıldığında görevden alındılar. Bu da çok basit bir gerekçeye dayanıyor, örneğin ihale yolsuzluğu soruşturuluyorsa; bu belgeler belediyededir, belediyedeki görevliler belediye başkanının emrindedir, delillere ulaşabilir, delilleri karartabilir, tanık olarak ifadeleri alınacaksa hâlâ görevde olan bir belediye başkanının hâlâ hiyerarşik olarak altındaki bir kişinin özgür iradesiyle ifade vermesi zor olabilir. Bu kaygılarla soruşturmanın selameti için görevden alma mekanizması vardır yasalarda, ama bugüne kadar bu AKP'liler için hiç uygulanmadı. Her şeyden önemlisi mutlaka ama mutlaka bir malvarlığı soruşturması yapılması gerekir. Kendisinin ve yakınlarının elde ettiği mal varlığının geliriyle orantılı olup olmadığının açığa çıkarılması gerekir, etkin bir soruşturmadan söz edebilmek için.
>>Tekrar vekil olmak için önseçime gidiyorsunuz. Neden kontenjana başvurmadınız?
Birincisi tutarlılık adına; Parti Meclisi'nde hep kontenjansız önseçimi savundum. İkincisi milletvekilleri dört yıl boyunca performans gösteriyorlar, bunun taban olumluyor mu olumlamıyor mu diye test edilmesi lazım. Üçüncüsü biz diğer aday adaylarına göre çok avantajlıyız; bir milletvekili medyaya daha kolay ulaşır, söyledikleri hem parti tabanında hem kamuoyunda daha çok yer bulur. Mesela bizim aday adaylarımızdan biri işçi bir arkadaş, kendisi kart bastırmış, kartlarını dağıtıyor. Böyle bir sürü adayımız var. Onların karşısına 'Ben tepeden atanacağım' diye çıkmak etik değil, çok çok eşitsiz bir seçim süreci yaratır. Hatta bu yarış sürecinde de onların alanını tıkayacak şekilde agresif bir propaganda yöntemini de etik bulmuyorum...
Partinin karar mekanizmalarıyla taban arasında bazen ideolojik olarak makas çok açılıyor. Bu makası ancak önseçim kapatabilir. Bir diğer gerekçe de bu.
>>Neden İstanbul 3. bölge?
İstanbul siyasetin en belirleyici olduğu yer. Son kurultayda en çok İstanbul delegesinden oy aldım. Duygusal bir bağ da oluştu ve dört yıllık politik faaliyetin önemli kısmı da İstanbul'da geçti. Gezi, sonrasındaki olaylar, davaların takibi, eyemler, konferanslar, söyleşiler... Çok da uzak olduğum bir yer de değil zaten. Ayrıca, İstanbul neredeyse Türkiye'nin bir kesiti, hemen hemen tüm kentlerden hatırı sayılır bir kitle var... İstanbul 3. bölgede sol adına yapılacak çok şey var... En çok fayda sağlayacağım yerin burası olduğunu düşünerek tabanın karşısına çıktık...
>>Nasıl bir dört yıl geçirdiniz Meclis'te? Neyi yarım bıraktınız ve tamamlayacaksınız?
Bu dönem öncekilere göre parlamentonun ve milletvekillerinin işlevlerinin çok değiştiği bir dönem oldu. Parlamentonun işleyiş tarzı değiştiği, insanların takip ettikleri siyasi hareketin iddialarının yurttaşlara iletilmesinin kanalları önemli ölçüde tıkandığı için bu dönemde milletvekilleri çok fazla sokakta oldular. Aktivist - eylemci arası bir milletvekili profili de çıktı. Normalde tüm enerji ve birikimini yasa yapma, toplumla devlet arasında bir medya işlevi görme üzerine yoğunlaştırması gereken milletvekili, bazen ağaçlar kesilmesin diye greyderlerin, bazen gençler gaz yemesin diye TOMA'ların önünde durdu, bazen gözaltında kötü muamele görülmesin diye karakollara gitti, bazen duruşmaları takip etti... Böyle garip bir dönem geçirdik.
>>Önümüzdeki dönem ne olacak?
Önümüzdeki dönem de belki çok daha sert farklı şeyler olacak, çünkü siyaset boşluk kaldırmaz diye meşhur bir laf var ya, parlamentonun oluşturduğu muhalefet alanı tıkanınca, zorunlu olarak diğer muhalefet alanlarına kaydırıyor insanı hareket...
