BURHAN SÖNMEZ: Superman
1929 yılında Amerika’da yaşanan büyük ekonomik bunalımdan sonra uzaylılara olan ilgi artmış, sadece tehlikenin değil kurtarıcının da uzaydan geleceğine....
1929 yılında Amerika’da yaşanan büyük ekonomik bunalımdan sonra uzaylılara olan ilgi artmış, sadece tehlikenin değil kurtarıcının da uzaydan geleceğine dair bir inanç yerleşmişti. Yıllarca etkili olan ekonomik bunalım, hem gelişmiş ülkeleri vurmuş hem de tarımda tahribata yol açmıştı. İnsanların içine düştüğü umutsuzluk ortamında 1933 yılında yayına başlayan Superman adlı çizgi romanın gördüğü ilgi bu yüzden şaşırtıcı değildi. Sisteme olan güven zedelenmiş, geleceğe dair kaygılar büyümüştü. Superman gibi bir kahraman, toplumun genel sağduyusuna ve beklentisine seslenerek, yalnız olmadıklarını hissettiriyordu. Haydutlarla mücadele ediyor, kötü işadamlarından hesap soruyor, dolandırıcı politikacıları altediyordu.
“Üstün-insan” anlamına gelen Superman fikrinin, Nietzsche’den esinlendiği, onun Übermensch kavramının bir tercümesi olduğu iddia edildiği gibi, bunun aksine, Nietzsche’nin toplumsal değer yargılarının sınırlarını aşan bir kişiliği tanımladığı, ancak Superman’in bu değer yargılarına sahip çıkarak onları tesis etmeye çalıştığı, bu yüzden birbirlerine ters düştükleri de söylenmiştir.
İçinde bulundukları ekonomik bunalım kadar uzaylıların saldırısından da korkan Amerikan halkı en büyük paniği 1938 yılının 30 Ekim gecesi yaşamıştı. Radyoda, “Aldığımız yeni bir habere göre Marslılar dünyayı işgal etmektedir” anonsunu duyanların yaşadığı korku şimdi bize tuhaf görünse de, uzmanlar bunun bir “yönetim politikasının” sonucu olduğunu söyler. Amerika’da her zaman hayatın ayrılmaz parçası gibi duran bir düşman kavramı yaratılmıştır. O zaman uzaylılar, soğuk savaş döneminde komünist ruslar, şimdilerdeyse her kesimden terörist, korkunun kaynağı haline geldi.
“Marslıların dünyayı istila ettiğini” anons eden Orson Welles’in bu programı, radyo tarihinin en ünlü şakası haline gelecekti, ama o gece bu haberi ciddiye alan halk korku içinde dışarı fırlamış, yollarda kazalar olmuş, birçok kişi uzaylılara yakalanmamak için geceyi kuytularda saklanarak geçirmişti. Öylesine bir korku ki, birkaç ay sonra Hitler’in bir konuşmasında alay konusu olmuştu.
Bugünlerde, dünya genelinde 1929 benzeri bir kriz bekleniyor. Gazetelerde, yaklaşmakta olan bir ekonomik bunalımdan söz edilirken, daha şimdiden Haiti’den Filipinler’e kadar birçok yerde yoksulların ayaklandığı ve eğer önlem alınmazsa daha kötüsünün yaşanacağına dair tespitler bizzat Batılı siyasetçilerin ağzından veriliyor. İngiltere Başbakanı Brown, gıdadaki fiyat artışının haziran ayındaki G-8 toplantısında ele alınmasını önerirken Dünya Bankası Başkanı, “O kadar bekleyemeyiz,” demiş ve eklemiş: “Çok geç kalınmış olur. G-8 toplantısı haziranda. Ama içtenlikle söylemek isterim ki o kadar bekleyemeyiz. Son üç yılda gıda fiyatlarının ikiye katlanmasının geliri düşük ülkelerde 100 milyon insanı açlığa itebileceğini tahmin ediyoruz.” Büyük ayaklanmaların olmasından korkuyorlarmış. Ve güvenecekleri bir Supermanleri yok.
Bazı araştırmacılar, bu çizgi roman kahramanının aslında sıradan insanı olumlayan yanlar taşıdığını söyler. Superman’in alt karakteri olan ve biraz beceriksiz görünen utangaç gazeteci Clark Kent’in sıradan insana verdiği mesajın daha anlamlı olduğu ifade edilir. Basit insanın içinde aslında büyük bir potansiyel vardır, hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve herkes imkânsız sanılan şeyleri başarabilir, demektedir bir arada bulunan bu iki karakter, Superman ve Clark Kent.
