Google Play Store
App Store
Bu ilk satış değil

Emek Servisi

İktidarın oyalama, baskılama ve yasaklama politikalarıyla domine ettiği Kamu Çerçeve Protokolü görüşmelerinin nihayetinde sefalet zammına mahkum edilen 600 bin kamu işçisinin ardından sendikaların aldığı pozisyon tartışılmaya devam ediyor.

Emeğin hakkı için masaya oturduklarını iddia eden konfederasyonlar, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile ekonomi yönetiminin çizdiği 'çerçeve'ye geçen günlerde imza attı. Masada yetkili olan Türk-İş ve Hak-İş’in, yıllık yüzde 114 oranında net çıplak ücret artışı talep ederken yüzde 33 oranında zamma razı gelmesine ise tepkiler yükseldi.

İşçinin ilk günden beri var olan sokak iradesi, sendikal bürokrasinin elinde yok edildi. Yılın ilk 6 ayını zam almadan geçiren ve ikinci 6 aylık döneme de zamsız başlayan işçiler oyalandıkça yılgınlığa sürüklendi. Kamu işçilerinin işyeri önü eylemleri, iş bırakma ve yavaşlatma ile grev için var olan iradesi de bunların örgütleyicisi olma sorumluluğunu üstelenenler tarafından kırıldı. Aileleri ile 3 milyon kişiye yaklaşan kamu işçilerinin talep ve hakları, böylelikle iktidar ve emek esaslı sendikacılık faaliyeti sergilemeyen konfederasyonlar tarafından yutulmuş oldu. İşçiler, adeta bürokrasi masasında terk edildi. Türk-İş ve Hak-İş, masa ilk kurulduğunda ortak teklif vermelerine karşın alandaki mücadeleyi beraber örmedi. Türk-İş, tabanından yükselen seslere rağmen sembolik olarak nitelendirilebilecek basın açıklamalarıyla eylemlerine başlarken Hak-İş süreç boyunca etkin bir eylem gerçekleştirmedi.

IMF esaslı 'hedef enflasyon-gerçekleşen enflasyon' söylemlerine dahi tepkilerini dile getirmeyen sendikalar, günün sonunda harekete geçmedi. Öte yandan güvenilir olmayan TÜİK enflasyonuna eş zammı bile kamu işçisine çok gören iktidarın, temsilcisi Çalışma Bakanı Vedat Işıkhan'ın toplantıların bazılarına katılım dahi göstermedi. Hem Bakan Şimşek hem de AKP iktidarının isteklerini uygulamaya memur edilen TÜHİS masada dilediğince hareket alanı buldu.

Tekliflerin kabul edilemez olduğunu ifade eden Türk-İş, kamudaki 500 işyerinde grev kararı aldığını duyurmuştu ancak tek adam rejiminin "Cumhurbaşkanı Kararnamesi" silahı devreye girdi. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan maden işçilerinin 1 Ağustos’ta başlamayı planladığı ilk grevi 31 Temmuz gece yarısı kararnamesi ile yasakladı. Gerekçe ise AKP iktidarı boyunca neredeyse tüm yasaklarda kullanılan 'milli güvenlik' oldu. Türk-İş, en tepeden gelen grev yasağına göğüs germeyi beceremezken Hak-İş, tüm süreç boyunca koruduğu sessizliği ile imzayı attı. Böylece 600 kamu işçisini sefalete mahkûm ederek ortada bırakan Protokol bağıtlandı.

ON YILDIR AYNI HİKAYE

Bu yıl imzalanan Kamu Çerçeve Protokolü, Türk-İş ve Hak-İş'in işçileri, tek adam rejiminin karşısında ilk ezdirişi değil. 12 yıldır Ergün Atalay'ın yönetiminde olan Türk-İş ve 14 yıldır Mahmut Arslan'ın yönetiminde olan Hak-İş, AKP iktidarının sahip olduğu gücü daha da derinleştirerek tek adam rejimini inşa etmeye başladığı bu yıllarda emek esaslı bir sendikacılık faaliyeti sürdürmedi. Başkanlıkları boyunca işçi tarafı olarak oturdukları pazarlık masalarından daima iktidarı memnun eden sonuçlar ile kalkan Türk-İş ve Hak-İş, on yılı aşkındır her protokol sürecinde bir 'danışıklı dövüş gösterisi' izletti. İktidarın güdümünde büyüyen Hak-İş, kamu işçilerinin çoğunluğunun üye olduğu en büyük konfederasyon olmasına rağmen hiçbir pazarlık sürecinde etkili bir sendikal faaliyet yürütmedi, Mahmut Arslan ise yıllar boyu pazarlık sürecinde 'ortadan kaybolmasıyla' eleştirildi. Türk-İş de iktidarın çizdiği kırmızı çizgilerin dışına çıkmadı. İşçiyi temsil etmek için değil, adeta iktidarı memnun etmek için çalışan Ergün Atalay'ın oturduğu her TİS masasından işçinin payına düşen sefalet oldu.