Haziran seçimlernin çok önemli olduğu tartışmasız. Korkut Boratav Vişnelik toplantılarında, Haziran seçimlerini, 2015 yılını köprüden önceki son çıkış olarak tarif etmişti. O zaman da Türkiye'de belli gerilimler henüz yaşanmamıştı. En kötü senaryo olsa bile bunu bir felaket gibi karşılamayacağız, tabii ki; mücadele durmaz. Sözün hükümünü yitirdiği bir Meclis'teyiz biz. Meclis toplantılarında, genel kurul görüşmelerinde AKP'li başkan vekilleri oturumu yönetiyorken söz hakkını inanılmaz derecede kısıtlıyorlar. Oysa Bülent Arınç'ın muhalefetteyken yaptığı bir konuşmada 'Parlamento konuşma üzerinedir' diyor ve ABD'de süresiz konuşmaya izin veren 'Filibuster' geleneğinden örnek veriyor. Ama şimdi, iki dakikalık söz hakkına bile tahammülleri yok.
>>Hâl böyleyken sizin gibi vekillerin işlevi ne oluyor Meclis'te?
Eğer o vekiller olmasaydı İç Güvenlik yasası denilen sıkıyönetim yasası, sahiden sanki bonzaiye molotof kokteyline karşı bir yasaymış gibi çok sessiz sedasız geçecekti. Şu anda bir farkındalık varsa oradaki direniş nedeniyle. 2007'deki Polis Vazife Selahiyetleri Kanunudeğişikliği sonrasında, polisin, 'Dur ihtarına uymadı' diye, 'Kaçtı, şüphelendim' diye öldürdüğü kişi sayısı neredeyse 200. Polisin silah kullanma yetkilerini artırdığı algısı bile çok tehlikelidir, polisin çok daha rahat tetiğe basmasını sağlayacaktır, belki, o direniş birçok insanın yaşamını kurtardı bu arada. Kuşkusuz parlamentonun teknik anlamda bir sıkıntısı var ama henüz parlamentonun terkedilmesi gereken bir zemin olduğunu düşünmüyorum. Bu diğer mücadele alanları boş bırakılacak demek de değildir. Hepsi bu kontrolsüz gidişata bir fren oluşturuyor, farkındalık yaratıyor ve bir birikim yaratıyor.
>>Bu anlamda, Birleşik Haziran Hareketi içinde de yer alıyorsunuz...
Haziran Direnişi'ni çok önemsiyorum. Sadece Türkiye için değil, dünya için bence bir umut oluşturabilecek bir hareketti. Ve ortaya koyduğu öncelikler, kaygılar, hareket tarzı dünyada birçok harekete ilham oldu. Birleşik Haziran'ı da onun önceliklerini ortaya koyan bir hareket olarak çok önemsiyorum. Tabi ilk başta özellikle bizim CHP tabanında bunun bir alternatif hareket gibi algılanması gibi kaygılar oldu ama sonrasında bunun böyle olmadığı anlaşıldı. Birçok siyasi gelenek, yapı, parti, dergi çevresi kendi bütünlüklerini koruyarak oraya dahil oldular. Ve Birleşik Haziran hepisinin matematik toplamından daha fazla bir şeye tekabül etti. Bunu 13 Şubat boykotunda gördük. Oradaki hiçbir örgütlü yapının tek başına mobilize edemeyeceği boyutta bir kitle harekete geçti. Bu da belki de ilk testi oldu Haziran Hareketi'nin. İnsanların politik toplumsal mücadelelerini sadece tek bir alanda yapma zorunlulukları olmadığı gibi, çoğu insanı o tarz örgütlü yapılar tam olarak karşılayamayabiliyor.
>>Haziran'ın seçim tutumu 'CHP'ye destek' şeklinde olmadı. Darıldınız mı?
Yok. Çünkü Haziran Hareketi kurgulanırken hep şu söylendi, 'Biz meclislerden gelen iradenin yürütücüsü olacağız'. Haziran Hareketi de seçim tutumunu belirlerken, meclisler tartıştı, raporları sekreteryaya gönderdiler. O iradeye uymak zorundasınız.
>>Beklenti içine girmediniz mi en azından?
Gerçekçi olmak lazım. Ben CHP milletvekiliyim ve oyunu artırması için mücadele ediyorum ama Haziran'ın evreni, hedefi, önceliği farklı. Eğer Haziran CHP'ye destek açıklasaydı bu onun önemli ölçüde örselenmesine, hatta dağılmasına yol açabilirdi. HDP'ye de açıklasaydı da boykot da aynı sonucu doğururdu. Bir de bağımsız hattın korunması vardı... Kırgınlığım olmadı, ben de bu kararı doğru buluyorum Haziran açısından.
***
'Bizim yaptıklarımız CHP'ye yazılmıyor'
>>CHP'nin 'solcu' vekillerindensiniz. CHP içinde iş yapmanız kolay oluyor mu?