Bu ünlü kahramanı beyazperdede canlandıran Amerikalı oyuncu Christopher Reeve, bir kaza sonucu felç olunca, hayatının son yıllarını tekerlekli sandalyeye bağlı olarak geçirmişti (ölümü 2004). Kalbi iyilik için çarpardı ve vicdanı adaletten yanaydı. 1987 yılında Şili’de diktatör Pinochet yönetimi, 77 sinema oyuncusu, yönetmen ve oyun yazarı hakkında ölüm cezası verince, C. Reeve bir kampanya örgütlemiş ve Şili’ye de giderek eylemlere katılmıştı. Bu olayın Amerikan medyasında önemli yer bulmasından dolayı Pinochet, idam cezalarını iptal etmek zorunda kalmıştı. O zaman yayımlanan bir karikatürde, Superman, Pinochet’nin yakasına yapışmış halde gösterilmişti.
“Üstün-insan” anlamına gelen Superman fikrinin, Nietzsche’den esinlendiği, onun Übermensch kavramının bir tercümesi olduğu iddia edildiği gibi, bunun aksine, Nietzsche’nin toplumsal değer yargılarının sınırlarını aşan bir kişiliği tanımladığı, ancak Superman’in bu değer yargılarına sahip çıkarak onları tesis etmeye çalıştığı, bu yüzden birbirlerine ters düştükleri de söylenmiştir.
İçinde bulundukları ekonomik bunalım kadar uzaylıların saldırısından da korkan Amerikan halkı en büyük paniği 1938 yılının 30 Ekim gecesi yaşamıştı. Radyoda, “Aldığımız yeni bir habere göre Marslılar dünyayı işgal etmektedir” anonsunu duyanların yaşadığı korku şimdi bize tuhaf görünse de, uzmanlar bunun bir “yönetim politikasının” sonucu olduğunu söyler. Amerika’da her zaman hayatın ayrılmaz parçası gibi duran bir düşman kavramı yaratılmıştır. O zaman uzaylılar, soğuk savaş döneminde komünist ruslar, şimdilerdeyse her kesimden terörist, korkunun kaynağı haline geldi.
“Marslıların dünyayı istila ettiğini” anons eden Orson Welles’in bu programı, radyo tarihinin en ünlü şakası haline gelecekti, ama o gece bu haberi ciddiye alan halk korku içinde dışarı fırlamış, yollarda kazalar olmuş, birçok kişi uzaylılara yakalanmamak için geceyi kuytularda saklanarak geçirmişti. Öylesine bir korku ki, birkaç ay sonra Hitler’in bir konuşmasında alay konusu olmuştu.
Bugünlerde, dünya genelinde 1929 benzeri bir kriz bekleniyor. Gazetelerde, yaklaşmakta olan bir ekonomik bunalımdan söz edilirken, daha şimdiden Haiti’den Filipinler’e kadar birçok yerde yoksulların ayaklandığı ve eğer önlem alınmazsa daha kötüsünün yaşanacağına dair tespitler bizzat Batılı siyasetçilerin ağzından veriliyor. İngiltere Başbakanı Brown, gıdadaki fiyat artışının haziran ayındaki G-8 toplantısında ele alınmasını önerirken Dünya Bankası Başkanı, “O kadar bekleyemeyiz,” demiş ve eklemiş: “Çok geç kalınmış olur. G-8 toplantısı haziranda. Ama içtenlikle söylemek isterim ki o kadar bekleyemeyiz. Son üç yılda gıda fiyatlarının ikiye katlanmasının geliri düşük ülkelerde 100 milyon insanı açlığa itebileceğini tahmin ediyoruz.” Büyük ayaklanmaların olmasından korkuyorlarmış. Ve güvenecekleri bir Supermanleri yok.
Bazı araştırmacılar, bu çizgi roman kahramanının aslında sıradan insanı olumlayan yanlar taşıdığını söyler. Superman’in alt karakteri olan ve biraz beceriksiz görünen utangaç gazeteci Clark Kent’in sıradan insana verdiği mesajın daha anlamlı olduğu ifade edilir. Basit insanın içinde aslında büyük bir potansiyel vardır, hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve herkes imkânsız sanılan şeyleri başarabilir, demektedir bir arada bulunan bu iki karakter, Superman ve Clark Kent.
Bu ünlü kahramanı beyazperdede canlandıran Amerikalı oyuncu Christopher Reeve, bir kaza sonucu felç olunca, hayatının son yıllarını tekerlekli sandalyeye bağlı olarak geçirmişti (ölümü 2004). Kalbi iyilik için çarpardı ve vicdanı adaletten yanaydı. 1987 yılında Şili’de diktatör Pinochet yönetimi, 77 sinema oyuncusu, yönetmen ve oyun yazarı hakkında ölüm cezası verince, C. Reeve bir kampanya örgütlemiş ve Şili’ye de giderek eylemlere katılmıştı. Bu olayın Amerikan medyasında önemli yer bulmasından dolayı Pinochet, idam cezalarını iptal etmek zorunda kalmıştı. O zaman yayımlanan bir karikatürde, Superman, Pinochet’nin yakasına yapışmış halde gösterilmişti.


