Bütçe hakkı: “Büyük bir palavra” (mı?)
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Bütçe hakkı, devlet ve anayasa ile özdeş. ABD kuruluş süreci, bunu tipik örneği:
Londra Parlamentosu, 1763’te, Amerika’nın doğu kıyılarında Britanya kolonileri(sömürgeleri)nin vergi ödemeleri için bir yasa kabul etti. Koloniler, parlamentoda temsil edilmedikleri gerekçesiyle vergilere itiraz etti: Massachusetts Koloniler Meclisi, 1768’de mülkiyetin “doğal bir anayasal hak” olduğunu, hukuka uygun olmayan vergi yükümlülüğünün bu hakkı zedelediğini öne sürdü. İşte o zaman “unconstitutional” (anayasal olmayan), Londra’da alınan önlemleri kınamak için sıkça kullanılan bir sözcük haline geldi. Ne var ki, Londra parlamentosu tavrında ısrarcı oldu. Bunun üzerine, 13 Koloni temsilcisini bir araya getiren bir Kongre yapıldı ve 4 Temmuz 1776’da halkın yönetim biçimini teyit eden bir Bağımsızlık Bildirgesi ilan edildi.



İngiltere’ye karşı zaferle sonuçlanan savaştan sonra, bu 13 yeni devlet, 1787’de cumhuriyetçi federal birleşik devletler kuran bir Anayasa kabul etti.

BENZERLİK VE AYRIŞMA
TBMM Genel Kurul’undaki bütçe görüşmeleri, Anayasa hukuku ve ABD tarihini hatırlattı; iki açıdan: biri benzerlik, diğeri ayrışma:

>> Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile Anayasa içiçeliği yönündeki benzerlik. Türkiye devleti, Meclis ve Anayasa yolu ile kuruldu.

>> 1787 Anayasası ile 2017 Anayasa değişikliği arasındaki ayrışma.

Tarihimiz bakımından; 1921’de kutsanan TBMM ile 2018’de göstermelik hale gelmiş olan Meclis arasındaki ayrışma açık: 1921’de, Hükümet, BMM’den çıkıyordu ve BMM Hükümeti adını taşıyordu.

2018’de ise, Bakanlar, TBMM’den çıkmadığı gibi TBMM’ye karşı sorumlu da değil.

Buna karşılık, TBMM üyelerinin çoğunluğu (AKP-MHP), Parti-Devlet başkanına bağlılıklarını sürekli teyit etme gereği duyuyor…

DEVAM VE DUYARLILIK ÇELİŞKİSİ
Cumhur İttifakı vekillerinin sözleri, genel başkanlarına övgüler ile bezeli.

Haliyle, milletvekili ve bakan ilişkisi de bağlamından kopuk :

AK Partililer, bakanlara gösterdikleri duyarlılığı birbirine göstermiyor. Şöyle ki; diğer partili vekillerin konuşmalarını dinlemedikleri gibi, kendi vekilleri konuşurken bile ilgisizler; hatta sıraları boş. Bakanların konuşmaları yaklaşınca, hem sıralarını dolduruyor, hem de onu daha çok dinliyor; ama, alkışa sıra gelince hepsi bu kervana katılıyor.

Aslında sıra bakanlara gelmeden, CHP-HDP ve İYİ Parti temsilcilerinin eleştirileri karşısında, AK Parti grup başkanvekilleri, söz alarak, Yürütme savunmasında kusur etmeksizin, bir tür yürütme temsilciliği yapıyor.

NEDEN PALAVRA?
Prof. Erol Katırcıoğlu’nun «bütçe hakkı; büyük bir palavra» nitelemesinin anlamı şu: bakanlık bürokratları tarafından hazırlanan bütçe öneri metinleri, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda tartışılıyor; fakat herhangi bir değişiklik yapılmadan Genel Kurul’a geliyor. Burada da eller otomatik olarak kalkıyor ve kabul ediliyor.

«Geldiği gibi gitme» süreci, aslında, Anayasa’ya rağmen ilgili bakanlık bürokratları tarafından hazırlanan yasa önerileri için de geçerli büyük ölçüde…

KENDİ TARİHİNE YABANCI
ABD ile benzerlik veya paralellik, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde kurucu erk açısından araştırılabilir ve kurulabilir.
Ama ya 2017 Anayasa değişikliği ve 2019 Bütçesi görüşmeleri bakımından? ABD ile karşılaştırmanın yerindesizliği bir yana, asıl yabancılık, 1920 Meclisi ve 1921 Anayasası’nın kurduğu sisteme. Gerçekten, 2017 Anayasa değişikliği, ne ulusal ne de yerli!

Fakat daha esef verici olan şu: değişiklik savunucuları, erkler ayrılığı hedefini dillerine pelesenk ettikleri halde, şimdi onlar tam tersini yapıyor.

Anayasa ve hukukun olmadığı yerde demokrasiden ve bütçe hakkından söz edilebilir mi?