İlginçtir, bizim yaptıklarımız CHP'ye yazmıyor. (Gülüyor) CHP milletvekilisiniz, partinin delegesi iki kez beni PM'ye seçti, hem de yabana atılmayacak bir oyla. Ne fikrimi dillendirmek ne oyumu kullanmak konusunda öyle bir baskı falan yok, çok rahatım, yalnız da değilim... Tabanla partinin kararlarının arasındaki makasın açıldığı bazı yerlerde, söyleyip yaptıklarımız belki sırıtıyordur, ama partinin asıl rengini veren delegelerinin, tabanının verdiği kararlardır, o noktada da hep sahiplendiler beni. Ama nedense, solun olumlu gördüğü milletvekillerinin yapıp ettikleri CHP'ye çok yazmıyor da Abdüllatif Şener gibi bir dedikodu bile CHP'nin aleyhine hemen bir eksi olarak geçiyor. Bu partiyle ilgili çok kemikleşmiş önyargılar var. Ayrıca sağ siyasetin tekrar ede ede artık insanların beynine kazıdığı şeyler var, sol da kendini o kalıplara zaman zaman kaptırıyor. Tabii ki eleştirilecek şeyler var, bunları da en yüksek sesle, en çok eleştirenlerden biriyim, o ayrı. Herhangi bir baskı rahatsızlık yok, tam tersi en uç sayılabilecek politik faaliyetlerimde bile parti içinde destek buluyorum. Artılarımmız partiye yazsa daha iyi olacak.
>>Araştırmalar sol söylemin CHP'ye kazandıracağını söylüyor. Parti içinde tartışıyor musunuz bunu?
Öteden beri var bu tartışmalar. PM'deki konuşmalarda da Milletvekillerinin açıklamalarında da var. Önseçim sürecinde aday adaylarının kullandığı dil, tabanın verdiği olumlu refleks, çok güçlü bir sol beklentinin olduğunu, sosyal demokrat politikaların istediğini gösteriyor. Ön seçimlerin sonuçları da bence bu tarz bir tablo koyacak önümüze. Bu tartışma yapılıyor. Umuyorum ki sonuçlar da öyle olacak. Ama liberallerin de böyle bir söylemi var, onları çok anlamlandıramıyorum. AKP'nin faşizan uygulamalarını, yağmayı, talanı eleştirmek yerine, solun güçsizlüğünü eleştiriyorlar.
Oradan gelen, 'CHP'nin daha sol olması gerektiğine' dair görüşleri hiç ciddiye almıyorum, çünkü gerçekçi değil. Madem öyle o zaman sen de AKP'yi destekleme, CHP'yi de sol bulmuyorsan bir sürü sosyalist parti var, onları destekle. Ülkede her şey kötüye gittiği zaman ağzına iktidara yönelik tek bir eleştirel söz almayıp, ondan sonra memlekette olan biten solun eksikliği, CHP sol olsun demek saçmalık soytarılık. Ama CHP'ye soldan gelen ekseninin sola oturmasına dair eleştirileri ciddiye alıyorum, onu doğru da buluyorum, öyle de olacağını düşünüyorum, öyle de bir hava var. SYRIZA gibi Avrupa'daki sol birlikteliklerin Türkiye'de de Birleşik Haziran'ın tüm partilere soldan olumlu anlamda bir basınç oluşturduğunu da düşünüyorum.
****
'Bu normalde bir küfürdür'
>>Milletvekilliği performansı nasıl ölçülmeli? Çok soru önergesi vermek çok çalışmak mı demek?
Soru önergesi de çok işlevsel mi sorgulamak lazım. Milletvekilliği performansını geleneksel milletvekili karnesi üzerinden değerlendirmek çok aldatıcı olabilir. Kişi onlarca araştırma önergesine ya da yasa teklifine imza atabilir, onun o yasa teklifinin hazırlanmasında zerre katkısı olmayabilir. Soru önergesi de öyle. Ayrıca önergeyi veriyorsunuz, 'Şu süreden bu süreye ne kadar memur görevden alınmıştır' diye. Buna ya cevap vermiyorlar ya da 'Hukuk çerçevesinde atama yapılmıştır' diye cevap veriyorlar. Bu normalde bir küfürdür. Çünkü sizinle dalga geçiyor. Eskiden ciddi bir denetim mekanizmasıydı. Ama şimdi, karşınızda ahlaktan, toplumsal tepkiden kendisini tamamen soyutlamış, tek hedefi despotun gözüne girmek olan bir kişi varsa onu ne soru korkutuyor ne 'Ayıp değil mi sana' denmesi ne bir medya tarafından eleştirilmek. Zaten zincirlerini koparmış.


